Ehli Sünnet Yolunda Paylaşımlar

Giriş yap Kayıt ol

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR

İçindekiler (138)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İSLAM VE İMANRESULULLAH(SAV)TAN KISSALAR | PEYGAMBERİN KARDEŞLERİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÜÇ KİŞİNİN DAVRANIŞLARIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KABİR AZABINA İKİ SEBEPRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | TEYEMMÜMÜN MEŞRUYETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHALETİN İLACI SORMAKRESULULLAH'TAN KISSALAR | NİYET - İHLAS VE MEZİYETLERİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | NAMAZIN FAZİLETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | NAMAZDAN SONRA ZİKRİN FAZİLETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DUALARIN KABUL ZAMANIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KADINLARA NASİHATRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHENNEMDE KADINLARRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZEKAT VERMEMENİN CEZASIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZEKATINI VERMEYENLERLE HARPRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BORÇLUYA KOLAYLIKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ORUCUN FAZİLETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | FAKİRİN KEFARETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DEVAMLI ORUÇRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALIŞVERİŞTE DOĞRULUKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAYVANLARIN İNSANLARA İHTARIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAYVANA YAPILAN İYİLİĞE ÜCRETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EN SEVDİĞİNDEN SADAKARESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞERRİ BIRAKTIRMAK DA SADAKARESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İBADETTE ÖLÇÜRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | FAZİLET SAHİBINE EVLENME TEKLİFİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KUR'AN ÖĞRETME MİHRİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KOCA HAKKININ ÜSTÜNLÜĞÜRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KADINLAR VE KOCALARIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HİZMETÇİDEN DAHA HAYIRLIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH'IN YAPTIĞINI BOZMAKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZİNANIN TEVRAT'TA HÜKMÜRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZİNAKAR KADININ TEVBESİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERİMİZİN KIZI DA OLSARESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHENNEMDEN BİR PARÇARESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÇOCUK HANGİ KADININRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÖRNEK AHLAKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İHLASLI KELİME-İ TEVHİDRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | MÜMİN MÜMİNİN KARDEŞİDİRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAPRAK ASKERRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YEMEKTE BESMELE VE ŞEYTANRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ISLAMIN BEREKETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KÖTÜLÜKLERİN BAŞI ŞARAPRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | LANETLİ KADINLARRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | GÜNAHLARA KEFFARETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | VEBADAN KAÇMAKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAHUDİLERİN YALANI VE İTİRAF!RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAHUDİ OĞLANIN İMANIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESÜLULLAHIN AMELİYATIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ ALLAH VE İNSANOĞLURESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAKIKİ MÜSLÜMANRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESULULLAHIN ÜMMETİNE ŞEFKATİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RAHİB BAHİRA VE RESÜLULLAHRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESÜLÜLLAHA İTAAT EDEN AĞAÇRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İLK VAHİYRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | NAMAZ VE MİR'AÇRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KAFİRLERİN KORKUSURESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HİCRET EMRİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | MEDİNE YOLUNDARESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DOĞRU YOLU GÖSTERENRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PARMAKLARDAN FIŞKIRAN SURESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEREKETLENEN YEMEKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ MUSA VE AZRAİLRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ EYYUB VE ALTIN ÇEKİRGERESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZALİM HÜKÜMDAR VE SARE VALİDEMİZRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERİN ARKADAŞIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAYA ÖRNEĞİ HAZRETİ OSMANRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İLK HALİFE SEÇİMİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BİR ŞEHİDİN DÜNYA MALIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | IŞIKLI SOPALARRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERE SİPERRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | FİTNENİN KESTİĞİ BEREKETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | TABİİNİN HAYIRLISI ÜVEYS EL-KARANIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BU ÜMMETİN ECRİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AYETÜ'L KÜRSİ VE CİNLERRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | TEBAREKE SÜRESİ VE KABİR AZABIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAHUDİLER İFTİRACIDIRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ NUH VE BU ÜMMETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KENDİNİ TEHLİKEYE ATMAKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ELLİ KİŞİNİN SEVABIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEHİTLİKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RÜZGARDAN DA KUVVETLİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AHİRETTE ÖLÜMSÜZLÜKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KAFİRLERE KURTULUŞ YOKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEHİDLERİN İSTEĞİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | «ALLAH KURTARACAK»RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | MÜŞRİKLERLE MÜŞTEREK BAHİSRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEDİR ASHABININ FAZİLETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KENDİ ÜZERİNE TERCİHRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EHL-İ KİTAB İLE SELAMLAŞMARESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ATEŞTEN BİR ÇUKURRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİRRESULULLAH(SAV)TAN KISSALAR | EBÜ LEHEB'İN ATEŞİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHENNEMDE BİRAZ SURESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AMEL NİYETE GÖREDİRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DENİZDE BİR ŞEHİDRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DEVENİN AĞLAMASIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EMANETE HIYANETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | GANİMET BU ÜMMET İÇİNDİRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KALBİNİ YARDIN MI?RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESULULLAHA YAPILAN İŞKENCERESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEDİR'DE MELEKLERİN YARDIMIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İŞKENCE ETSELER BİLERESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CENNETİN KOKUSURESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EMRE İTAATİN ÖNEMİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EN BÜYÜK İYİLİKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH'IN SEVDİKLERİ VE BUĞZETTİKLERİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KOMŞULUK HAKKIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AKRABALIĞA RİAYETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÇOCUKLARA ŞEFKATRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEREFİN SADAKASIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YENİLMEZ PEHLİVANRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH İÇİN SEVMEKRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERLER BİLE İMRENİRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | SAADET VESİLESİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İKİ CİHANDA İYİLİK İSTERESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EN ÜSTÜN İBADETRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | 99 KİŞİNİN KATİLİNİN AFVIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DERTLİLERİN DEVASIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH KİFL'İ AFVETTİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH'IN MERHAMETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KABİRDE SUALRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESÜLULLAH'IN EKMEĞİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KEL, KÖR VE ABRAŞ'IN İMTİHANIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEŞİKTE KONUŞANLARRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BORCUN VADESİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEYTANA KARŞI SİLAHRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | SELAMIN KAT KAT SEVABIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BÜYÜK ŞEFAATÇİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESULULLAH'A KISASRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KELİME-İ ŞEHADETİN AĞIRLIĞIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | IKİ BEŞ EMİRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KULUN ALLAH'TAN ÜMİDİRESULULLAH'TAN KISSALAR | BİR HÜKÜMDARIN ZULMÜRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YER YÜZÜ KENDİLERİNE DAR GELEN ÜÇ SAHABİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ MUSA'NIN HAYASIRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HİRAKL'IN İSLAMA DAVETİRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ MUSA İLE HIZIRRESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBER ZEVCESİNE İFTİRA

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İSLAM VE İMAN


Hazreti Ömer bin Hattab radıyallahü anh anlatıyor: Bir gün biz, Peygamber aleyhisselamın yanında iken birden, elbisesi bembeyaz sakalının kılları ile saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Peygamber aleyhisselamın ta yanına oturdu. Diz kapaklarını O'nun diz kapaklarına dayadı. Ellerini dizlerine koydu Ve:

— Ey Muhammed, bana islam'dan haber ver? dedi. Allah'ın Peygamberi:

— islam, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan ayında oruç tutman, yol bakımından gücün yettiği takdirde hacc etmenden ibarettir, buyurdu.

Adam:

— Doğru söyledin, dedi.

(Hazreti Ömer) Biz buna hayret ettik. Hem soruyor, hem de Hazreti Peygamberi tasdik ediyor.

Adam devam ederek:

— Bana iman nedir? anlat, dedi. Allah'ın Peygamberi:

— iman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve bir de hayır ile şer (herşey) in Allah'ın takdiri ile olduğuna inanmandan ibarettir, diye cevap verdi.

Adam:

— Doğru söyledin, dedi ve:

— İhsan nedir? diye sordu.

Allah'ın Peygamberi: .

— İhsan, Allah'ı görür gibi kendisine ibadet etmendir. Çünkü sen O'nu görmesen de, O seni görür, buyurdu. Adam:

— Bana kıyametin zamanından haber ver? dedi. Peygamber aleyhisselam:

— Bu meselede kendisine sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir, dedi. Adam son olarak:

— O'nun (kıyametin) alametlerinden bana haber ver, dedi. Peygamber aleyhisselam:

— Cariyenin efendisini doğurması; yalın ayaklıları, çıplakları, fakirleri ve koyun çobanlarını yapılarının yüksekliği ile övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir, buyurdu.

(Hazreti Ömer) Sonra bu adam gitti ve ben, bir süre Peygamber aleyhisselamın huzurundan ayrıldım; sonra kendisine vardığımda; Peygamber aleyhisselam:

— Ey Ömer, soranın kim olduğunu biliyor musun? diye sordu.

— Allah ve Resulü en iyi bilir, dedim. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— O, Cebrail'dir; dininizi öğretmek üzere size geldi, buyurdu.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

  
 

RESULULLAH(SAV)TAN KISSALAR | PEYGAMBERİN KARDEŞLERİ



Ebu Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam kabristana gelip buyurdu:

— Selam sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum.

— Ey Allah'ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselam:

— Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır.

Bunun üzerine:

— Ey Allah'ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselam:

— Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu.

— Evet, Allah'ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselam:

— Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. >

— Onlar senden sonra değiştirdiler, denilecektir.

Ben de:

— Yazık onlara! diyeceğim.


(Müslim, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÜÇ KİŞİNİN DAVRANIŞLARI

Ebu Vakıd el Leysi anlatıyor: Peygamber aleyhisselam insanlarla birlikte mescitte otururken hemen üç kişi yanına geliverdi. Bunlardan ikisi Peygamber'in huzuruna doğru yürüdü. Birisi ise dönüp gitti. Bu ikisi Peygamber aleyhisselamın huzuruna gelince, bunlardan biri, cemaat arasında bulduğu boş yere oturdu, ikincisi ise, cemaatın arkasına oturdu. Üçüncüsü de oturmayıp döndü ve gitti. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam mescitten ayrıldıktan sonra:

Bu üç kişiyi size anlatayım mı, dedi. Ve ilave etti: — Birincisi, Allah'a sığındı. Allah da onu ilim mescidinde oturmakla mükafatlandırdı, ikincisi, Allah'tan haya etti, Peygamber'in meclisinde bulunanları sıkıştırıp rahatsız etmekten kaçındı. Allah da ,onu cezalandırmaktan kaçındı ve ona, ihsanda bulundu. Üçüncüsüne gelince, o yüz çevirdi. Allah da ondan yüz çevirdi, buyurdu.


(Buharı, Müslim. Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KABİR AZABINA İKİ SEBEP

İbni Abbas radıyallahu anh'ın şöyle anlattığı rivayet edildi: Peygamber aleyhisselam iki kabre rastladı ve şöyle buyurdu: Bu kabirlerdeki iki kişi insanlarca mühimsenmeyen bir suçtan azap görüyorlar. Biri bevlettikten sonra korunmadığı ve dikkatsiz davranıp, pislikten kaçınmadığı için; diğeri de koğuculıık yaparken, insanların arasını bozduğu için azap görüyor. Sonra Peygamber aleyhisselam yaş bir dal alarak ikiye ayırdı ve birer parçasını bu kabirlere dikti. (Etrafında bulunanlar):

— Ey Allah'ın Resulü, bunu neye böyle yaptın? diye sordular. Peygamber aleyhisselam da:

— Yaş kaldıkları müddetçe azaplarının azaltılacağını ümid ettiğim için böyle yaptım, buyurdu.


(Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | TEYEMMÜMÜN MEŞRUYETİ



Hazreti Aişe radıyallahü anha anlatıyor:

Resulüllah aleyhisselamın seferlerinin birinde kendisi ile beraber yola çıktık. Mekke'ye yakın

bir yer olan Beyda, yahut Mekke ile Medine arasında bir yer olan Zat ile Ceyş'de bulunduğumuz sırada gerdanlığım kaybolmuştu. Gerdanlığımı arayıp bulmak için Allah'ın Resulü ile beraber diğer insanlar da burada durdular. Bu mahalde su olmadığı gibi, halkın da yanında su bulunmuyordu. Bu durum üzerine insanlardan bir kısmı Ebu Bekir radıyallahü anh'e gelerek:

Aişe ne yaptı, görmüyor musun? Peygamber aleyhisselam ile beraberindeki insanlar da, yanlarında su bulunmadığı halde, su olmayan bir yerde durdurttu, dediler. Bunun üzerine Allah'ın Resulünün başı dizlerimde olarak uyurken Ebu Bekir radıyallahü anh geldi ve:

Peygamber aleyhisselam ile yanlarında su bulunmayan insanları da susuz bir yerde hapsettin, dedi ve dilediğini söyleyerek beni azarladı; yumruğunu sıkarak arkama vurmaya başladı. Resulüllah aleyhisselamın dizimde uyuması sebebiyle yumrukları yiyor, fakat yerimden kımıldayamıyordum. Bu vaziyette Allah'ın Resulü susuz olarak sabaha kadar uyudu. Bu hadise üzerine Allahü Teala «Su bulamazsanız temiz toprak ile teyemmüm ediniz» mealindeki ayeti kerimeyi indirdi. Peygamberin rakiplerinden biri olan Üseyd bin el Hudeyr:

Ey Ebu Bekir ailesi! Bu, sizin bereketinizle olanların ilki değildir, dedi.

Aişe radıyallahü anha devam ederek:

Bunun üzerine, üzerinde bulunduğum deveyi kaldırdık ve altında kalmış bulunan gerdanlığı bulduk, dedi.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei)
  
 

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHALETİN İLACI SORMAK

Cabir radıyallahü anh anlatıyor:

Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık, içimizden birinin başına taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilam olduğu için, arkadaşlarına:

— Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.

Arkadaşları da:

— Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti.

Peygamber aleyhisselamın huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.

Bunun üzerine Resulüllah aleyhisselam:

— Adamı öldürmüşler, Allah onları öldürsün, buyurdu.

Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydılarya ; cehaletin ilacı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kafi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı» diye ilave etti.


(Ebu Davud)

RESULULLAH'TAN KISSALAR | NİYET - İHLAS VE MEZİYETLERİ

İbni Ömer radıyallahü anh'ten rivayet edilir:

Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

Üç kişi yolda giderken yağmura tutulup, dağın bir mağarasına sığındılar. Arkasından da sığındıkları mağaranın önüne dağın üzerinden bir kaya düşüverdi ve mağarayı kapattı. Bunun üzerine biribiriyle şöyle konuştular:

Allah için işlediğiniz bir iş varsa, hatırlayın ve onu vesile ederek Allah'a dua edin, belki sizi bu beladan kurtarır.

Aralarından biri:

— Ey Rabbim! Benim pek yaşlı annem-babam vardı ve bir de küçücük çocuklarım. Onlara ben bakarım. Otlaktan koyunlarımla döndüğümde, koyunları sağar ve yavrularımdan önce anne - babama süt içirir, onları beslerdim. Bir gün geç kaldım, karanlık bastıktan sonra ancak gelebildim ve anne-babamı uyumuş olarak buldum. Yine her zamanki gibi, koyunlarımı sağdım ve çocuklarım açlıktan bağrıştıkları halde, anne - babamdan önce onları beslemeyi, onlara süt içirmeyi münasip bulmadım. Anne-babamı da uyandırmaya kıyamadığım için, sabaha kadar başları ucunda, onları beslemeye hazır vaziyette ayakta bekledim. Eğer bu amelim indinde kabul olunup rızanı kazanmışsa, göğü görecek kadar olsun, önümüzü açıver, Ey Allah'ım, dedi. Allahü Teala da kayayı biraz kaldırmak suretiyle bir miktar açtı ve gökyüzünü gördüler.

İkincisi: Ey Allah'ım! Bir amcam kızı vardı. Onu, bir erkek, kadını nasıl severse öyle aşırı bir sevgi ile seviyordum. Bir gün kendisi ile cinsi münasebette bulunmayı arzu ettim. Kanmadı; yüz dinar getirmedikçe olmaz, dedi. Bu parayı biriktirinceye kadar çalıştım ve gayri meşru münasebette bulunmak üzere tam önüne geçtiğim sırada, amcam kızı: Ey Allah'ın kulu Allah'tan kork ve ancak Allah'ın hakkı olan şer'i nikah ile mühürü aç, dedi. Bunun üzerine derhal vazgeçip kalktım. Eğer bunu senin rızan için yaptığımı kabul ediyorsan,kapıyı biraz daha aç, dedi. Allahü Teala da kapıyı biraz daha açtı.

Üçüncüsü ise şöyle dedi: Ey Rabbim, ben bir arak (ölçek adı) pirinç karşılığında birini ücretli olarak çalıştırıyordum, işini bitirdiğinde hakkımı ver, dedi. Verdim. Almak istemedi, gitti. Ben de o pirinci ekmeye devam ettim ve ondan elde ettiğim kazanç sonunda çobanları ile birlikte bir inek sürüsü temin edinceye kadar eke durdum. Alacaklı günün birinde geliverdi ve:

— Allah'tan kork! dedi. Ben de kendisine:

— Çobanları ile birlikte duran şu ineklerin yanına git ve onları al, dedim.

— Allah'tan kork! Ve benimle alay etme! dedi.

— Alay etmiyorum, onlar senin, onları al! dedim. Ve aldı. Ey Allah'ım, eğer bunu senin rızan için yaptığımı kabul ediyorsan, kalan kısmı da aç! diye dua etti. Allahü Teala da açtı.

Bir rivayette: Bunun üzerine çıktılar ve yollarına devam ettiler.


(Buharı, Müslim, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | NAMAZIN FAZİLETİ


Talha bin Ubeydullah'dan anlatılıyor:

Necid ahalisinden saçları dağınık, sesinin gürültüsü işitilip ne dediği yanımıza gelinceye kadar anlaşılmayan bir şahıs Resulüllah aleyhisselama geldi; baktık ki:

İslam nedir? diye soruyor adam.

Bunun üzerine Resulüllah aleyhisselam:

Bir gün bir gecede beş vakit namazdır, buyurdu.

Adam:

Beşten fazla bir şey yok mu? dedi.

Peygamber aleyhisselam:

Hayır, nafile kılmak arzu edersen başka, fakat farz olarak sadece beştir, buyurdu. Ve kendisine Ramazan ayı orucunu anlattı:

Adam:

Bundan başka oruç var mı? dedi.

Resulüllah aleyhisselam:

Nafile olarak tutmak istersen başka, fakat farz olarak yoktur, buyurdu. Ve kendisine zekatı, anlattı,

Adam:

Söylediğin miktardan fazlası var mı? diye sordu.

Peygamber aleyhisselam:

Nafile olarak vermek arzu edersen başka, fakat farz olarak, anlattığım kadardır, dedi.

Bundan sonra adam:

Allah'a yemin ederim ki, bundan ne fazla ne de noksan yaparım, diyerek dönüp gitti.

Allah'ın Resulü de:

Doğru söylüyorsa, felaha erişti, buyurdu.


(Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | NAMAZDAN SONRA ZİKRİN FAZİLETİ



Ebu Hüreyre radıyallahü anh'ten rivayet edilerek anlatılıyor:

Muhacirlerin fakirleri Resulüllah aleyhisselama gelip dediler ki:

«Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler...» Resulüllah aleyhisselam da «ne hususta» diye buyurunca; muhacir fakirler:

«Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyorlar; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz.» dediler.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

«Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizden, geride, sizden aşağıda olanları geçebileceğiniz ve sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamıyacağı bir şey öğreteyim mi?» buyurdu.

Muhacirlerin fakirleri: _

«Evet, Öğret, ey Allah'ın Resulü» diye cevap verdiler.

Peygamber aleyhisselam da:

«Her namazın sonunda otuz üç defa Sübhanellah (Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim.) otuz üç defa Elhamdülillah (Hamd Allah'a mahsustur,) otuz ÜQ defa Allahü Ekber (Allah en büyüktür) deyiniz» buyurdu.

Muhacir fakirler, Resulüllah aleyhisselama gelerek dediler ki:

«Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da aynen böyle yaptılar.»

Bunun üzerine Allah'ın Resulü şöyle buyurdu:

«Bu Allah'ın fazlıdır, dilediğine verir.»


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DUALARIN KABUL ZAMANI

Ebu Hüreyre radıyailahü anh'den anlatılır:

Peygamber aleyhisselam şöyle buyurmuşlardır:

«Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür. Çünkü Adem aleyhisselam o günde yaratıldı, o günde Cennete konuldu, o günde Cennetten yer yüzüne indirildi. O günde bir saat vardır ki; Allah'tan bir şey isteyerek, kıldığı namazı o saate isabet ettiren her müslim kuluna Allah istediğini verir.»

Ebu Hüreyre radıyallahü anh devam ederek derki:

Sonra Abdullah bin Selam'a rastgeldim ve kendisine bu Hadisi anlatınca; Abdullah bin Selam:

— O saati biliyorum, dedi. Bunun üzerine kendisine:

— Hiç bahillik etme, onu bana haber ver, dedim. O da:

— ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan zamandır, diye söyledi.

Dedim ki: ,

— İkindiden sonra nasıl olabilir? Allah'ın Resulü: Müslim kul namaz kılarken o saate isabet etmez, buyurmuştu. Halbuki ikindiden sonraki vakit namaz kılınmayan bir zamandır.

Bunun üzerine Abdullah bin Selam şöyle cevap verdi:

— Resulullah, oturup da namazı bekleyen kimse namazdadır, buyurmamış mı idi?

— Evet, dedim. O da:

— İşte, bu o demektir, dedi.

Ebu Hüreyre ile Abdullah bin Selam bu saatin güneş batmadan önceki saat olduğunu söylemişlerdir.


(Tirmizi, Ebu Davud, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KADINLARA NASİHAT



Cabir radıyallahu anh'ten şöyle anlatılır:

Peygamber aleyhisselam ile Bayram namazında bulundum da, ezan ve kamet okunmadan, hutbeden önce namaza başladı. Sonra Bilal radıyallahu anh'e dayanarak hutbe okumak için kalktı. Ve takvayı emrederek Allah'a taat ve ibadete teşvik etti ve insanlara vaz-u nasihatte bulunduktan sonra, Mescidin gerisinde bulunan kadınlara geldi ve onlara da vaz-u nasihat ederek:

— Sadaka veriniz, çünkü çoğunuz cehennem odunusunuz!, deyince, kadınların hayırlılarından yanakları al biri kalktı ve:

— Ey Allah'ın Resulü; neden çoğumuz cehennem odunları oluyoruz, dedi.

Peygamber aleyhisselam buna cevaben şöyle buyurdu:

— Çünkü, siz çok çok şikayet eder ve kocanızın nimetlerini örter, görmezsiniz.

Bunun üzerine kadınlar ziynetlerinden küpelerini ve yüzüklerini Bilal'in elbisesine koyarak sadaka vermeye başladılar.


(Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHENNEMDE KADINLAR



İbni Abbas radıyallahü anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam zamanında güneş tutulmuştu. Allah'ın Resulü namaz kılıp uzun uzun kıyamda kaldı.

Bundan sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu:

— Muhakkak güneş ile ay Allah'ın ayetlerinden birer ayettir. Hiç bir kimsenin ölümü ve yaşaması için tutulmazlar; şu halde tutulduklarını görünce Allah'ı zikrediniz.

İnsanlar dediler ki:

— Ey Allah'ın Resulü, durduğun yerde bir şey almaya uzanmış olduğunu, sonra da irkilip geri çekildiğini gördük. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Kati olarak Cenneti gördüm de, bir salkım üzüm yakaladım. Koparmaya muvaffak olsaydım, dünya durduğu sürece ondan yiyebilecektiniz. Bana Cehennemde gösterildi. Şu anda gördüğüm manzaradan daha kötü hiç bir manzara görmedim. Cehennemdekilerin çoğunu da kadınlardan gördüm, buyurdu.

— Ey Allah'ın Resulü, ne sebeble onların çoğu kadınlardandır? diye sordular da, Peygamber aleyhisselam:

— Küfürleri sebebiyle, cevabında bulundu.

— Allah'a mı küfrediyorlar? diye yine sordular. Peygamber aleyhisselam:

— Kocalarına ve kendilerine yapılan nimete küfrediyorlar; onlardan birine dünyayı versen, yahud ömrü boyunca iyilikte bulunsan, yine senden hoşlarına gitmeyen bir şey görünce, senden hiç bir zaman hayır görmedim, derler, buyurdu.


(Buhari, Müslim, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZEKAT VERMEMENİN CEZASI



Ebu Hüreyre radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselamın zekatını vermeyenler hakkında şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Kim Allah kendisine mal vermiş de zekatını vermemişse, zekatı verilmemiş olan o malı, kıyamet gününde, iki gözü üzerinde iki siyah nokta bulunan korkunç ve zehirli erkek bir yılan suretine konulur ve bu korkunç yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna sarılır. Sonra, ağzı ile sahibinin çenelerini iki tarafından yakalar Ve:

— Ben senin malınım, ben senin hazinenim! der.

Peygamber aleyhisselam bunu anlattıktan sonra Al-i Imran Suresi'nden şu ayeti kerimeyi okur:

— Sakın Allah'ın kendilerine ihsan buyurduğu nimetlerden başkasına vermekte bahillik gösteren kimseler bunun kendileri hakkında hayırlı olduğunu zannetmesinler, aksine bu, onlar hakkında bir serdir. Bahillik yaptıkları şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZEKATINI VERMEYENLERLE HARP



Ebu Hüreyre radıyallahü anh anlatıyor:

Resulullah aleyhisselam ahireti şereflendirip yerine Ebu Bekir radıyallahü anh halife olduktan sonra Arab'tan küfredenler küfre dalınca, Hattab oğlu Ömer radıyallahü anh Ebu Bekir'e bu husustaki kararıyla alakalı olarak şöyle dedi:

— Nasıl o insanlara savaş ilan edersin ki, Peygamber aleyhisselam «La ilahe illallah» deyinceye kadar insanlarla harbetmekle emrolundum. Fakat bunu söyleyen kişinin malı da canı da benim nazarımda emniyettedir, Allah hakkı müstesna ki, o kişinin gizli olan niyet ve düşüncesiyle alakalı hisabı Allah'a aittir, buyurmuştur.

Mü'minlerin Emiri Ebu Bekir radıyallahü anh şöyle cevap verdi:

— Allah'a yemin ederim ki namaz ile zekat arasında farklı davranan kimselerle harbedeceğim. Çünkü zekat mal hakkıdır. Allah'ın Peygamberine verdikleri bir dişi oğlağı bile bana vermekten kaçınırlarsa, bu sebeple kendileri ile savaşacağım.

Bunun üzerine Hazreti Ömer şöyle dedi:

— Allah'a yemin ederim ki, bu kimselerle savaşmak Ebu Bekir'in kalbine Allah'ın ilhamından başka bir şey değil, bunlar üzerine harb ilan etmek haktır.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BORÇLUYA KOLAYLIK



Huzeyfe radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Melekler sizden önce geçen bir şahsın ruhu ile karşılaşmışlardı ve kendisine:

— Hayır olarak bir şey işledin mi? diye sormuşlardı da, adam:

— Hayır, diye cevabta bulunmuştu. Melekler:

— Biraz düşün, dediler. Adam:

— insanlara borç verirdim de, hizmetçilerime, güç vaziyette olanların borçlarını tehir etmelerini, hali iyi bulunanlardan da mümkün olanı almalarını emrederdim, dedi.

Allahü Teala da:

— Bu kuluma kolaylık gösterin, buyurdu.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ORUCUN FAZİLETİ



Muaz bin Cebel radıyallahü anh şöyle rivayet ediyor:

Peygamber aleyhisselam ile bir seferde beraber bulunuyordum. Bugün sabahleyin onun yanında idim ve beraber yürüyorduk. Kendisine dedim ki:

— Ey Allah'ın Resulü, bana, cehennemden uzaklaştıran ve cennete koyan bir iş haber ver.

Allah'ın Peygamberi buyurdular ki:

— Bana büyük bir şeyden sordun. Ancak Allah'ın kolaylaştırdığı kimseye o, kolaydır. Şöyle ki: Allah'a ibadette bulunur, ona hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namazı devamlı olarak kılar, haccını da eda edersin. Ve ilave ederek: Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, günahlardan koruyucu bir ibadettir. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahların ateş azabını söndürür. Kişinin, gecenin tenha vaktinde kıldığı namaz, salih kulların alametidir.

Sonra Resulullah aleyhisselam: «Çok ibadet etmekten, (o kimselerin) vücudları yataklardan uzak kalır; korkarak ve ümid ederek Rablerine yalvarırlar, verdiğimiz rızıklardan başkalarına verirler, yaptıklarına karşılık olarak, onlar için gizlenen müjdeyi bilen olmaz.» (Secde Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeyi okudu.

Ve bundan sonra:

— Sana işin başını, temel direğini ve zirvesini söyleyeyim mi? buyurdular.

— Söyle ey Allah'ın Resulü, dedim. Buyurdular ki:

— İşin başı islam, temel direği namaz, zirvesi de cihad'dır. Bundan sonra buyurdular ki:

— Bunların hepsini koruyan şeylerin ne olduğunu haber vereyim mi?

— Haber ver, Ey Allah'ın Resulü, dedim. Bunun üzerine eli ile dilini işaret ederek:

— Bunu, yani dilini koru, buyurdular. Bunun üzerine:

— Konuştuklarımızla mesul tutulur muyuz, ey Allah'ın Resulü? diye sordum.

— Allah, Allah, ey Muaz! Dillerinin ettiğinden başka bir şey insanları cehenneme atar mı? Yani çoğu defa insanı felakete götüren dili dilinin yaptıklarıdır, buyurdu.


(Tirmizi)
 
 

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | FAKİRİN KEFARETİ


Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

Bir adam Peygamber aleyhisselamın huzuruna gelerek şöyle dedi

— Helak oldum, Ey Allah'ın Resulü! Peygamber aleyhisselam:

— Seni ne helak etti? diye sordular. Adam:

— Ramazanda hanımıma yaklaştım, dedi. Peygamber aleyhisselam:

— Azad edilecek kölen var mı? diye sordular. Adam, hayır cevabını verince:

— Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin? dedi.

Adam, hayır cevabını verdi, oturdu. Bu esnada Allah'ın Resulüne bir zenbil kuru hurma getirmişlerdi. Resulullah:

— Al şu hurmaları sadaka olarak dağıt, buyurdular. Adam:

— Bizden daha fakir olanlara mı, ey Allah'ın Resulü? Allah'a yemin ederim ki şu iki siyahtaşın arasında (Medine'de) buna, bizden daha fazla muhtaç kimse yoktur, deyince Peygamber aleyhisselam ön dişleri gözükecek nisbette güldü ve sonra şöyle buyurdu:

— Bunu alıp git, çoluk çocuğunu doyur.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DEVAMLI ORUÇ



Ashabın büyüklerinden Amr ibni As radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah radıyallahu anh, muttaki ve alim bir kişiydi, Resulullah aleyhisselamın vahiy katipliğini yapar, duyduğu hadisleri de yazardı. Kendisini çok fazla bir şekilde de ibadete vermiş; her gününü oruçlu, her gecesini de ibadetle geçirmeyi adet edinmişti. Bir gün babası Amr ibni As radıyallahu anh, onlara gelince, oğlunun ailesine:

— Kocan nerede, hali nasıldır? diye sormuştu. Kureyş kabilesinden güzel bir kadın olan ailesi cevap olarak dedi ki:

— Abdullah ne iyi bir kimsedir. Geceyi uyumayıp ibadetle geçirir, gündüzleri de devamlı oruçludur. Kendisine geldiğimizden beri, ibadet etmekten dolayı bizimle alakadar olacak zaman bulamamaktadır.

Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh'ın babası Amr ibni As radıyallahu anh öfkelendi; oğluna bu şekilde davranmamasını tenbih ederek, «Hanımın müslüman bir kadındır, sen ise ona sıkıntı veriyorsun» dedi. Fakat Abdullah radıyallahu anh bu sözlere aldırmamıştı. Babası ikinci bir defa kendisine çıkıştı. Ancak oğlu yine dinlemeyince, bu defa onu Peygamber aleyhisselama şikayet etti. Peygamber aleyhisselam da, oğlunu kendisine getirmelerini emir buyurdular.

Abdullah radıyallahu anh, babası ile beraber Allah'ın Resulünün huzuruna gelince, Peygamber aleyhisselam:

— Sen misin, gecelerini devamlı ibadetle, gündüzlerini de devamlı oruçla geçiren ve geçireceğini söyleyen? diye sordular.

Abdullah radiyallahu anh'ın, «Evet, ey Allah'ın Resulü» şeklinde cevap vermesi üzerine şöyle buyurdular:

— Bunu yapamazsın, bunun için hem oruç tut, hem tutma. Hem uyu, hem de ibadet yap ve ayda üç gün oruç tut. Çünkü iyi amel, on misli ile mükafatlanır. Bu;, ayda üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruç tutmak gibidir.

Fakat bu ayda üç gün oruç, Abdullah radıyallahu anh'e az gelmişti. Peygamber aleyhisselam bir gün oruçlu, iki gün oruçsuz olmasını tavsiye etti. Bu da az gelince, bir gün tutup, bir gün bozmasını söyledi. Bu da az geldiyse de Peygamber aleyhisselam «Bu Davud aleyhisselamın orucudur ve en güzel oruç budur, bundan fazlası olmaz» buyurdular. Bununla beraber Resulullah aleyhisselamın bu nasihati, kesin bir emir olmayıp tavsiye mahiyetinde bulunduğundan; Abdullah radıyallahu anh bunu ifa edememiş ve hayatının sonlarında çökmüştü. Bunun üzerine şöyle demişti:

— Peygamber aleyhisselamın bana tavsiye buyurduğu, ayda üç gün orucu kabul etseydim, bana çoluk çocuğumdan ve bütün malımdan daha sevgili olurdu...


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Aişe radıyallahu anha'dan rivayet edilir ki:

Resulullah aleyhisselam, kendisinin süt kardeşi olan. Osman bin Maz'un radıyallahu anh'ı huzuruna çağırtmış ve şöyle demişti:

— Sen benim sünnetimden ayrıldın mı? Osman bin Ma'z'un radıyallahu anh;

— Hayır, vallahi, ey Allah'ın Resulü! Ben ancak senin sünnetini taleb ediciyim, cevabında bulununca, Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdular:

— Ama ben hem uyuyor, hem de namaz kılıyorum; hem oruç tutuyor, hem de (devamlı) tutmuyorum ve kadınlarla da nikahlanıyorum. Şu halde Allah'tan kork, ya Osman! Çünkü senin üzerinde ailenin hakkı var, misafirlerinin hakkı var, nefsinin hakkı var. Bu bakımdan devamlı değil, bazen oruçlu ol, bazen de oruçlu olma, geceleri de hem namaz kıl, hem de uyu!..


(Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALIŞVERİŞTE DOĞRULUK



Abdullah bin Ebi Evfa radıyallahu anh anlatıyor:

Adamın biri pazarda bir malı satışa çıkarmış ve müslümanlardan birini bu malı almaya teşvik etmek için de, verilen fiyattan fazlasına bu malı satın aldığına dair yeminde bulunmuştu. Bu hadise üzerine «Onlar ki Allah'ın ahdini ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satarlar, işte onların ahirette hiç bir nasibi yoktur...» mealindeki Ayet-i Celile nazil olmuştur.


(Buhari)
Peygamber aleyhisselam yiyeceğe aid bir şey satan bir adama uğramıştı, ona:

— Ne satıyorsun? diye sordu.

Adam da anlattı.

Bunun üzerine Allah'ın Resulüne satılan yiyecek maddesinin içine elini sokması vahyolundu. Peygamber aleyhisselam elini o yiyeceğin içine sokunca, bir de baktı ki, o şeyin içi ıslak.

Bu tesbit üzerine:

— Bu ne, ey yiyeceğin sahibi? diye sordular. Adam:

— Yağmur isabet etti, ey Allah'ın Resulü, diye cevap verdi. Resulüllah aleyhisselam:

— Yaş olan tarafını üstüne koysaydın da insanlar görseler, dedikten sonra, «Hile yapan kimse benden ve benim ümmetimden değildir» buyurdular.


(Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAYVANLARIN İNSANLARA İHTARI


Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

İsrail Oğullarından biri bir ineğin üzerine binmişti. Bu hal içinde iken, inek o kimseye:

— Ben binilmek için yaratılmadım, çift sürmek için yaratıldım dedi. O kimse bu hadiseyi nakledince insanlar şaşırdılar. Peygamber aleyhisselam ise:

— Ben, Ebu Bekir ve Ömer buna inanırız, buyurdular. Yine bir gün kurt bir koyunu kapmıştı da, çoban peşinden koşup koyunu elinden aldı.

Bunun üzerine o kurt dile gelerek:

— Fitnelerin yapıldığı, benden başka çobanın bulunmadığı gün onu kim kurtaracak? dedi.

insanların buna hayret etmeleri karşısında Peygamber aleyhisselam:

— Ben, Ebu Bekir ve Ömer buna; kurdun dile gelerek konuşmasına inanırız, buyurdular.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAYVANA YAPILAN İYİLİĞE ÜCRET



Ebu Hüreyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatır:.

Bir yolcu, yoluna devam ederken, çok susamıştı. Bir kuyuya rastladı, inip ondan su içti. Çıktığında bir de baktı ki, ziyadesiyle susamış bir köpek dilini çıkarıp susuzluktan toprağı yiyor.

Yolcu:

— Bu köpek de biraz önce benim olduğum haldeki gibi, pek çok susamış bir vaziyette, diye söylendi. Kuyuya indi ve ayakkabısına su doldurmak suretiyle o köpeği suladı. Allahü Teala da bu kişinin yaptığını makbul ve muteber sayarak günahlarını mağfiret buyurdu.

Ashabı Kiram dediler ki:

— Ey Allah'ın Resulü! Hayvanlara yaptığımız iyilikte bize ecir, ücret var mıdır?

Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

— Her canlı ciğer taşıyan hayvana yapılan iyilikte ecir, ücret vardır.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EN SEVDİĞİNDEN SADAKA



Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Ebu Talha radıyallahu anh, Medine'de Ensarın en zenginlerinden birisi idi. En çok sevdiği malı da Mescid-i Nebevi'nin karşısındaki bulunan Beyraha ismindeki hurma bahçesiydi. Peygamber aleyhisselam, bu bahçeyi şereflendirir, onun çok lezzetli suyundan içerdi. «Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda sadaka olarak vermedikçe iyiliğe asla nail olamazsınız» (Al-i imran Suresi) mealindeki Ayet-i Celile nazil olunca, Ebu Talha radıyallahu anh kalkıp Allah'ın Resulünün huzuruna geldi ve şöyle dedi:

— Ey Allah'ın Resulü! Allahu Teala kitabında, «Sevdiklerinizden Allah yolunda sadaka olarak dağıtmazsanız iyiliğe erişemezsiniz buyuruyor. Benim en çok sevdiğim malım da Beyraha hurmalığıdır. Ben orayı Allah yolunda sadaka olarak verdim. Allahü Teala nezdinde onun iyilik ve faydasını ümid ederim. Dilediğin gibi onda tasarrufta bulun, ey Allah'ın Resulü!

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Ne büyük iş! Bu çok kıymetli bir maldır, çok kıymetli bir maldır bu. Bunun için böyle söylediğini duydum. Ben o malı kendi akrabalarına vermeni münasip görüyorum.

Bunun üzerine Ebu Talha radıyallahu anh de bu hurmalığı akrabası ve amca oğulları arasında paylaştırdı.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞERRİ BIRAKTIRMAK DA SADAKA



Ebu Zer radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselama hangi amelin daha faziletli olduğunu sordum:

— Allah'a iman ve Allah yolunda cihad etmektir, buyurdular.

— Hangi köleyi azad etmek daha faziletlidir? dedim.

— Kıymeti en yüksek olanı ve sahibi nezdinde en değerli olanıdır, buyurdular.

— Ben bunu yapamazsam hangi ameli işleyeyim? diye sordum.

— Bir acize yardımda bulunur ve onu hakka irşad edersin, buyurdular.

Bunu da yapamazsam ne yapayım? diye sordum.

— insanları şerden vazgeçirtirsin. Çünkü bu da bir sadakadır, buyurdular.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İBADETTE ÖLÇÜ



Üç kişilik bir grup Peygamber aleyhisselamın gizli olarak yaptığı ibadetlerini sorup öğrenmek için, Resulüllah'ın zevcelerinin evlerine geldiler. Peygamber aleyhisselamın zevceleri, onun ibadetini kendilerine anlatınca, güya bu yapılanları azımsayarak dediler ki:

— Biz Peygamber aleyhisselamdan neredeyiz! Şüphe yok ki Allah onun geçmiş ve gelecekte olabilecek günahlarını mağfiret etmiştir.

İçlerinden biri: Ben geceleri devamlı namaz kılacağım, diğeri: Ben ömrüm boyunca devamlı oruç tutacağım, diğer birisi de: Ben de kadınlardan ayrı olarak yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim, dediler. Onlar bu şekilde konuşurlarken yanlarına Allah'ın Resulü geldi ve:

— Siz, şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz, değil mi? Fakat biliniz ki, ben Allah'tan en çok korkan ve korunanınızım. Lakin böyle olmakla beraber bazan oruç tutar, bazan da tutmam. Gecenin bir kısmında namaz kılar, bir kısmında ise uyurum. Kadınlardan da ayrı yaşamam, evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir, buyurdular.


(Buharı, Müslim, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | FAZİLET SAHİBINE EVLENME TEKLİFİ



Ibni Ömer radıyallahu anh anlatıyor ;

Hafsa radıyallahu anha, Huzafe es-Sehmi'nin oğlu Hüneys'den dul kalmıştı. Hüneys radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın sahabilerindendi. Medine'de vefat etmişti. Bunun üzerine Hazreti Ömer radıyallahu anh dedi ki: Hafsa'yı Hazreti Osman ile evlendirmeyi teklif ettim. Osman radıyallahu anh; düşüneyim, diye cevap verdi. Bir kaç gün bekledim. Sonra Osman radıyallahu anh'le karşılaşınca: Şu anda evlenmek niyetinde değilim, dedi.

Sonra Ebu Bekir is-Sıddik ile buluştum ve arzu edersen Hafsa'yı seninle evlendireyim, dedim. Ebu Bekir radıyallahu anh sustu, herhangi bir cevap vermedi. Ben ise Ebu Bekir'e, Osman'dan fazla gönül koymuştum.

Birkaç gün sonra, Allah'ın Resulü Hafsa ile evlenmek talebinde bulundular. Hafsa'yı kendileri ile evlendirdim.

Daha sonra Ebu Bekir radıyallahu anh'le karşılaşınca, bana:

— Hafsa'yı benimle evlendirmek üzere teklifte bulunduğun zaman, belki gücenmiştin, sana hiç bir cevapta bulunmamıştım, dedi. Kendisine:

— Evet gücenmiştim, dedim. Ebu Bekir radıyallahu anh:

— Senin o teklifini kabul etmeme bir mani yoktu. Fakat Allah'ın Resulünün Hafsa'yı anladığını biliyordum da, onun bu sırrını açıklamak istemedim. Peygamber aleyhisselam, kendisiyle evlenmek arzu etmese idi, onu zevcem olmaya kabullenirdim, dedi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KUR'AN ÖĞRETME MİHRİ



Sehl bin Saad radıyallahu anh anlatıyor:

Bir kadın Peygamber aleyhisselamın yanına gelerek:

— Ey Allah'ın Resulü, evlenmek için kendimi size takdim etmeye geldim, dedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam ona bakıp başını eğdi, sonra yine başını sallayıp sustu. Kadın bu teklifinden bir netice alamadığını görünce oturdu. Bu durum üzerine Peygamber aleyhisselamın sahabilerinden biri kalkarak dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü, bu kadınla evlenmek istemiyorsanız, onu benimle evlendir.

Peygamber aleyhisselam:

— Yanında bir şey var mı? diye sordu. Sahabi:

— Allah'a yemin ederim ki, bir şeyim yok, diye cevap verdi. Resulüllah aleyhisselam:

— Evine git de bak, belki orada bir şey bulursun, dedi. Adam, evine gitti, bir süre sonra döndüğünde dedi ki:

Allah'a yemin ederim, ya Resulüllah, bulamadım. Peygamber aleyhisselam:

— Bak, demirden bile olsa, belki bir yüzük bulursun, dedi, Sahabi tekrar gitti, sonra döndü ve:

— Vallahi ya Resulallah, bir demir yüzük bile bulamadım, fakat işte uzun bir entarim var, bunun yarısını ona vereyim, dedi. Bunun üzerine Resulüllah aleyhisselam:

— Bu uzun elbise ile ne yaparsın, sen giysen o giyemez, o giyse sen elbisesiz kalırsın, buyurdu. Bunun üzerine sahabi oturuverdi. Uzun bir müddet böyle oturakaldıktan sonra kalktı. Peygamber aleyhisselam adamın gittiğini görünce, çağırmalarını emir buyurdu. Sahabiler adamı çağırdılar. Adam geri gelince Resulüllah aleyhisselam:

— Kur'an'dan ezbere bir şey okumasını biliyor musun? diye sordu. Adam:

— Evet, filan ve filan sureleri biliyorum, diye bildiklerini saydı. Peygamber aleyhisselam:

— Bunları ezbere okuyabilir misin? dedi. Adam:

— Evet okurum diye cevap verdi. Resulüllah aleyhisselam da:

— Haydi git, bildiğin Kur'an karşılığında, o bildiğin Kur'an'ı o kadına öğretmen karşılığında onu seninle evlendiririm, buyurdu.


(Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KOCA HAKKININ ÜSTÜNLÜĞÜ



Kays bin Saad radıyallahu anh anlatıyor:

Hire'ye geldim, oradaki halkı, başkalarına üstün tutulan bir Iran'lıya secde eder halde gördüm ve «Allah'ın Resulü bu secde edilmeye herkesten daha layıktır» dedim. Sonra gelip bunu Peygamber aleyhisselamın kendisine anlatınca, Allah'ın Resulü şöyle buyurdular:

— Ne dersin? Bir kabire uğrarsan ona secde eder misin? Dedim ki:

— Hayır, etmem. Peygamber aleyhisselam:

— Şu halde bunu asla yapmayın. Bir insanın başka bir insana secde etmesini emretseydim, Allah'ın hanımları üzerinde kocalarına verdiği haktan dolayı, hanımların kocalarına secde etmelerini emrederdim, buyurdular.


(Ebu Davud, Hakim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KADINLAR VE KOCALARI



Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

On bir kadın bir araya gelerek oturmuşlar ve hepsi kocalarına aid şeyleri gizlemeden anlatacaklarına dair söz vermişlerdi.

Birincisi şöyle söyledi:

— Kocam deri ile kemikten ibaret, dağ tepesinde kalan bir deve gibidir. Ne dağ, üzerine çıkılması kolay olan bir dağdır ki, çıkılsın, ne de deve o kadar kuvvetlidir ki, dağdan indirilebilsin. Yani kadın kocasını üzerine çıkılması imkansız sarp bir dağın üstündeki cılız bir deveye benzetiyor ki, bu suretle dağ, geçidi olmayan çetin bir dağ olmakla yukarı çıkıp ona ulaşmanın mümkün olmadığını ve devenin de cılız olup rağbete değer eti bulunmadığını anlatıyor. Bu benzetişle kocasının cimri, kötü huylu, kendisinden hayır beklenmeyen bir kimse olduğunu anlatmak istiyor.

İkincisi dedi ki:

— Kocam hakkında bir şey söyleyemem. O, o kadar kötü bir kimsedir ki, kendisinden söz etsem, ancak açık ve gizli kötülüklerini söyleyebilirim. Yani onun kötülüklerden başka anlatacak bir tarafı yoktur.

Üçüncüsü anlattı:

— Kocam öyle kötü bir kimse ki, ayıplarını açıklasam beni boşar, sükut etsem muallakta bırakır. Yani bu benimle münasebetini devam ettirir ki, bu şekilde kendisinden istifade edeyim, ne de tamamıyla boşayıp alakasını keser ki başkasına varabileyim:

Dördüncüsü anlattı:

— Kocam Mekke ikliminin gecesi gibidir. Ne sıcak, ne de soğuktur. Orta hallidir; kendisinden ne korkulur, ne de usanılır, iyi huylu, hoş geçimli bir kimsedir.

Beşincisi anlattı:

— Kocam eve girince parslaşır, çıkınca arslanlaşır. Evde hiç bir hususi arzusu yoktur. Kadın kocasını çok uyuyan ve çok sıçrayıp atlayan pars hayvanına benzetmekte, kocasının eve gelince çok uyuduğunu, noksanları görmediğini, cinsi münasebete de çok düşkün olduğunu ifade ediyor, dışarıya çıktığı zaman da düşmanlarına karşı arslan gibi davrandığını anlatıyor.

Altıncısı anlattı:

— Kocam yediği zaman tabakta ne varsa Siler süpürür, içtiği zaman da son damlasına kadar içer. Yattığı zaman elbisesine bürünür ve bana dokunmak için elini bile çıkarmaz. Kadın böylece kocasının obur, cimri, kötü huylu ve karısı ile münasebette bulunmak isteğinden uzak olduğunu anlatmakla; onun bu meziyetlerden mahrum bir erkek olduğunu söyleyerek kötülüyor.

Yedincisi anlattı:

— Kocam bir zavallı, yahut çımadan aciz, ahmaklığından dolayı her şeye uyan, her hastalığı üstünde toplamış, ya başını yaralayan veya cesedini veya her ikisini birden yapan bir zavallıdır.

Sekizincisi anlattı:

— Kocam, yumuşaklığı tavşan tüyü, kokusu da za'feran kokusudur. Yani kadın kocasının derisinin yumuşaklığını ve devamlı olarak güzel kokular sürünmesi bakımından herkes tarafından sevilen bir kimse olduğunu ifade ediyor.

Dokuzuncusu anlattı:

— Kocam, evinin dikmesi yüksek, kılıcının kılıfları uzun, külü çok, evi de halk meclisine yakındır. Yani evinin dikmesi ve kılıcının kınları uzun demekle, kocasının boyunun yüksek olduğunu, külü çok diye tabir etmekle misafirperver, evi halk meclisine yakın demekle de devamlı olarak meclis tarafından kendisine müracaat edilen ve şeref sahibi bir şahıs olduğunu anlatıyor.

Onuncusu anlattı:

— Kocam pek zengindir. Ondan hayırlı kimse yoktur. Yani övülenlerin en iyisidir. Develeri, ağılları çoktur. Otlağa sık sık çıkarlar. Çalgı sesini işittikleri vakit, kesileceklerini kati olarak hissederler.

Onbirinci Ümmü Zer de şöyle anlatır:

—— Kocam Ebu Zer'dir. Ebu Zer, büyük bir adamdır. Kulaklarımı ziynetle doldurdu. Kollarımı şişmanlattı. Bana hürmet ve itibar gösterdi. Bu bakımdan içim ferahtır. Beni küçük bir yerde varlığı bir kaç koyundan ibaret olan bir ailenin yanında bulmuştu. Sonra beni at seslerinin, deve seslerinin bulunduğu ve zahiresi harmanda dövülen ekin sahibi bir ailenin arasına getirdi. Yanında ne söylesem kabul edilir. Sabaha kadar uyurum, kimse beni uyandırmaz. Bol süt içer ve süte doyarım.

Ebu Zer'in anası, bilseniz ne hanımdır. Onun zahire anbarları, eşyasını koyduğu hararları çok büyüktür. Evi de geniştir.

Ebu Zer'in oğlu da hayırlı bir delikanlıdır. Yattığı yer kılıcı çekilmiş kılıf gibidir. Yani boylu boslu, vücudunun hatları düzgün bir gençtir. Dişi bir keçinin kol tarafı ile doyar, obur değildir.

Ebu Zer'in kızı ne terbiyeli bir kızdır. Babasına karşı itaatlidir. Anasına da itaatlidir. Vücudu elbisesini doldurur. Güzelliği ve terbiyesi akran ve emsalinin imrenmelerine sebep olur.

Ebu, Zer'in cariyesi ne sadakatli bir cariyedir. Aile sırlarımızı dışarıya çıkarmaz. Evimizin yemeklerini bozmaz. Güzel de yemek pişirir, israf etmez ve evimizi devamlı temiz tutar.

Ümmü Zer, sözlerine şöyle devam eder:

— Bir gün kocam Ebu Zer evden çıktı. Yağ çıkarılmak için süt tulumları çalkalanıyordu. Yolda bir kadına rastladı. Kadının pars gibi iki çocuğu vardı. Koltuklarının altında annelerinin memeleri ile oynuyorlardı. Bu kadını gören kocam benden vazgeçti ve onunla evlendi. Ben de ondan şeref sahibi bir adamla evlendim. Bu adam da güzel yürür ve en güzel ata binerdi. Meşhur Hatt imalatından olan mızrağını alır, akşam üzeri deve ve sığır nevinden bir sürü hayvanı önüne katarak banar gelirdi. Getirdiklerinin hepsinden bana bir çift verirdi. Ve bana: Ey Ümmü Zer Dilediğin gibi ye, iç ve yakınlarına ikramda bulun, derdi. Bununla beraber bu kocamın bana verdiklerinin tamamını toplasam Ebu Zer'in en küçük kabını dolduramaz.

Hazreti Aişe radıyallahu anha burada buyuruyor ki: Peygamber aleyhisselam bana: Ben senin için Ümmü Zer'in Ebu Zer'i gibiyim. Bir fark var ki, o Ümmü Zer'i terketti, ben ise seninle beraberim ve beraber olacağım, buyurdu.


(Buhari, Müslim, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HİZMETÇİDEN DAHA HAYIRLI


Hazreti Ali radıyallahu anh anlatıyor:

Fatıma radıyallahu anha'nın el değirmeni ile un öğütmekten elleri acıyordu. Bu acısından dolayı —bir hizmetçi ihtiyacını arzetmek maksadıyla— Peygamber aleyhisselama şikayette bulunmaya geldi. Resulüllah aleyhisselama un geldiğini de haber almış, fakat bu undan kendisine bir hisse düşmemişti. Bu hususu Hazreti Aişe radıyallahu anhü'ya söyledi. Allah'ın Resulü eve gelince Aişe radıyallahu anha meseleyi kendilerine bildirdi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam bize geldi. Biz yatmış bulunuyorduk. Geldiğini görünce kalkmaya başladık. Resulüllah aleyhisselam: Yerinizde kalın, buyurdu ve Fatıma ile benim aramda oturdu. Ayağı karnıma değmişti de serinliğini hissediyordum.

Hemen buyurdular ki:

— İstediğinizden daha hayırlısını size haber vereyim mi? Yatmaya gittiğiniz vakit 33 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahü Ekber deyin. Bu, sizin için istediğiniz hizmetçiden daha hayırlıdır.


(Buharı, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH'IN YAPTIĞINI BOZMAK



Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Tufeyl bin Amd ed-Devsi Peygamber aleyhisselama gelerek:

— Ey Allah'ın Resulü! Çok sağlam bir kale içerisinde seni koruyan insanlar arasında kalmak ister misin? dedi ki, bununla «bizim memleketimize hicret etmez misin? Biz seni muhkem bir kalede korur ve bütün kötülüklerden muhafaza ederiz» beyanında bulunmak istedi. Allah'ın Resulü de bu teklifi kabul etmedi. Zira, Allahü Teala, Ensar için hicreti gizli tutmuştu. Vakti gelip Peygamber aleyhisselam Medine'ye hicret edince, Tufeyl radıyallahu anh ile kavminden bir adam da Medine'ye hicret ettiler. O adam Medine'de hastalandı ve rahatsızlığına sabır göstermeyerek parmaklarının etrafını geniş bir okla kesti. Vefat edinceye kadar da o parmaklarından kan aktı. Vefat ettikten sonra, Tufeyl radıyallahu anh bu şahsı rüyada gördü. Adam güzel bir suret içinde bulunuyordu. Ancak elleri örtülü bir vaziyette idi.

Tufeyl:

— Rabbin sana nasıl muamelede bulundu? diye sordu. Adam:

— Allah'ın Resulünün yanına hicret etmiş olduğum sebebten dolayı günahlarımı mağfiret etti, diye cevap verdi.

Tufeyl radıyallahu anh:

— Ellerini neden bu şekilde sargılı olarak görüyorum? diye sordu. Adam dedi ki:

—— Bana, «senin bozmuş olduğun şeyleri düzeltmeyeceğiz» diye söylendi.

Tufeyl radıyallahu anh bu rüyasını Peygamber aleyhisselama anlattı.

Allah'ın Rasulü de:

— Ey Rabbim! O kişiyi elleri dolayısı ile yaptığı suçunu da mağfiret et, diye duada bulundular.


RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZİNANIN TEVRAT'TA HÜKMÜ



Ibni Ömer radıyallahu anh anlatıyor:

Resulüllah aleyhisselamın huzuruna birbiri ile zina yapmış olan bir yahudi erkeği ile kadını getirdiler. Allah'ın Resulü yahudi erkeğine dönüp şöyle sordu:

— Zina eden kimse hakkında Tevrat'ta ne hüküm görüyorsunuz? Onlar dediler ki:

— Ceza olarak zina eden kadın ile erkeğin yüzlerini karalayıp, her ikisini birer hayvana ters bir vaziyette bindirir ve şehir ortasında gezdiririz.

Bu cevap üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Eğer doğru söylüyorsanız, Tevrat'ı getirin, buyurdular.

Tevrat'ı getirdiler ve okumaya başladılar. Okuyan şahıs recm ayetine gelince parmağı ile üzerini kapatarak yalnız üst tarafı ile altını okudu. Aynı kavimden olan Abdullah bin Selam radıyallahu anh Allah'ın Resulünün yanında idi ve:

— Ey Allah'ın Resulü! Emir buyur da parmağını kaldırsın, dedi.

Peygamber aleyhisselam okuyan yahudiye parmağını kaldırmasını emretti. Yahudi parmağını kaldırınca, parmağının altında recm ayeti olduğu meydana çıktı. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam her iki yahudinin de recmedilmesini emretti ve recm emri yerine getirildi.

O iki yahudiyi recmedenler arasında ben de vardım ve recmedilen yahudi erkeğin, kadını atılan taşlardan korumak için kendisini ona siper etmeye gayret ettiğini gördüm.


(Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZİNAKAR KADININ TEVBESİ



Imran bin Huseyn radıyallahu anh anlatıyor:

Cüheyne kabilesine mensup bir kadın Allah'ın Resulünün yanına geldi. Kendisi zina etmiş ve bundan da hamile kalmıştı. Kadın dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü! Cezayı gerektiren bir suç işledim. Bana had cezasını tatbik et.

Bu ifade üzerine Peygamber aleyhisselam kadının velisi bulunan kişiyi çağırtıp:

— Kadına iyi muamele yap, doğumunu yapınca da bana getir, dedi.

Adam Allah'ın Resulünün buyurduğu gibi yaptı ve kadını kendisine getirdiği zaman, Peygamber aleyhisselam, recm sırasında açılmaması için kadının üstündeki elbiselerin vücuduna iyice bağlanmasını söyledi. Kadının elbiselerini bağladılar. Sonra recmedilmesini emretti ve emir yerine getirildi. Recmden sonra da Peygamber aleyhisselam o kadinin cenaze namazını kıldırdı. Bunun üzerine Hazreti Ömer radıyallahu anh dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü! Bu kadın zina yaptı, namazını nasıl kıldırıyorsunuz? .

Peygamber aleyhisselam cevaben şöyle buyurdular:

— Bu kadın öyle bir tevbe etti ki, tevbesi Medine halkından 70 kişi arasında taksim edilse hepsi için yeter ve artardı. Hem sen, canını Allah rızası için feda etmekten daha faziletli bir tevbe gördün mü?..


(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERİMİZİN KIZI DA OLSA



Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

Mahzun kabilesine mensup bir kadın hırsızlık yapmış ve bu kadının durumu Kureyş'lileri güç durumda bırakmıştı. Aralarında «bu kadın için Peygamber aleyhisselam nezdinde kim şefaatçi olacak» diye konuştular.

Bir kısmı dedi ki:

— Allah'ın Resulünün sevgilisi Usame radıyallahu anh'ten başka kim buna cesaret gösterebilir? Durumu Üsame radıyallahu anh'e bildirdiler. O da Peygamber aleyhisselama müracaat etti. Resulüllah aleyhisselam Üsame radıyallahu anh'e:

— Allah'ın tesbit ettiği cezalardan biri hakkında şefaatçi olmaya nasıl teşebbüs edersin? dedi ve sonra kalkıp şöyle buyurdu:

— Ey insanlar! Sizden evvelkilerin niçin helak olduklarını bilir misiniz? Onların arasında soylulardan biri hırsızlık yaptığı zaman, onu serbest bırakır, ceza vermezlerdi. Halkın zayıf tabakasından bir kimse hırsızlık yaptığı zaman da, hemen cezayı tatbik ederlerdi. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık etse, onun da elini keserdim.

Sonra o Kureyşli kadının getirilmesini emretti ve kadının eli kesildi


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHENNEMDEN BİR PARÇA


Ümmü Selem radıyallahu anha anlatıyor:

Resulüllah aleyhisselama davalarını isbat etmek için delil ve şahitleri bulunmayan iki kişi, kendilerine ait olan miras hakkında davalaşmak üzere geldiler.

Resulüllah aleyhisselam:

— Kime, kardeşinin hakkından fazla birşey vermeye hükmedersem, onu sakın almasın. Çünkü böyle bir şey verirsem, kendisine ancak cehennemden bir parça vermişim demektir, buyurdular.

Bu sözler üzerine davalaşan şahısların ikisi de ağlamaya başladılar ve her ikisi de birbirlerine «hakkım senin olsun» dediler.

Bunun üzerine Resulüllah aleyhisselam:

— Aranızda kur'a çektikten sonra mirası ayırın, hakkı arayın. Hisselerinizi aldıktan sonra birbirinizle helallaşın, buyurdular.

Bir rivayette de: Çünkü vahiy nazil olmayan meselelerde kendi reyimle hüküm veriyorum, buyurdular.

Yine Ummü Seleme radıyallahu anha, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduklarını anlatıyor:

«Ben, ancak bir insanım. Siz de bana gelip davalaşıyorsunuz. Belki bazınızın delili hasmınınkinden daha kuvvetli oluyor. Ben de, bu ifadeye göre onun lehine hüküm verebiliyorum. Fakat kime, kendisine değil de kardeşine ait olan bir hakkın verilmesi ile hükmedersem, öyle olmadığını bildiği halde bunu asla almasın. Zira bu takdirde ben kendisine ancak cehennemden bir parçayı ayırmış oluyorum demektir.


(Ebu Davud)
* * *
  

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÇOCUK HANGİ KADININ



Ebu Hüreyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle anlattıklarını rivayet ediyor:

iki kadın, yanlarında biribirlerinden ayırt edilemeyecek kadar küçük çocukları bulunduğu halde beraber otururlarken, bir kurt gelip çocuklarından birini kapıp götürmüştü. Kadınlardan biri diğerine: Kurdun götürdüğü çocuk seninki idi, dedi. Diğeri ise, hayır senin çocuğun idi, dedi. Bu ihtilaf üzerine davalaşmak için Davud aleyhhiselamın huzuruna geldiler, Davud aleyhisselam da kurdun saldırısından kurtulan çocuğun yaşlı olan kadına ait olduğuna karar verdi. Kadınlar daha sonra Davud aleyhisselamın oğlu Süleyman aleyhisselamın huzuruna çıktılar ve meseleyi ona anlattılar.

Süleyman aleyhisselam da:

— Bana bir bıçak getirin, çocuğu kesip aranızda taksim edeyim, dedi.

Genç olan kadın:

— Aman, hayır hayır. Allah sana rahmet ihsan etsin, çocuk benim değil, yaşlı kadınındır, dedi. Bu sözler üzerine Süleyman aleyhisselam kalan çocuğun yaşlı kadına değil, genç kadına ait olduğuna hüküm verdi.

(Zira genç kadın çocuğun gerçek anası olduğundan kesilmesinden endişe ettiği için, onun ihtiyar kadında kalması bahasına da olsa hakkından vazgeçmişti.)


(Buharı, Müslim. Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÖRNEK AHLAK



Ebu Hüreyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle anlattıklarını bildirmiştir:

Bir adam, başka birisinden bir mülk satın almıştı. Satın aldığı mülkde içi altın dolu bir küp buldu. Mülkü satan kimseye dedi ki:

— Bu altınları benden al. Çünkü ben senden mülkü satın aldım, içindeki altını satın almadım.

Satıcı ise şöyle cevap verdi:

— Ben sana bu yeri içinde bulunanlarla beraber sattım. Sonra bu iki kişi aralarında hakem olması için, bir başka adama müracaat etiler.

Hakem olan kişi kendilerine:

— Çocuğunuz var mı? diye sordu, Birisi:

— Benim bir oğlum var, diye cevap verdi. Hakem de şöyle karar verdi:

— Oğlanla kızı evlendirin ve ikisi için bu altından harcayın. Artan kısmını da sadaka olarak dağıtın...


(Buharı, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İHLASLI KELİME-İ TEVHİD



İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

— iki adam Allah'ın Resulüne gelip davalaştılar. Resulullah aleyhisselam alacaklı kişiden delil ve şahit göstermesini istedi. Alacaklının ise delil ve şahidi yoktu. Bundan sonra borçlu kimseye yemin etmesini teklif etti. Borçlu da «Kendisinden başka ilah olmayan Allah»'a yemin etti. Adamın yemin etmesinden sonra Peygamber aleyhisselam kendisine:

— Hayır, sen alacaklının iddia ettiği gibi yapmışsın. Fakat «Laila-he illallah» sözünü ihlas ile söylediğin için, Allah seni mağfiret etti, buyurdu.

(Çünkü o anda Cebrail aleyhisselam gelmiş ve Peygamber aleyhisselama borçlunun yalan yere yemin ettiğini, fakat kelime-i tevhidi ihlasla söylediği için Allahü Teala'nın kendisini affettiğini haber vermişti.)


(Ebu Davud, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | MÜMİN MÜMİNİN KARDEŞİDİR


Süveyd bin Hanzala radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah aleyhisselamı ziyaret etmek için yola çıkmıştık. Vali bin Hucr radıyallahu anh de bizimle beraber bulunuyordu. Yolda kendisine hasım olan biri çıkıp onu yakaladı. Vail, kendisinin Vail olmadığını söylemişti de, hasmı:

— O'nun Vail olmadığına yemin edin, hemen salıvereyim, demişti.

Arkadaşlar yalan yere yemin etmekten kaçındıkları için yemin etmek istemediler. Ben ise, Vail'in. Vail olmayıp kardeşim olduğuna dair yemin ettim, bunun üzerine hasmı da Vail'i salıverdi.

Peygamber aleyhisselamın huzuruna gelince, hadiseyi anlatıp arkadaşların, Vail'in Vail olmadığına yemin etmek istemediklerini ve kendimin Vail'in kardeşim olduğuna dair yemin ettiğimi söyledim. Peygamber aleyhisselam da:

— Doğru söylemişsin; müslüman müslümanın kardeşidir, buyurdular.


(Ebu Davud, ibni Mace)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAPRAK ASKER



Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam bizi, Kumandanımız Ebu Ubeyde olduğu halde, üçyüz süvari olarak Kureyş'lilerin ticaret kervanlarını gözetlemek için göndermişti. Açlıkla karşı karşıya kalmıştık. O derece ki, açlıktan ağaç yapraklarını yedik. Bu sebepten bu askere «yaprak asker» dediler. Deniz, sahile anber denilen bir balık atmıştı. Onbeş gün o balıktan yedik ve iç yağından da vücudumuzu yağladık. Bu suretle vücutlarımız iyileşti. Ebu Ubeyde bu balığın kemiklerinden birisini alıp yere dikmişti ki onun altından, üzerinde binicisi bulunan bir hayvan geçebilirdi.

Aramızda bir adam vardı ki, açlık son haddine vardığında, üç dişi deveyi boğazlamıştı. Sonra üç dişi deve daha boğazladı. Fakat bundan sonra Ebu Ubeyde deve boğazlamaya devam etmesini yasakladı.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesel)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YEMEKTE BESMELE VE ŞEYTAN



Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam ile beraber yemek etrafında hazır olduğumuz vakit.. Allah'ın Resulü başlamadan önce ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa Resulüllah aleyhisselam ile beraber yemek etrafında toplanmıştık. Bir cariye, biri tarafından itilircesine gelip elini yemeğe uzatınca, Peygamber aleyhisselam cariyenin elini tutup onu durdurdu. Ondan sonra bir Arabi de aynı şekilde itilircesine geldi. Allah'ın Resulü bununda elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldu ve şöyle buyurdu:

— Muhakkak ki şeytan, Allah'ın ismi anılmamak, yani besmele çekilmemek suretiyle yemeği kendisine helal kılmaya gayret eder. Bu sebeple bu cariyeyi getirdi ve besmele çektirmeden yemeğe başlatarak, bunun vasıtasıyla yemeği kendisine helal kılmak istedi. Bunun için cariyenin elinden tutup yemeğe başlamasını önledim. Sonra, aynı sebeple şu arabiyi getirdi. Onun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldum. Hayatımı kudreti ile tutan Allah'a yemin ederim ki, cariyenin eli ile birlikte şeytanın da eli elimde idi.


(Müslim, Ebu Davud, Nesei)
Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

Resülullah aleyhisselam sahabilerinden altı kişi ile beraber yemek yiyordu. Bu arada bu arabi geldi ve iki lokma yedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Eğer şu arabi besmele ile yemiş olsaydı yemek hepinize yeterdi, buyurdular.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ISLAMIN BEREKETİ



Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Bir kafir kimse, Peygamber aleyhisselama misafir olarak gelmişti. Allah'ın Resulü kendisine koyundan sağılmış bir kase süt getirmelerini söyledi. Adam sütü sonuna kadar içti. Sonra bir bardak daha getirmelerini emretti. Onu da içti. Bir kase daha getirmelerini söyledi. Onu da içti. Bu şekilde yedi defa birer sağımlık koyun sütü içinceye kadar devam etti. Adam geceyi burada geçirdi. Sabahleyin de müslüman oldu.

Peygamber aleyhisselam bu sefer kendisine yine bir kase koyun sütü getirmelerini söyledi. Adam sütü içti. Bir kase daha getirmelerini emretti. Fakat adam bunu içip bitiremedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdular:

— Mümin bir mide ile içer, kafir ise yedi mide ile içer.


(Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KÖTÜLÜKLERİN BAŞI ŞARAP



Hazreti Osman radıyallahu anh anlatıyor:

Şarap içmekten kaçının. Çünkü şarap kötülüklerin anasıdır. Vaktiyle bir adam varmış, kendisine bir fahişe aşık olmuş ve şahidlik için istediğini söylemek üzere cariyesini bu adama göndermiş. Adam da bu cariye ile beraber gelmiş. Cariye, her girdikleri kapıyı kilitlemiş. Bu şekilde adam, kendisini yanında bir oğlan ile bir şişe şarap olan güzel bir kadının karşısında bulmuş.

Kadın adama:

— Allah'a yemin ederim ki ben seni şahidlik için çağırmadım. Benimle zina etmen, yahut şu şaraptan bir kase içmen, veya bu oğlanı öldürmen için çağırdım, demiş.

Adam, bakmış ve «bunların en zararsız olanı şu şaraptan bir kase içmekliğimdir» diye söyleyerek, «bana şaraptan bir kase ver» demiş. Kadın vermiş. Adam şarabı içince, daha fazlasını istemiş ve o kadınla zina edip yanındaki oğlanı da öldürmeden oradan ayrılmamış.

İşte gördünüz ya, bu bakımdan, içki içmekten kaçının. Çünkü Allah'a yemin ederim ki şarap iman ile beraber bulunmaz. Ancak ikisinden biri, sahibinin yoldan çıkmasında bir şüphe hasıl ederse bir araya gelebilirler.


(Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | LANETLİ KADINLAR



Abdullah radıyallahu anh şöyle buyuruyor:

Allahü Teala, dövme yapan ve yaptırmak için çabalayan, yüzündeki kılları cımbızla yolan ve bunu yaptırmak isteyen, güzellik maksadıyla bunları yapan ve Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etsin!..

Abdullah radıyallahu anh'ın bu sözleri, Beni Eset'den daima Kur'an-ı Kerim okuyan Ümmü Yakub ismindeki kadına bildirilince, bu kadın, kalkarak Abdullah radıyallahu anh'ın yanına gelir ve mesele hakkında kendisiyle münakaşa eder.

Abdullah radıyallahu anh:

— Allah'ın Resulünün lanet ettiklerine ben neden lanet etmiyeyim, diyerek: bu, Allah'ın kitabında vardır, diye de ilave eder. Kadın ise:

— Mushaf'ın iki kapağı arasında bulunanların hepsini okudum, fakat senin bu söylediklerini görmedim, diye cevap verince, Abdullah radıyallahu anh:

— İyice okumuş olsaydın, görürdün. Çünkü Allahü Teala: «Peygamberin getirdiğini alın, yasakladığını da yapmayın» buyuruyor, diye söyler.

Ümmü Yakub:

— Ben şu anda söylediğin bu şeylerin senin zevcende de olduğunu tahmin ediyorum, deyince, Abdullah radıyallahu anh:

— Git, bak, diye cevap verir.

Ümmü Yakub, Abdullah radıyallahu anh'ın hanımınınn yanına varır, fakat bu bahsedilenlerden bir şey göremeyince döner ve:

— Hakikaten bunlara aid bir şey görmedim, diye söyler. Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh:

— Zevcemde böyle bir şey bulunsaydı, bir arada hayat süremez, biribirimizden ayrılırdik, diye cevap verir.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | GÜNAHLARA KEFFARET


Abdullah radıyallahu anh anlatıyor:

Allah'ın Resulünün huzuruna girdim. Çok ızdıraplı bir hali vardı.

Dedim ki:

— Ey Allah'ın Resulü! Sıtma hastalığın çok şiddetli.. Peygamber aleyhisselam:

— Evet ben hastalandığım vakit duyduğum ızdırap iki kat olup sizden iki kişinin duyduğu ızdırap derecesindedir, buyurdular. Dedim ki:

— Bu, belki sana iki kat ecir sağlamak için öyledir. Bunun üzerine buyurdular ki:

— Evet, söylediğin gibidir. Belaya uğrayan, bir diken ve bundan fazla bir şey kendisine isabet eden bir müslüman yoktur ki, bu sebepten dolayı ağaç yapraklarının döküldüğü gibi, Allahü Teala onun günahlarını bağışlamasın...


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | VEBADAN KAÇMAK



İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

Hazreti Ömer radıyallahu anh Şam'a doğru yola çıkmıştı. Serg ismindeki köye vardığı zaman, Şam'daki Emirlere ve Ebu Ubeyde bin Cerrah ve arkadaşları ile karşılaştı. Bunlar, kendisine Şam'da veba hastalığı olduğunu söylediler. Hazreti Ömer, Ibni Abbas:

— Bana ilk Muhacirleri çağır, dedi.

Çağırdım ve onlarla istişarede bulundu. Onlar ise ayrı ayrı görüş bildirdiler.

Bir kısmı:

— Sen mühim bir iş için çıkmışsın, geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler.

Bazıları ise:

— Yanında, diğer insanlarla beraber Allah'ın Resulünün sahabileri de var, onları vebaya arzetmenin doğru olmayacağını söylediler. Sonra Hazreti Ömer, onlara:

— Siz gidin, diye söyleyip, Bana Ensarı çağır, dedi. Çağırdım. Onlarla da aynı şekilde istişarede bulundu. Ancak onlar da Muhacirler gibi farklı görüşler beyan ettiler. Onlara da:

— Siz de gidin, dedikten sonra bana Fetih Muhacirlerinden Kureyş'in büyüklerini çağır, diye söyledi. Onları da çağırdım. Onlar içinden iki kişi arasında bile farklı fikirde olan çıkmadı. Hepsi aynı görüşte olarak, dediler ki:

— İnsanlarla beraber geri dönmeni ve halkı vebaya götürmemen icabettiğini düşünüyoruz, dediler.

Bunun üzerine Hazreti Ömer, insanlara:

— Yarın sabah hayvanımın üzerinde olarak Medine'ye dönüyorum, diye seslendi.

Bunu duyan Ebu Ubeyde radıyallahu anh:

— Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hazreti Ömer:

— Bunu senden değil, başkasından işitmek isterdim ey Ebu Ubeyde! dedi.

Zira Hazreti Ömer, Ebu Ubeyde radıyallahu anh'a muhalif kalmaktan kaçınırdı. v Tekrar Ebu Ubeyde radıyallahu anh'a:

— Evet, Allah'ın kaderinden, yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz, diye cevap verdi.

Bu sırada Abdurrahman bin Avf radıyallahu anh geldi. Bazı hususları arzetmek için gelmiş bulunuyordu. Meseleyi öğrenince, dedi ki:

— Bununla alakalı bende malumat var. Allah'ın Resulünü şöyle söylerken işittim:

— «Bir yerde veba hastalığı çıktığını duydunuz mu oraya gitmeyin. Bulunduğunuz yerde veba başgösterdiği vakit, ondan kaçmak için o yerden de çıkmayın.»

Hazreti Ömer bu Hadis-i Şerifi işitince, Allah'a hamdetti. Sonra kalkıp gitti.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAHUDİLERİN YALANI VE İTİRAF!



Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Hayber fethedildiği zaman Allah'ın Resulüne zehirli bir koyun getirmişlerdi.

Peygamber aleyhisselam:

— Orada bulunan yahudileri toplayıp bana getirin, diye emretti. Toplayıp getirdiklerinde Peygamber aleyhisselam onlara:

— Size bir şey soracağım; doğru cevap verecek misiniz? dedi. Yahudiler:

— Evet, doğru söyleyeceğiz, ey Ebu'l Kasım, dediler. Peygamber aleyhisselam: .

— Babanız kimdir? diye sordu.

— «Babamız filandır» diye cevap vermeleri üzerine de:

— Yalan söylüyorsunuz, babanız o filan kimse değil, filandır, buyurdu. Yahudiler:

— Haklısın öyledir, diye tasdik ettiler. Peygamber aleyhisselam:

— Size başka bir şey soracağım; doğruyu söyleyecek misiniz? dedi. Dediler ki:

— Evet, ey Ebu'l Kasım! Yalan söyleyecek olursak, yalanımızı yakalarsın, nasıl ki babamızla alakalı yalanı da bildin. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Kimler cehennemde kalacaklar? diye sordu. Yahudiler:

— Bir müddet kolaylıkla biz kalacağız, sonra da bizim yerimize siz geleceksiniz, dediler.

Peygamber aleyhisselam:

— Orada çakılıp kalın! Allah'a yemin ederim ki, ebediyyen orada sizin yanınıza gelmeyeceğiz, buyurdu.

Daha sonra onlara dedi ki:

— Eğer başka bir şey sorarsam, doğrusunu söyleyecek misiniz?

— Evet, diye cevap vermeleri üzerine Peygamber aleyhisselam buyurdu ki:

— Bu koyuna zehir koydunuz mu?

— Evet, dediler.

— Niçin yaptınız? diye sorunca da:

— Eğer yalancı Peygamber isen senden kurtuluruz, diye düşündük. Hakikaten Peygamber isen zaten zehir sana zarar vermez, dediler.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAHUDİ OĞLANIN İMANI

YAHUDİ OĞLANIN İMANI

Bir yahudinin oğlu Peygamber aleyhisselamın hizmetinde bulundu. Bir gün hastalandı. Resulullah aleyhisselam da ziyaretine gitti. Başucunda oturduktan sonra oğlana:

— Müslüman ol! buyurdu.

Bunun üzerine oğlan babasına baktı. Babası da:

— Ebu'l Kasım'a itaat et, diye söyleyince, o da müslümanlığı kabul etti.

Peygamber aleyhisselam oğlanın hak dini kabul etmesi üzerine:

— Bu oğlanı ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun! diyerek kalktı ve gitti.

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESÜLULLAHIN AMELİYATI



Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah aleyhisselam küçüklüğünde çocuk arkadaşlarıyla oynarken, Cebrail aleyhisselam gelip kendisini aldı. Sırtı üzerine yatırıp göğsünü yardı ve kalbinden bir pıhtı parçası çıkardıktan sonra:

- Bu, şeytanin sendeki payidir, dedi.

Sonra Resulullahın kalbini altın bir kase içerisinde zemzem ile yıkadı. Yarayı kapattıktan sonra Peygamber aleyhisselamı bulunduğu yere getirdi. Çocuklar Peygamber aleyhisselamın süt annesi Halime'ye koşup:

- Muhammed öldürüldü, dediler.

Peygamber aleyhisselamı "görmeye gelenler, onu rengi sararmış bir vaziyette gördüler.

Enes radıyaliahu anh devamla:

- Onun göğsündeki dikiş yerinin izini ben gördüm, demiştir.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ ALLAH VE İNSANOĞLU



Ebu Hureyre radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala kıyamet gününde şöyle buyuracaktır:

- Ey insanoğlu! Ben hasta olmuştum da sen ziyaretime gelmemiştin.

insanoğlu:

- Ey Rabbim! Ben senin ziyaretine nasıl gelirdim ki, Sen alemlerin Rabbisin, diyecektir. Allahü Teala:

- Bilmiyor muydun ki, o hasta kulumun ziyaretine gitseydin benim rızamı ve ecrimi o hasta kulumun yanında bulacaktın, buyuracaktır.

Yine Allahü Teala:

- Ey insanoğlu! Bana yedirmeni istemiştim de, sen bana bir şey yedirmemiştin ki, sen alemlerin Rabbisin, diye cevap verecektir. Allahü Teala:

- Bilmiyor muydun ki, filan kuluna kendisine bir şey yedirmeni istemişti de", sen ona yiyecek bir şey vermemiştin. Eğer ona yiyecek bir şey vermiş olsaydin, bunun ecrini bende bulacaktin, buyuracaktir.

Yine Allahü Teala:

- Ey insanoğlu! Senden su istemiştim de sen bana su vermemiştin, buyuracaktır, insanoğlu da:

- Ey Rabbim, ben sana nasıl su veririm ki, Sen alemlerin Rabbisin, diyecektir. Allahü Teala:

- Filan kulum senden su istemişti de sen ona su vermemiştin. Eğer vermiş olsaydin, bunun sevabini bende bulacaktin, buyuracaktir.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAKIKİ MÜSLÜMAN


Enes radiyallahu anh'ten anlatilir:

Adamin biri, Peygamber aleyhisselama gelerek iki dağ arasinda bin koyun istedi. Resulullah aleyhisselam da bu kimseye istediğini verdi. Bunun üzerine adam kavmine gelip:

— Ey kavmim, müslümanlığı kabul edin. Çünkü Muhammed aleyhisselam fakirlikten korkmadan bol bol dağıtıyor, dedi. Bunun üzerine Enes radıyallahu anh dedi ki:

— Eğer bir kimse ancak dünyayı isteyerek müslüman olmalt isterse, islam kendisine dünyadan ve dünyanın içindekilerden daha sevgili gelmediği müddetçe, hakikaten muslim olamaz.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESULULLAHIN ÜMMETİNE ŞEFKATİ


Abdullah (bin Amr radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah aleyhisselam, izzet ve Celal sahibi Allah'ın, ibrahim aleyhisselam hakkındaki «Ey Rabbim, putlar insanlardan çoğunu yoldan saptırdılar. Kim bana uyarsa, o bendendir. Kım karşı gelirse artık onun işi sana kalmıştır. Zira sen afvedicisin, merhamet sahibisin» mealindeki ayetini okudu.

İsa aleyhisselam da:

— Ey Rabbim, eğer onları cezalandıracaksan onlar senin kullarındır. Onları mağfiret buyuracaksan, muhakkak ki sen izzet ve hikmet sahibisin, demişti, dedi ve ellerini kaldırıp:

— «Ey Allah'ım, ümmetim, ümmetim» diye yalvardı ve ağladı. Bunun üzerine izzet ve Celal sahibi Allah:

— Ey Cebrail Muhammed aleyhisselama git, Rabbin her şeyi bilir, fakat yine de ağlamasını sor! buyurdu. Cebrail aleyhisselam Peygamber aleyhisselama gelip sordu. Allah'ın Resulü:

— Allah en iyi bilendir, diyerek Cebrail aleyhisselama ağlamasının sebebini anlattı.

Allahü Teala Cebrail aleyhisselama buyurdu ki:

— Ey Cebrail, Muhammed aleyhisselama git ve deki, biz onu ümmeti için razı kılacağız, ümmetine bir kötülük yapmayacağız!.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RAHİB BAHİRA VE RESÜLULLAH



Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor:

Ebu Talib, Şam'a gitmek üzere yola çıkmıştı. Yanında Kureyş kavminden bazı şahıslarla beraber, henüz küçük yaşta olan Peygamber aleyhisselam da bulunuyordu. Rahib Bahira'nın bulunduğu yere yaklaşinca hayvanlarından inerek yükleri çözüp indirmeye başladılar. Rahib hemen onları karşılamaya çıktı. Halbuki bundan önceleri de buraya uğrak verirlerdi. Fakat Rahib Bahira çıkıp da onları karşılamaz, hususi bir iltifatta bulunmazdı. Bu defa henüz yüklerini çözmeye uğraşırlarken Rahib çıkageldi. Ve birini arıyormuşçasına onların arasında dolaşmaya başladı. Peygamber aleyhisselamın yanma gelince elini verdi ve:

- Bu çocuk alemlerin efendisidir. Bu çocuk alemlerin Rabbi olan Allah'ın elçisidir; Allah onu alemlere rahmet olarak gönderiyor, dedi. Rahibin bu sözleri üzerine orada bulunanlardan bazı kimseler:

- Bunu nereden biliyorsun diye Rahib Bahira'ya sordular. Rahib:

- Siz Akabe'den ayrılınca, ona secde etmeyen bir taş ve ağaç kalmadı. O taş ve ağaçlar ise yalnız bir peygamber için secde ederler, dedikten sonra:

- Ben onu omuz kemiğinin altındaki küçük bir elmacık gibi olan Peygamberlik mühründen de tanırım, diye ilave etti.

Rahib, bu konuşmalardan sonra dönüp onlara yemek hazırladı. Yemeği getirdiğinde Peygamber aleyhisselam develeri beklemekte idi.

Rahib:

- Onu buraya çağırın, dedi.

Peygamber aleyhisselam o tarafa doğru dönüp gelmeye başladı. Üzerinde kendisini gölgeleyen bir bulut bulunuyordu. Oradakilere yaklaşınca, önceden ağacın gölgesini insanlar işgal etmiş olduğundan, kendisine ağacın gölgesinde yer kalmamıştı. Ancak Peygamber aleyhisselam oturunca, ağaç uzanıp onu gölgesine aldı.

Bunun üzerine Rahib:

- Ağacın gölgesine bakın nasıl ona uzandı! diye dikkatlerini çekti. Rahib onları ağırlarken, kendilerinden, Allah aşkı için bu çocuğu Rum diyarına götürmemelerini istedi ve:

- Çünkü Rumlar bu çocuğu görünce, ondaki hususiyetleri görerek onun son Peygamber olduğunu anlarlar ve katlederler, dedi.

Rahib döndüğünde Rum'dan yedi kişinin gelmiş bulunduğunu gördü. Onları karşılayarak:

- Ne sebeple buraya geldiniz? diye sordu. Onlar da:

- Biz geldik. Çünkü Zamanın Peygamberi, bu ay içerisinde bulunduğu şehirden çıkacak. Bu sebeple geçme ihtimali olan bütün yolların hepsine birer rahip gönderildi. Biz de onun geleceği haberini aldığımızdan, senin yoluna gönderildik.

Bunun üzerine Rahib: "

- Arkanızda bıraktığınız kimseler arasında sizden hayırlı kimse var mı? diye sordu.

Onlar da:

— Sizin bu yolunuza en hayırlılarımız seçildi, diye cevap verdiler.

Rahib:

— Allah'ın yapmayı murad ettiği bir işin meydana gelmesine mani olmaya hiçbir kimsenin kuvvetinin yeteceğini sanır mısınız? dedi. Onlar da:

— Hayır, dediler. Rahib Bahira'nın bu irşadı üzerine, onlar da Peygamber aleyhisselama biat ettiler ve onunla beraber kaldılar. Bu hadiseyi de saklı tutmaya azmettiler.

Rahib, daha sonra Kureyş'lilere hitabederek:

— Allah için söyleyin bu çocuğun velisi kimdir? diye sordu. Kureyşliler de:

— Ebu Talib'tir, diye cevap verdiler.

Rahib Ebu Talib'e dönerek, çocuğu memleketine geri götürmek için tavsiye ve İsrarlarına devam etti. Nihayet Ebu Talib de buna kanaat getirdi ve çocuk yaşta bulunan Peygamber aleyhisselamı Mekke'ye gönderdiler.

Rahib Bahira, Peygamber aleyhisselama yol azığı olmak üzere kurabiye ile zeytin vermiştir.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESÜLÜLLAHA İTAAT EDEN AĞAÇ



Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhissclam ile beraber yola çıkmıştık. Geniş bir vadiye gelince, Allah'ın Resulü abdestini bozmaya gitti. Ben de peşinden içinde su bulunan bir kapla kendisini takip ettim. Peygamber aleyhisselam etrafına baktı. Abdest bozmak için görünmeyecek bir yer bulamadı. Uzakta vadinin kenarında iki ağaç görüverince de onlardan birinin yanına gitti. Dallarından birini alıp:

- Allah'ın izni ile benimle yürü! buyurdu. Ağaç burnu halkalı deve gibi, Peygamber aleyhisselamın arkasını takip etti. Sonra diğer ağaca gitti. Onun da bir dalını alıp:

- Allah'ın izniyle benimle yürü! dedi. Önceki dal gibi bu da emre itaat gösterdi, iki ağaç arasındaki yere girince, bunları birbirine yanaştırdı ve:

- Allah'ın izniyle bana üzerimde örtü vazifesini görmek için birleşin! buyurdu, iki ağaç biribirine yapıştı.

Bu arada ben, Allah'ın Resulü benim kendisine yakın olduğumu hissetmesin de, yine uzağa gitmek mecburiyetinde kalmasın diye bu korku ile hızlıca geri çekildim ve uzakta oturdum. Bu fevkalade hadise karşısında kendi kendime düşünmeye başladım. Peygamber aleyhisselamı benden tarafa dönmüş gelir vaziyette gördüğüm zaman, iki ağaç da biribirinden ayrılmış ve gövdeleri dik olarak duruyorlardı. Allah'ın Resulünün bir an durduğunu ve başı ile, ağaçların kendi yerlerine gitmeleri için işarette bulunduğunu gördüm. Sonra Peygamber aleyhisselam yine benden tarafa doğru gelmeye devam etti. Bana yaklaşınca:

- Ey Cabir, oturduğum yeri gördün mü? diye sordu. Ben de:

- Evet, gördüm, ey Allah'ın Resulü, diye cevap verdim.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İLK VAHİY



Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

Resulullah aleyhisselama gelen ilk vahiy, uykuda iken gördüğü sarih bir rüyadan ibarettir. O bir rüya görmüş olmazdı ki sabah aydınlığı gibi acık bir şekilde zahir olmasın. Allah ona tenhada kalma sevgisi vermişti. Bunun için Hira dağına çekilir ve orada aile efradına dönmeden, azığı bitinceye kadar bir kaç gece kalır, ibadetle meşgul olurdu. Sonra tekrar Hatice radıyallahu anha'nm yanına gelir, yine bir o kadar daha azık alır ve Hira dağına çekilirdi.

Bu şekilde hak yani Cibril aleyhisselam kendisine gelinceye kadar Hira dağındaki mağarada kaldı ve Melek gelip kendisine:

— Oku! dedi.

(Allah'ın Resulünün kendi ifadesiyle: )

— Ben okumak bilmem, dedim. Beni alıp göğsüne bastı ve takatim kesilinceye kadar sıktı ve tekrar salıverdi. Yine:

— Oku! dedi.

— Ben, okuma bilmem, dedim. Tekrar beni üçüncü defa alıp göğsüne bastırdı ve takatim kesilinceye kadar sıktı ve salıverdi. Son olarak yine kainatı yaratan, insani bir parça kan pıhtısından yaratan Rabbinin ismiyle oku! Oku ki Rabbin keremde benzeri olmayan celal sahibi Allah'tır, dedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam bu ayetleri alıp kabul ederek, yüreği titreye titreye döndü. Doğruca zevcesi Hatice binti Huveylid radıyallahu anha'nın yanına vardı ve:

— Beni örtün, beni örtün! dedi.

Bir müddet öylece kaldı. Sonra Hatice radıyallahu anha'ya başından geçenleri anlattı, «Kendimden korktum» dedi. Hatice radıyallahu anha:

— — öyle deme Allah'a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir vakit mahcup etmez. Çünkü sen akrabana bakarsın işini göremeyenlerin yükünü üzerine alırsın. Fakire verir, kimsenin kazandırmıyacağını kazandırırsın, misafir ağırlarsın, hak yolunda meydana gelen mühim hadiselerde halka yardımda bulunursun, dedi.

Bundan sonra Hatice radıyallahu anha, Peygamber aleyhisselamı alıp amcası oğlu bulunan Varaka bin Nevfel bin Esed bin Abdül Uzza ya götürdü. Bu zat cahiliyyet zamanında hristiyanlığı kabul etmişti, ibrani dilini bildiği için incil'den Allah'ın murad ettiği kadar bir şeyler yazardı. Yaşlanmıştı, gözleri de artık görmüyordu. Hatice radıyallahu anha, kendisine ;

— Ey amcam oğlu, dinle de bak, kardeşin özlü ne diyor, dedi. Varaka:

— Ne var kardeşimin oğlu? diye sordu.

Peygamber aleyhisselam da hadiseyi kendisine anlattı.

Bunun üzerine Varaka dedi ki:

— Bu gördüğün Musa aleyhisselama Allah'ın gönderdiği Namus-u Ekber: vahiy ile ilahi sırrın sahibi Cibril aleyhisselamdır. Keşke senin hakka davet günlerinde sağ bulunsaydım da, kavmin seni çıkaracakları zaman yanında olsaydım, dedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Onlar beni çıkaracaklar mı ki? diye sordu. O da ^

— Evet, çünkü senin gibi bir şey getirmiş olan hiç bir kimse yoktur ki, düşmanlığa uğramasın. Senin davet günlerine yetişirsem sana son derece yardımcı olurum, cevabını verdi. Ondan sonra uzun zaman geçmeden Varaka öldü ve o sırada vahiy kesildi.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | NAMAZ VE MİR'AÇ



Malik bin Sa'saa radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamıh şöyle buyurduklarını anlatıyor:.

Ben Kabe-i Muazama'da iki kişinin arasında uyku ile uyanıklık arasında yatmakta iken, içi iman ve hikmetle dolu, altından bir leğen getirdiler. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yardılar. Zemzem suyu ile yıkayıp, iman ve hikmetle doldurdular. Katırdan küçük merkepten ise büyük, burak denilen bir hayvan getirdiler. Cibril Aleyhisselam ile beraber gittik. Birinci kat semaya gelince:

— Kim o? denildi, Cibril a.s.:

— Cebrail, diye cevap verdi.

— Yanındaki kim? denildi.

Cebrail de:

— Muhammed, dedi.

— Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi. Cebrail:

— Evet, dedi.

— Hoş geldi, O ne güzel bir misafirdir, denildi.

Bunu takiben Adem aleyhisselama geldim, selam verdim,

— Hoş geldin oğul ve Peygamber! dedi.

Bir rivayette şöyledir:

Dünya semasına yükselince sağında ve solunda insan kalabalığı bulunan bir zat gördüm. Sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu.

— Hoş geldin, salih peygamber salih oğul! dedi. Ben:

— Bu kim ey Cibril? diye sordum. O da:

— Bu, Adem aleyhisselamdır. Sağında ve solunda gördüğün bu kalabalıklar evladlarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler ise cehennemliklerdir. Bunun için sağına baktığı zaman gülüyor, soluna baktığı zaman ağlıyor, dedi.

Sonra ikinci semaya geldik.

— Kim o? denildi. Cebrail:

— Ben Cebrail, dedi.

— Yanındaki kim? denildi. Cebrail:

— Muhammed, dedi.

— Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.

Cebrail:

— Evet, dedi.

— Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.

Bunu takiben Isa ile Yahya Peygamberlere rastladım. Her ikisi de:

— Hoşgeldin kardeşimiz hoşgeldin ey peygamber! dediler. Sonra, üçüncü kat semaya geldik.

— Kim o? denildi.

— Cebrail, diye cevap verildi.

— Yanındaki kim? diye soruldu.

— Muhammed, diye cevap verildi.

— Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail:

— Evet, dedi.

— Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.

Bunu müteakip Yusuf aleyhisselam'a rastladım. Selam verdim;

— Hoş geldin kardeş ve Peygamber, dedi. Sonra dördüncü semaya geldik.

— Kim o? denildi.

— Cebrail, diye cevap verildi.

—> Yanındaki kim? diye soruldu. "

— Muhammed, diye cevap verildi.

— Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.

— Evet, diye cevap verildi.

— Hoş geldin, ne güzel misafir geldi! denildi.

Bunun takiben idris aleyhisselama rastladım. Selam verdim.

— Hoş geldin, kardeş ve Peygamber, dedi. Sonra beşinci kat semaya geldik.

— Kim o? denildi.

— Cebrail, diye cevap verildi.

— Yanındaki kim? diye soruldu.

— Muhammed,'diye cevap verildi.

— Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi, denildi.

— Evet, diye cevap verildi.

— Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi. Bunu müteakip Haran aleyhisselama rastladık. Kendisine selam verdim.

— Hoşgeldin, kardeş ve Peygamber! dedi. Sonra altıncı semaya geldik.

— Kim o? denildi.

— Cibril, diye cevap verildi.

— Yanındaki kim? diye soruldu.

— Muhammed, denildi. .

— Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.

— Evet, denildi.

— (Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.

Bunu takiben Musa aleyhisselama rastladım ve selam verdim.

— Hoş geldin, kardeş ve Peygamber! dedi.

Kendisinden ayrılınca ağlamaya başladı. Hazreti Allah tarafından kendisine:

— Niye ağlıyorsun? diye soruldu.

Musa aleyhisselam:

— Ey Rabbim, benden sonra Peygamber olan bu gencin ümmetinden cennete benim ümmetimden daha çok insanlar girecektir, bunun için ağlıyorum, dedi.

Sonra yedinci semaya geldik.

— Kim o? denildi.

— Cibril, diye cevap verildi.

— Yanındaki kim? diye soruldu.

— Muhammed, diye cevap verildi.

— Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? Hoş geldi, ne güzel misafir geldi! denildi.

Bunu takiben ibrahim aleyhisselama rastladım. Selam verdim.

— Hoş geldin oğul ve Peygamber! dedi. Hemen bana Beytü'l Mamur gösterildi. Cibril'e sordum. O da:

— Bu, Beytü'l Mamur'dur. Her gün yetmiş bin melek orada namaz kılar ve çıkarlar. Çıkanlar da bir daha artık oraya dönmezler, dedi.

Bana Sidretü'l Münteha ağacı da gösterildi. Bir de baktım ki, bu ağacın meyveleri meşhur Hacer beldesinin büyük destileri, yaprakları da fillerin kulakları büyüklüğünde idi. Altından dört nehir akıyordu. Bunların ikisi batın, ikisi zahir idi. Cibril'e bu nehirleri sordum. O da:

— Batın, yani içe ait iki nehir cennette, zahir yani dışa ait iki nehir de Nil ile Fırat'tır, dedi.

Bir rivayette:

Sonra o kadar yükseğe çıkarıldım ki orada mukadderatı yazan kalemlerin sesini işitir oldum.

Sonra üzerime elli vakit namaz farz kılındı. Döndüm. Musa aleyhisselama gelince, bana:

— Ne oldu? diye sordu.

— üzerime elli vakit namaz farz kılındı, dedim. Musa aleyhisselam:

— Ben insanları senden daha iyi bilirim, israil Oğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetinin bu elli vakit namaza gücü yetmez. Rabbine dön ve bu namazları azaltmasını niyaz et! dedi.

Döndüm. Niyazda bulundum. Allahü Teala bunları kırka indirdi. Sonra yine Musa aleyhisselama geldim. Aynı şeyi söyledi.

Döndüm. Allahü Teala namazları otuza indirdi. Yine aynı şey tekrarlandı. Döndüm, Allahü Teala namazları yirmiye indirdi. Yine aynı şey oldu.

Döndüm, Allahü Teala namazları ona indirdi. Yine Musa aleyhisselama geldim, aynı şeyi söyledi.

Döndüm, Allahü Teala namazları beş vakte indirdi. Yine Musa aleyhisselama geldim.

— Ne yaptın? dedi.

— Allah namaz vakitlerini beş vakte indirdi, dedim. Musa aleyhisselam yine gidip, daha da indirmesi için Allah'a niyaz etmemi söyledi ise de ben:

— Hayır, razı oldum, dedim.

Bunun üzerine Allah tarafından bir nida geldi. Farzım kesinleşmiştir. Kullarıma gereken kolaylığı yaptım. Her iyi amel karşılığında da on sevab vereceğim.

Bir rivayette:

Yüce Rabbim ile Musa aleyhisselam arasında gidip gelmeye devam, ettim. Nihayet Allahü Teala:

— Ey Muhammed, namazlar günde beş vakitten ibarettir. Her namaz için on sevab vardır, bu da elli vakit namaz demektir, buyurdu.


(Buharı, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KAFİRLERİN KORKUSU


Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

Anne - babamı islam dini üzerine sarılmış vaziyette biliyor, islam öncesini asla hatırlamıyorum. Allah'ın Resulünün sabah ve akşam bize gelmediği bir gün geçmezdi. Müslümanların başı belaya uğramaya başlayınca Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh, Habeş diyarına hicret etmek üzere yola çıktı. Yemen'deki Berkü'l Gimad denilen yere geldiği zaman, memleketin efendisi Ibnu'd Dugunne kendisine rasgeldi ve:

— Nereye gitmek istiyorsun, Ey Ebu Bekir? diye sordu.

Hazreti Ebu Bekir de:

— Kavmim beni memleketimden çıkmaya mecbur bıraktı. Bu sebepten dolayı yer yüzünde dolaşmaya ve Rabbime ibadet etmeye niyetlendim, diye cevap verdi.

Ibnu'd Dugunne.:

— Ey Ebü Bekir, senin gibi bir zat memleketinden ne çıkar, ne de çıkarılır. Sen fakiri giyindirir, akrabaya yardımda bulunur, aciz ve zayıfların yükünü üzerine alır misafire ikram eder, musibetlerde yardımını esirgemezsin, işte ben senin kefilin ve yardımcınım. Memleketine dön ve arzu ettiğin şekilde Rabbine ibadet et, dedi.

Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh, memleketine döndü ve Ibnu'd Dugunne de kendisiyle beraber geldi. O gece Kureyş'in ileri gelenleri ile görüştü ve:

— Ebu Bekir gibi bir zat memleketinden ne çıkar, ne de çıkarılır. Yoksulu giydiren akrabaya yardım eden aciz ve zayıfların yükünü üzerine alan, misafire ikramda bulunan ve musibetlerde yardımını esirgemeyen bir zatı memleketten nasıl çıkarırsınız? dedi.

Kureyşliler, Ibnu'd Dugunne'nin bu kefalet ve teminatı karşısında, Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anhe eziyet vermekten vazgeçti.

Ancak Ibnu'd Dugunne'ye dediler ki:

— Ebu Bekir'e söyle: Rabbine evinde ibadet etsin, namazını evinde kılsın, dilediğini okusun, bunlarla bize eza etmesin, bunları açıktan yapmasın. Çünkü onun bu şekilde çocuklarımız ve kadınlarımızı kandıracağından endişe ediyoruz.

Ibnu'd Dugunne onların bu söylediklerinin hepsini, Ebu Bekir radıyallahu anh'e bildirdi. Bundan sonra da Hazreti Ebu Bekir evinde ibadet etmeye, açıktan namaz kılmamaya ve evinden başka bir yerde Kur'an okumamaya başladı. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra, aklına başka bir düşünce geldi. Evinin avlusu içerisinde bir namazgah inşa etti ve orada namaz kılıp Kur'an okumaya başladı. Bu defa müşriklerin kadın ve çocukları, onu dinlemek için namaz kıldığı yerin yanında toplanmaya başladı. Hazreti Ebu Bekir'i seyrediyor ve okuyuşuna hayranlık duyuyorlardı. Hazreti Ebu Bekir, Kur'an okuduğu zaman göz yaşlarını tutamayan ve çok ağlayan bir zat idi. Bu durum, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerini endişelendirdi ve ibnu'd Dugunne'yi çağırdılar ve geldiği zaman, kendisine dediler ki:

— Biz, Ebu Bekir'in ibadetini evinde yapılması şartı ile senin himayen altında kalmasına razı olmuştuk. O ise bu haddi aştı. Evinin avlusunda kendisine mescid yaptı. Açıktan Kur'an okumaya ve namaz kılmaya başladı. Biz ise, onun kadınlarımızı ve çocuklarımızı aldatmasından endişe ediyoruz. Bundan dolayı, onu bundan böyle bu şekilde yapmaktan vazgeçir. Eğer evinde sessizce Rabbine ibadet etmek isterse, bunu yapabilir. Bu davranışını terketmediği takdirde verdiğin himayeden vazgeçmesini iste. Çünkü biz senin verdiğin sözü bozmak istemedik ama Ebu Bekir'in açıkça kılmasını'da kabullenmedik.

Bunun üzerine ibnu'd Dugunne Hazreti Ebu Bekir'e geldi ve:

— Sana hangi şartlar içerisinde taahhüdde bulunduğumu hatırlıyorsun. Ya bu şarta uyacaksın, yahut himayem altında olmaktan vaz geçeceksin. Çünkü ben, kendisine himaye edeceğime dair söz verdiğim bir kimseye karşı sözümde durmadığımı, Arab'ın duymasını istemem, dedi.

Buna karşılık olarak Ebu Bekir radıyallahü anh:

— Başka yapılacak bir şey yok, himayeni iade ediyor ve Allah'ın himayesine sığınmayı tercih ediyorum, diye cevap verdi.

Allah'ın Resulü ise o gün Mekke'de bulunuyordu. Müslümanlara şöyle buyurdular:.

— Sizin hicret edeceğiniz yer bana gösterildi. Orası iki kayalık arasında hurmalık bir yerdi.

Bunun üzerine hicret edenler Medine'ye hicret ettiler. Habeşistan'a hicret etmiş bulunanlarda oradan dönerek Medine'ye hicret ettiler. Hazreti Ebu Bekir de Medine'ye hicret etmek üzere hazırlığa başlamıştı. Bunu gören Peygamber Aleyhisselam kendisine:

— Acele etme, bana da hicret etmek için izin verileceğini ümid ediyorum, buyurdu.

Hazreti Ebu Bekir radıyalahü anh:

— Anam, babam sana feda olsun, bunu ümid ediyorsun demek ? diyerek sevincini gösterdi.

Peygamber aleyhisselamın «Evet» diye cevap vermesi üzerine Hazreti Ebu Bekir, Allah'ın Resulüne arkadaşlık etmek için, o anda hicretten vazgeçti. Dört ay, binek atını bu iş için «semur» denilen ağacın yaprağı ile beslemeye başladı.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HİCRET EMRİ



Hazreti Aişe radıyallahü anha anlatıyor:

— Biz Hazreti Ebu Bekir'in evinde, gündüzün şiddetli sıcak vaktinde otururken, biri Ebu Bekir radıyallahü anha:

— İşte, başı ve yüzünün büyük bir kısmı örtülü bir halde Allah'ın Resulü! Hem de gelmesi, adetinden olmayan bir saatte! deyiverdi. Ebu Bekir radıyallahü anh:

— Anam, babam ona feda olsun! Allah'a yemin ederim ki, onu bu saatte mühim bir hadise buraya getirmiştir, dedi.

Buna müteakip Peygamber aleyhisselam girmek için izan istedi, izin verilip, içeriye girince Hazreti Ebu Bekir'e:

— Yanındakileri dışarıya çıkar, buyurdu. Ebu Bekir radıyallahu anh de:

— Anam, babam sana feda olsun! Onlar senin ailen, ey Allah'ın Resulü, istediğini söyleyebilirsin, diye cevap verdi. Peygamber aleyhisselam:

— Hicret etmek için bana izin verildi, buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh:

— Anam, babam sana feda olsun! Hicretinde ben de sana arkadaşlık ediyor muyum? diye sordu. Allah'ın Resulü:

— Evet, cevabında bulununca da:

— O halde şu iki hayvandan birini al, ey Allah'ın Resulü, dedi. Resulüllah aleyhisselam:

— Karşılığını vermek şartı ile, dedi.

En güzel bir şekilde her ikisini de hazırladık. İkisi için lazım olan azığı bir dağarcığa yerleştirdik. Kız kardeşim Esma radıyallahu anha kuşağından bir parça kesip bu dağarcığın ağzını bağladı. Bu sebeple kendisine «Zatu'n nitak - kuşaklı» diye isim verildi.

Sonra Peygamber aleyhisselam, Hazreti Ebu Bekir ile beraber Sevr dağındaki mağaraya vardılar. Üç gece orada gizlendiler. Ebu Bekir radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah da yanlarında kalmıştı. Abdullah oldukça dikkatli ve zeka sahibi bir çocuktu. Seher vaktinde onların yanından ayrılır ve Mekke'de kalıyormuş gibi, Kureyş ile beraber orada sabahlamış görünürdü.

Kureyş'lilerin düşündüğü hile ve tuzakları dinler, hepsini iyice kafasına yerleştirir, karanlık basınca da gelip bu duyduklarını Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir'e bildirirdi.

Hazreti Ebu Bekir'in kölesi Amir bin Füheyre o civarda bol sütlü, sağmal koyun otlatır ve akşam vaktinden bir süre geçince Resulüllah aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir'e getirirdi. Onlar da sağıp taze süt içerek geceyi geçirirlerdi. O süt kendi sağmal koyunlarının sütü idi. İçine kızgın taş konulup ısıtılmış idi. Nihayet Amir bin Füheyre sağmal koyuna seslenir ve alıp geri götürürdü. Allah'ın Resulü ile Ebu Bekir radıyallahu anh'ın mağarada bulundukları üç gece Amir onların gıdasını bu şekilde temin ederdi.

Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir Mekke'de bulunurken, ed-Diyl oğullarından yol kılavuzluğu hususunda tecrübe ve mahareti olan Abdullah bin Ureykıt adında birini kiralamışlardı. Bu şahıs Asbin Vail oğullarına dostluk sözü vererek elini akid kanına da batırmıştı. Kendisi Kureyş kafirlerinin dini üzerinde bulunuyordu. Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir bu adamın doğruluğuna itimad ederek, develerini kendisine teslim etmişler ve üç gün sonra Sevr mağarasında buluşmak üzere kendisi ile anlaşmışlardı. Bu şahıs Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir'in develeri ile üçüncü gecenin sabahında geldi. Resulullah aleyhisselam Hazreti Ebu Bekir ile beraber Amir bin Füheyre ve kılavuzları Abdullah bin Ureylut da yola çıktılar. Kılavuzla alışılmış olmayan sahiller yolunu takip etmek suretiyle Medine'ye doğru yürüdüler.


(Buharı)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | MEDİNE YOLUNDA



Malik bin Cu'şum el-Mudlici'nin oğlu Suraka anlatıyor:

Kureyş kafirlerinin etrafa gönderdikleri adamları bize geldi. Kureyşliler, Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir'i öldüren veya sağ olarak esir edip getiren kimseye yüz deve vereceklerdi.

Ben kavmim Mudlic oğulları ile beraber otururken onlardan bir adam çıkageldi ve ayakta olarak:

— Ey Suraka! Az önce sahile doğru giden bir kaç yolcu karaltısı gördüm. Zannedersem bunlar Muhammed ve arkadaşlarıdır, dedi.

Ben, o karaltı dediği kimselerin Allah'ın Resulü ile arkadaşları olduğunu derhal anladım fakat, bunu bildirmek istemediğim için:

— Hayır, o karaltı onlar değil. O gördüğün filan ve filandır ki, az önce önümüzden geçmişlerdi, dedim. Bir süre daha mecliste kaldıktan sonra kalkarak evime gittim. Cariyeme, atımı hazırlayıp yüksek tepenin arkasında beni beklemesini söyledim. Ben de kargımı alıp evin arka tarafından çıktım. Kargımın parıltısı dikkati çekmesin diye alt tarafını yerde sürüklemiş, üst tarafını ise aşağıya doğru tutmuştum. Atımın yanına gelince, üzerine bindim. Maksadıma yaklaştırması için hayvanı dört nala kaldırdım. Nihayet Allah'ın Resulü ile arkadaşlarına yetişip yaklaştım. Fakat bu sırada atım sürçtü ve kapaklandı. Ben de üzerinden düşüverdim. Hemen kalkıp torbadan fal oklarını aldım. Onlara zarar verip vermeyeceğimi öğrenmek için fala baktım. Netice istemediğim şekilde çıkmıştı. Oklara öfkelendim ve tekrar atıma bindim. Atımı yine hızla sürdüm. Allah'ın Resulünün okuduğunu duyar oluncaya kadar yaklaştım. Peygamber aleyhisselam arkasına dönüp bakmıyordu. Hazreti Ebu Bekir ise çok bakmıyordu. Bu arada, atımın ön ayakları, dizlerine kadar yere gömüldü. Ben de üzerinden düştüm. Sonra atı kalkmaya zorladım. Hayvan da kalkmaya gayret etti, fakat bir türlü ayaklarını yerden çıkaramadı. Ayaklarını çıkardığı zaman ise altından göğe doğru ateş dumanı gibi bir toz yükselip etrafa dağıldı, .

Yine okları çıkarıp fala baktım. Yine arzu etmediğim şekilde neticelendi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam ile esbabından aman diledim. Onlar durdular. Atıma bindim, ta yanlarına vardım. Peygamber aleyhisselam ve eshabını niyetlendiğim suikasttan koruyan bu fevkalade hadiseler karşısında o anda gönlümde kesin bir kanaat meydana geldi ki, Allah'ın Resulünün yakın bir zamanda emri zahir ve peygamberlik davası zafer bulacaktır.

Bu kanaat üzerine Allah'ın Resulüne:

— Kavmin Kureyş, seni öldürmek veya esir almak için, bana mükafat vaad etti, dedim.

Kureyş'lilerin kendisine ve arkadaşlarına ne yapmak istediklerini anlattım. Kendilerine yol azığı ve levazımı teklifinde bulunduysam da benden bir şey almadılar.

Ancak Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir, bana:

— Ey Suraka! Bizim yolculuğumuzu gizle, dediler.

Bunun üzerine ben, Allah'ın Resulünden, bana bir emanname yazmasını istedim. Peygamber aleyhisselam da Amir bin Füheyre'ye emir verdi. Amir bir deri parçasına bunu yazdı. Sonra Allah'ın Resulü ve arkadaşları yollarına devam ettiler.

Bundan sonrasını Ibni Şihab anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam, Şam'dan dönen Müslüman Tüccarlardan bir kafile arasında Hazreti Zübeyr'e rastladı. Zübeyr bin Avvam radıyallahu anh, Resulüllah aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir'e beyaz elbiseler giydirdi. Medine'deki müslümanlar Allah'ın Resulünün Mekke'den yola çıktığını haber almışlardı. Her gün kuşluk vakti «Harre» mevkiine çıkarak öğle sıcağı basıncaya kadar Peygamber aleyhisselamın gelmesini beklerlerdi.

Yine böyle bir gün, uzun zaman bekleyip dönmüşlerdi. Evlerine girerken bir yahudi, kendisine ait bir iş için, yahudi kulelerinden birinin üzerine çıkıp bakarken Allah'ın Resulü ile arkadaşlarını, beyazlar giymiş oldukları halde serap görünüşlerini ortadan kaldırarak geldiklerini gördü ve kendisine hakim olamayarak yüksek bir sesle:

— Ey Arap topluluğu! Beklediğiniz, ümid ve saadet kaynağınız geldi! diye haykırdı.

Bunu duyan müslümanların hepsi silahlan ile evlerinden sıçrayarak Peygamber aleyhisselamı karşılamaya koşuştular. Harre denilen kara taşlık yolunda Allah'ın Resulüne kavuştular. Peygamber aleyhisselam karşılayanlarla beraber Medine'nin sağ tarafına yöneldi. Nihayet arkadaşları ile beraber Amr bin Afv oğullarının yurduna indi.

Bu, Rebiııl Evvel ayının Pazartesi günü olmuştu. Hoş geldin demeye gelenleri Hazreti Ebu Bekir karşılıyordu. Peygamber aleyhisselam sükut edip bir tarafa oturmuştu. Ensar'dan Peygamber aleyhisselamı görmemiş olanlar, kendisini tanımadıkları için, önce Hazreti Ebu Bekir'i selamlıyorlardı. Ta ki Resulüllah aleyhisselama güneş vurup da Ebu Bekir radıyallahu anh ridası ile kendisine gölgelik yapınca, işin farkına vardılar. O zaman herkes Allah'ın Resulünü tanımış oldu. Peygamber aleyhisselam Amr bin Avf oğullarında on geceden fazla kaldı. Bu zaman içerisinde takva üzerine yapılan mescid inşa edildi ve Allah'ın Resulü bu mescidde namaz kıldı.

Sonra Peygamber aleyhisselam devesine bindi ve kendisini karşılamaya gelmiş olan Ensar ile Muhacirlerden kalabalık bir topluluk ile beraber Medine'ye doğru yürüdü. Resulüllah aleyhisselam Medine'deki mescidinin bulunduğu yere gelince, devesi burada çöktü. Burayı müslümanlar o günde namazgah kabul etmişlerdi. Bu yer daha önce Saad bin Zürare'nin himaye ve terbiyesinde bulunan Süheyl ve Sehl isminde iki yetim çocuğa ait hurma kurutulan harman yeri idi.

Peygamber aleyhisselamın devesi burada çökünce, Resulüllah aleyhisselam:

— Burası, inşaallah, bizim yerimiz ve makamımızdır, buyurdular. Sonra Allah'ın Resulü bu iki genci çağırıp bu yeri mescid yapmak üzere onlardan satın almak istedi, iki genç:

— Hayır, ey Allah'ın Resulü, biz burasını ancak bağışlarız, dediler. Fakat Peygamber aleyhisselam bağış olarak almak istemedi.

Nihayet muayyen bir bedel karşılığında satın aldı. Sonra bu yerde Mescid-i Nebevi'yi bina etmeye başladı. Halk ile beraber kerpiç taşıdı.

Taşırken de şu beyitleri okuyordu:

— Ey Rabbimiz! Taşıdığım şu kerpiç yükü Hayber'in hurma ve üzümden ibaret olan yükünden daha hayırlı ve daha temizdir. Şüphe yok ki, ecir ve sevab, ancak ahiret ecir ve sevabıdır. Ey Rabbim, sen Ensar ve Muhacirine rahmet buyur!

Allah'ın Resulünün buradaki beyitlerinden başka, tam olarak bir şiir irşad ettiğini diğer hadislerde görmedik.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DOĞRU YOLU GÖSTEREN



Enes radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam terkisinde Hazreti Ebu Bekir olduğu halde Medine'ye girdi. Allah'ın Resulü, Hazreti Ebu Bekir'e göre genç görünüyor ve insanlar tarafından tanınmıyordu. Ebu Bekir radıyallahu anh ise hem yaşlı görünüyor, hem de ticaret sebebi ile buranın halkı tarafından tanınıyordu. Bunun için de bir kimse yanına yaklaşır ve:

— Ey Ebu Bekir, bu yanındaki zat kimdir? diye sorarlar.

Hazreti Ebu Bekir de:

— Bu, bana doğru yolu gösteren zattır, diye cevap verirdi.

Bazıları ise hakikaten yol kılavuzu zannederlerdi. Halbuki Hazreti Ebu Bekir «doğru yolu gösteren Peygamber» demek istiyordu.

Ebu Bekir radıyallahu anh, yolda giderlerken bir ara geriye bakmıştı. Birden, bir atlının kendilerine doğru neredeyse yetişmekte olduğunu görmüştü.

Bunun üzerine dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü, bir atlı bize doğru yaklaşıyor, dedi. Peygamber aleyhisselam dönüp de bakınca:

— Ey Rabbim onu atından düşür, diye dua etti. Atlı, hemen atından düştü.

Bir süre sonra kalkıp korku içerisinde mırıldanmaya başladı ve:

— Ey Allah'ın Resulü, dileğini emret! dedi. Peygamber aleyhisselam da:

— Olduğun yerde dur ve kimsenin bize ulaşmasına imkan verme! buyurdular.

Böylece sabahleyin Peygamber aleyhisselamı öldürmek azminde bulunan bu atlı, gün bitiminde Allah'ın Resulünün silahlı muhafızı oluyordu.

Peygamber aleyhisselam yoluna devam edip Harre denilen yere vardı. Orada Ensara haber gönderdi. Ensar gelip Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir'i burada karşıladılar.

İkisine de:

— Develerimize emniyet ve ikinize olan itaatimizin huzuru içinde binin, dediler.

Peygamber aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekir develerine bindiler. Sevinç alameti olmak üzere kuşandıkları silahları üzerlerinde olduğu halde etrafını sardılar. Medine'de «Allah'ın Resulü geldi» haberi yayıldı. Bütün insanlar «Allah'ın Peygamberi geldi, Allah'ın Resulü geldi!» diyerek, görmek için koşuştular. Peygamber aleyhisselam Ebu Eyyub radıyallahu anh'ın evine kadar yürüdü.

Oraya gelince:

— Ailemizden kimin evi buraya daha yakın? diye sordu. Ebu Eyyub radıyallahu anh:

— Benim evim yakın, ey Allah'ın Resulü! işte evim, işte kapım! dedi.

Allah'ın Resulü:

— Öyleyse git, bize istirahat edecek bir yer hazırla! buyurdular.

Ebu Eyyub radıyallahu anh, hazırlayıp geldikten sonra Peygamber aleyhisselam ve Hazreti Ebu Bekir'e:

— Buyurunuz, Allah'ın bereketi ile gidelim, dedi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PARMAKLARDAN FIŞKIRAN SU


Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselamı ikindi namazının yaklaştığı bir sırada gördüm. Abdest için su aradılar, fakat bulamadılar. Nihayet kendisine içinde bir miktar su olan bir kap getirdiler. Allah'ın Resulü mübarek elini bu kabın içine koydu ve insanlara bu sudan abdest almalarını söyledi. Bu arada Peygamber aleyhisselamın parmakları arasından su fışkırdığını görmüştüm. Orada bulunan kimselerin hepsi, hatta bunlardan sonra bile abdest alanlar oldu.

Enes radıyallahu anh bir soru üzerine, orada bulunup abdest alanların sayısının üçyüz civarında olduğunu söylemiştir.


" (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Hudeybiyye gününde insanlar susamışlardı. Halbuki Peygamber aleyhisselamın önünde küçük bir su tulumu vardı. Bundan abdest aldı. Bunu gören insanlar su almak için etrafına doluştular.

Allah'ın Resulü:

— Ne oluyorsunuz?, diye sordu. Onlar da:

— Ey Allah'ın Resulü! önünüzdekinden başka içecek ve abdest alacak bir damla suyumuz yok, diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam mübarek parmaklarını önündeki su tulumunun içerisine koydu ve derhal parmakları arasından, pınarlarda fışkırdığı gibi, su fışkırmaya başladı. Hem içtik, hem de hepimiz abdest aldık.

Cabir radıyallahu anh, kendisine:

— Kaç kişi idiniz? diye sorulan bir soruya:

— Yüzbin kişi bile olsaydık o su bize yetecekti, ancak biz sadece 115 kişi idik, cevabını vermiştir.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEREKETLENEN YEMEK



Cabir radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Hendek kazıldığı zaman, Peygamber aleyhisselamı çok acıkmış bir halde gördüm. Evde bulunan zevceme döndüm ve durumu anlatıp evde ne olduğunu sordum. O da bana içerisinde üç kiloluk arpa olan bir kap çıkardı. Küçük de bir koyunumuz vardı. Ben koyunu kestim. Zevcem de o arpayı öğüttü, ikimiz de işimizi aynı zamanda tamamladık. Koyunu parçalayıp kazana koydum. Sonra Allah'ın Resulünü yemeğe davet etmek için gittim.

Zevcem:

— Beni, Allah'ın Resulü ve yanındakilerden utandırma! demişti. Ben Peygamber aleyhisselamın yanına geldim. Kendisine gizlice vaziyeti söyleyip dedim ki:

— Ey Allah'ın Resulü, küçük koyunumuzu kestik. Evde bulunan üç kiloluk arpayı da öğüttük. Yanındaki cemaat ile beraber yemek için bize buyurun...

Peygamber aleyhisselam yüksek bir sesle:

— Ey Hendek halkı, Cabir bir ziyafet tertiplemiş, haydin gidelim, diye çağırdıktan sonra, Ben gelene kadar kazanı ocaktan indirmeyin, hamuru da pişirmeyin, diye ilavede bulundu.

Ben eve önce geldim, Allah'ın Resulü de diğer insanların önünde yürüyerek geldi.

Zevcemin yanına geldiğim zaman, kalabalık misafir topluluğunu görünce, onları ağırlayamayacağından endişe ettiği için, bana:

— Allah, seni şöyle şöyle yapsın, diye seslendi. Ben de kendisine:

— Senin söylediklerini söyledim, diye cevap verdim. Ve zevcem hazırladığı hamuru çıkardı. Allah'ın Resulü mübarek tükürüğünden sürerek hamuru bereketlendirdi. Sonra gidip kazana da tükürüğünden sürerek onu da bereketlendirdi.

Daha sonra zevceme:

—> Yoğurup ekmek yapan bir kadın daha çağır da, o da seninle beraber ekmek yapsın, buyurdular. Kazanı ocaktan indirmeyin, avuçla, yahut kepçe ile alın, diye ilave ettiler.

Allah'ın Resulü ile beraber gelenlerin sayısı bin kişi idi. Allah'a yemin ederim ki, bunların hepsi yediler. Onlar evi terketip gittikleri zaman, kazanımız olduğu gibi fokur fokur kaynamaya devam ediyordu; hamurumuzdan da olduğu gibi ekmek yapılmaya devam ediliyordu. Yani ne kazandan bir şey eksilmişti, ne de hamurdan...


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ MUSA VE AZRAİL



Ebu Hureyre radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Ölüm Meleği Azrail aleyhisselam, Hazreti Musa'ya gönderilmişti. Musa aleyhisselam, karşısına çıkar çıkmaz Azrail'in gözüne bir tokat attı ve gözünü kör etti.

Azrail aleyhisselam, Hazreti Allah'a geçen hadiseyi nakletti ve:

— Ey Rabbim, beni ölümü istemeyen bir kuluna gönderdin, dedi. Bunun üzerine Allahü Teala, Azrail'in gözünü iade etti ve:

— Git, o kula de ki, elini bir öküzün üzerine koysun, elinin kapladığı yerde ne kadar kıl varsa, onların sayısı kadar kendisine ömür verdim, diye söyle, dedi.

Azrail aleyhisselam gelip Allahü Teala'nın bu emrini söyleyince Musa aleyhisselam:

— Ey Rabbim, sonra ne olacak? diye sordu. Ailahü Teala da cevaben:

— Ondan sonra yine ölüm, buyurdu. Musa aleyhisselam da: — O halde Azrail şimdi canımı alsın, dedi. Kabrinin de, Beyt-i Mukaddes'e bir taş atımı mesafede yakın olmasını niyaz etti. Zira bu sırada Musa aleyhisselam Tiyh sahrasında bulunuyordu.

Peygamber aleyhisselam daha sonra şöyle buyurdular:

— Orada olsaydım, size Musa aleyhisselamın kabrini gösterirdim. Kesib-i Ahmar'in altında yol tarafındadır.


(Buharı, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ EYYUB VE ALTIN ÇEKİRGE


Ebu Hureyre radiyallahü anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

— Eyyub aleyhisselam bir gün çölde yalnız çıplak olarak yıkanırken birden üzerine altın bir çekirge konmuştu. Hazreti Eyyub da bu çekirgeyi alıp, elbisesine koydu.

Bunun üzerine Allahü Teala kendisine şöyle nida etmişti:

— Seni bu gördüğün dünya malından müstağni kılmadım mı? Eyyub aleyhisselam ise:

— Evet, ey Rabbim, yüceliğine yemin ederim ki, öyledir. Fakat ben, senin hayır ve bereketine daima muhtacım, diye cevap vermiştir.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ZALİM HÜKÜMDAR VE SARE VALİDEMİZ



Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatır:

İbrahim aleyhisselam üç yerden başka, yalan söylememiştir ki, bunlardan ikisi Allah rızası hakkındadır. Bunlardan biri «ben hastayım», ikincisi de «hayır, bilakis bu işi o putların büyük olanı yapmıştır» demesidir. Üçüncüsü ise, zevcesi Sare ile beraber zalim bir hükümdarın memleketine gelmişti. Sare, zamanının en güzel kadınlarından biri idi, ibrahim aleyhisselam Sare'ye dedi ki:

— Bu zalim hükümdar senin benim zevcem olduğunu anlarsa, seni benden zorla alır. Bu bakımdan, bu adam sana, benim neyim olduğunu sorduğu zaman, benim kız kardeşim olduğunu söylersin. Çünkü nasıl olsa dinde kardeşiz. Zira memlekete ikimizden başka müslüman görmüyorum.

Bu zalim hükümdarın memleketine girdikleri zaman, hükümdarın adamlarından bir kısmı Sare'yi gördü ve zalim hükümdara gelerek:

— Senin memleketine ancak sana layık güzel bir kadın geldi, diye haber verdiler. Hükümdar da onu huzuruna getirilmesi için adam gönderdi. Sare'yi hükümdarın huzuruna getirdiler. Bu sırada ibrahim aleyhisselam hemen namaza durdu. Sare, hükümdarın huzuruna girdiği vakit, hükümdar ona hemen elini uzatmaktan kendini alamadı. Fakat bunu yapar yapmaz da derhal eline felç geldi.

Bunun üzerine korkuya kapılan zalim hükümdar, Sare'ye:

— Allah'a dua et de elim bu durumdan kurtulsun, sana bir zarar vermeyeceğim, dedi.

Sare dua etti ve hükümdarın eli felçten kurtuldu. Fakat yine Sare'ye el uzatmak istedi. Bu defa da zalim hükümdarın eli öncekinden daha ağır bir şekilde felce tutuldu. Yine Sare'ye elinin kurtulması için duada bulunmasını istedi. Sare dua etti; eli felçten kurtulunca da tekrar üçüncü defa olmak üzere Sare'ye el uzattı. Bu defa eli evvelkilerden daha şiddetli bir şekilde felce uğradı.

Son olarak Sare'ye:

— Allah aşkına, elimin kurtulması için Allah'a dua et, sana hiç bir zararım dokunmayacak, dedi.

Sare de dua etti ve zalim hükümdarın eli iyileşti. Hükümdar daha sonra Sare'yi kendisine getiren adamı huzuruna çağırttı ve:

— Sen bana insan değil, bir şeytan getirmişsin. Onu memleketimin dışına çıkar ve hizmetçi olmak üzere de Hacer'i kendisine ver, diye emirde bulundu. Bunun üzerine Sare zalim hükümdarın yanından çıkıp yürümeye başladı.

İbrahim aleyhisselam zevcesi Sare'yi görünce:

— Ne oldu? diye sordu. Sare de:

— Hayır inşaallah, Allah günahkarın elini tuttu ve bize bir hizmetçi verdirdi, dedi.

Ebu Hureyre radıyallahu anh, bunu naklettikten sonra şöyle der:

— Ey göksuyu oğulları! işte sizin ananız bu kadındır.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERİN ARKADAŞI



Ebu'd Derda radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Allah'ın Resulünün yanında oturuyordum. Elinde elbisesinin bir ucu olduğu halde, Hazreti Ebu Bekir çıkageldi. Elbisesini kaldırmış, hatta, diz kapağı bile gözüküyordu.

Bu vaziyet karşısında Peygamber aleyhisselam:

— Arkadaşınızın muhakkak bir derdi var, buyurdu. Ebu Bekir radıyallahu anh selam verdikten sonra:

— Ey Allah'ın Resulü, Hattab'ın oğlu ile aramızda bir hadise geçti. Ben, ona ağır konuştum, sonra da pişmanlık duydum. Afvını istediğim "halde buna razı olmadı. Bu sebeple sana geldim, dedi.

Peygamber aleyhisselam üç defa:

— Allah seni mağfiret etsin, buyurdular.

İkisi arasında geçen hadiseden sonra Hazreti Ömer de pişman olmuş ve Hazreti Ebu Bekir'in evine giderek kendisini sormuştu. Evdekiler, kendisinin evde olmadığını söylemişlerdi. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh de Peygamber aleyhisselamın huzuruna geldi. Selam verdi. Bu sırada Resulüllah aleyhisselamın hiddetten rengi değişmeye başlamıştı. O derece ki, Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer'e acıdığı için, Peygamber aleyhisselamın bağışlamasını ister gibi bir eda ile diz çöküp:

— Allah'a yemin ederim ki, Ey Allah'ın Resulü, ben iki kat daha kabahatli idim, dedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

— Allahü Teala beni size Peygamber olarak gönderdi. Size hakikati söyledim, beni yalanladınız. Ebu Bekir ise, beni tasdik etti. Canı ve malı ile bana yardımcı oldu. Şu halde siz benim arkadaşımı iki defa nasıl terk edersiniz? .

Bundan sonra da artık kimse Hazreti Ebu Bekir'i rahatsız etmedi.


(Buharı)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAYA ÖRNEĞİ HAZRETİ OSMAN



Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

Allah'ın Resulü bacakları açık bir vaziyette benim odamda oturmakta iken, Hazreti Ebu Bekir içeriye girmek için izin istedi. Peygamber aleyhisselam halini değiştirmeden girmesine izin verdi. Kendisi ile konuştu. Sonra Hazreti Ömer izin istedi. Ona da, aynı hal üzerine, girmesi için izin verdi ve konuştu. Sonra Hazreti Osman girmek için izin istedi. Bu defa Peygamber aleyhisselam kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti. Bundan sonra Hazreti Osman'ın girmesi için izin verildi ve kendisi ile konuştu.

Sonra Hazreti Aişe, Allah'ın Resulüne dedi ki:

— Ya Resulallah, Ebu Bekir geldi, fazla bir davranışta bulunmadın. Hazreti Ömer girdi, Ona da aynı şekilde davrandın. Fakat Hazreti Osman girince, kalkıp oturdun ve elbiseni düzeltip vaziyetini düzelttin, dedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdular:

— Ey Aişe, Meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden haya etmiyeyim mi?

Bir rivayette ise: Osman utangaç bir kimsedir. Bulunduğum hal üzerine kabul etseydim, utancından istediklerini arzedemeyecek diye endişe ettim, buyurdular.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İLK HALİFE SEÇİMİ



Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

Allah'ın Resulü, Hazreti Ebu Bekir Medine'nin Sunh köyünde iken öteki alemi şereflendirmişti. Hazreti Ömer, bu haber üzerine kalktı ve:

— Allah'a yemin ederim ki, Peygamber aleyhisselam ölmemiştir. Vallahi bundan başkası kafama yatmaz. Allah onu muhakkak diriltecek ve o da, öldüğünü söyleyenlerin el ve ayaklarını kesecektir, dedi.

Bu sırada Hazreti Ebu Bekir geldi. Peygamber aleyhisselamm yüzünü açıp alnından öptü ve:

— Anam, babam sana feda olsun, sağlığında da güzeldin, ölümünde de! Ruhunu kudretinde tutan Zata yemin ederim ki, Allah sana asla iki ölüm taddırmayacak, dedi. Sonra dışarı çıktı ve Hazreti Ömer'e hitaben:

— Sakin ol, ey yemin eden kişi! dedi.

Hazreti Ömer de oturdu. Hazreti Ebu Bekir konuşmaya başladı. Allahü Teala'ya hamd ve sena ettikten sonra dedi ki:

— Dikkat edin! Kim Muhammed'e tapıyordu ise, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah'a kulluk ve ibadet ediyorsa, Allah diridir, ölümsüzdür. Allahü Teala «Sen öleceksin, siz de öleceksiniz» buyurmuştur. Yine Allah «Muhammed Peygamberden başka bir şey değildir. Ondan önce de Peygamberler gelmiştir. Eğer o Peygamber ölse, veya öldürülmüş olsaydı geri mi dönecektiniz? Kim geri dönerse Allah'a asla bir zarar getirmeyecektir. Allah şükredenlerin ecirlerini yakında vereçektir» buyurmaktadır.

Bu konuşmanın uyandırdığı tesirle insanlar coşup ağladılar. Ensar da bir taraftan Saide oğullarının sofasında Saad bin Ubade'nin etrafında toplandılar ve:

— Bir Emir bizden, bir Emir sizden, diye teklifte bulundular.

Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Ebu Ubeyde bin el Cerrah hep beraber Ensar'ın toplandığı Saide Oğullarının sofasına gittiler. Hz. Saad b. Ubade konuşmaya başladıysa da, Hazreti Ömer kendisini susturdu.

Hazreti Ömer şöyle diyordu:

— Allah'a yemin ederim ki, niyyetim şundan ibarettir. Beni şaşırtan bir konuşma hazırlamıştım. Ancak bu konuşmanın Hazreti Ebu Bekir'e ulaşmasından endişe ediyordum.

Sonra Hazreti Ebu Bekir konuşmaya başladı ve insanların hepsinden daha beliğ bir şekilde onlara hitabetti. Konuşması arasında:

— Bizler Emir, sizler de vezirlersiniz, dedi. Bunun üzerine Hubab bin Munzir:

— Hayır, Allah'a yemin ederim ki olmaz, sizden bir Emir, bizden de bir Emir olacaktır, dedi.

Ebu Bekir radıyallahu anh ise:

— Asla! Emir ancak biziz, siz yalnız vezirsiniz. Çünkü Kureyş'liler memleketleri olan Mekke itibariyle sahabilerin en faziletlileri, güzel ahlakları bakımından da ,en üstünleridir. Bunun için ya Ömer veya Ebu Ubeyde'ye bi'at ediniz, dedi.

Fakat Hazreti Ömer:

— Hayır, belki sana bi'at edeceğiz. Sen efendimizsin, hayırlımız ve aramızda Allah'ın Resulünün sevgilisisin, dedi ve Hazreti Ebu Bekir'in derhal elini alıp biat etti. Diğer insanlar da biat ettiler.

Bu sırada insanlardan biri:

— Saad bin Ubade'yi öldürdünüz! dedi. Hazreti Ömer de:

— Onu Allah öldürdü, diye karşılıkta bulundu.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BİR ŞEHİDİN DÜNYA MALI



Habbab radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam ile beraber Allah'ın rızasını talep ederek hicret ettik. Ecir ve sevapları vermek Allahü Teala'ya kaldı. Ancak kimimiz Allah'ın dünyadaki mükafatından bir şey nasiplenmeden öldü. Kimimiz de hicreti, hayatta iken meyvelerini verdi. O kimse de meyveleri toplayıp istifade etti. Mus'ab bin Umeyr radıyallahu anh vefat ettiği zaman, bir tek elbisesinden başka geride bir şey bırakamamıştı. Bu elbise ile vücudunun baş kısmını örtüyorlar ayakları açıkta kalıyordu. Ayaklarını örttükleri vakit baş tarafı açıkta kalıyordu.

Peygamber aleyhisselam da:

— Elbisesi ile baş tarafını örtün, ayaklarını ise izhir dedikleri at ile örtün, buyurdular.

Mus'ab bin Umeyr radıyallahu anh Haşim oğullarından olup ilk müslümanlar arasında bulunuyordu, ikinci Akabe biatından sonra Allah'ın Resulü kendisini Kur'an öğretmek ve namaz kıldırmak üzere Medine'ye göndermişti. Kendisi Uhud muharebesinde şehidlik rütbesine erişmişti.


(Buhari, Tirmizi)
* * *

  
 

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | IŞIKLI SOPALAR



Enes radıyailahu anh anlatıyor:

Useyd bin Hudayr radıyallahu anh ile Abdad bin Bişr radıyallahu anh çok karanlık, bir gecede, gecenin uzun bir vaktine kadar Allah'ın Resulünün yanında sohbette bulunmuşlardı. Sonra Peygamber aleyhisselamm huzurundan ayrıldılar, ikisinin de elinde birer küçük sopa vardı. Birinin elindeki sopacık, yollan ayrılıncaya kadar ışık verdi ve onun ışığı ile beraber yürüdüler. Biri diğerinden ayrılınca, diğerinin de sopacığı ışık vermeye başladı. Bu şekilde her ikisi de evlerine gelinceye kadar kendi sopacığının ışığı ile yol aldılar.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERE SİPER



Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Uhud muharebesinde Allah'ın Resulünün etrafındaki savaşçılar hezimete maruz kalmışlardı. Fakat Ebu Talha radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın önünde kalkanı ile kendisini korumaya devam ediyordu. Ebu Talha usta bir atıcı idi. Oku yaydan şiddetli bir şekilde fırlatırdı. O gün elinde iki veya üç yay kırılmıştı. Oradan elinde bir ok torbası ile bir adam geçiyordu.

Allah'ın Resulü:

— O torbayı Ebu Talha'ya açıp ver! diye emretti..O esnada Resulüllah aleyhisselam harbin seyrini görmek için kalkmıştı. Ebu Talha radıyallahu anh: „

— Anam, babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resulü yerinde dur, düşmanın oklarından biri isabet edebilir. Arkamda dur ki, göğsüm sana siper olsun, diyordu. Bu sırada iki veya üç defa Ebu Talha'nın kılıcı elinden düşmüştü.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | FİTNENİN KESTİĞİ BEREKET



Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselama bir kaç hurma ile geldim, ve:

— Ey Allah'ın Resulü, bu hurmaların bereketlenmesi için Allah'a dua buyur; dedim. Peygamber aleyhisselam da hurmaları alıp bir araya topladı ve bereketli olmaları için dua etti.

Duadan sonra bana da dedi ki:

— Bunları al, dağarcığına koy. Almak istediğin vakit, elini dağarcığına koyarak al, fakat hepsini bitirme!

Bu hurmalardan Allah yolunda çalışırken 200 kiloluk yük aldım. Hazreti Osman'ın şehid edildiği güne kadar bu dağarcık böğrümden ayrılmadı. O günkü fitneden sonra artık bereketi yok oldu.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | TABİİNİN HAYIRLISI ÜVEYS EL-KARANI



Useyr bin Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Hazreti Ömer Yemen halkından muharebe için yardımcı kuvvet geldiği zaman sordu:

— İçinizde Amir'in oğlu Üveys var mı? Böyle sorarken Uveys'in ta kendisine gelince:

— Sen Amir'in oğlu Üveys misin? dedi. Uveys:

— Evet, benim, diye cevap verdi. Hazreti Ömer:

— Murad kolundan ve Karen'den değil mi? dedi.

Uveys:

— Evet, dedi. < Hazreti Ömer:

— Sende abraştık vardı; sonra bir dirhem miktarından başka diğer kısmı geçti, değil mi? diye sordu. Uveys:

— Evet, dedi. \

Hazreti Ömer:

— Anan var, değil mi? dedi!

Üveys:

— Evet, dedi.

Bunun üzerine Hazreti Ömer, Allah'ın Resulünü şöyle derken işittim:

— «Size Yemen'den gelen yardımcı kuvvet arasında Amir'in oğlu Üveys gelecektir. Kendisi Murad kabilesinin Karen kulundandır, önce abraştı, sonra iyi oldu. Ancak bir dirhem kadar abraşhğı kaldı. Bir anası vardır. Üveys ona çok itaatlidir. Allah'tan bir niyazda bulunduğu zaman, duası hemen kabul olunur. Eğer sana istiğfar etmesi için vakit bulursan, istiğfarda bulunmasını iste!»

Hazreti Ömer Peygamber aleyhisselamın bu hadisini anlattıktan sonra:

— Şu halde benim için istiğfar et! dedi.

Üveys de onun için istiğfarda bulundu. Sonra Hazreti Ömer kendisine:

— Nereye gideceksin? diye sordu. Üveys:

— Kufe'ye, dedi. Hazreti Ömer:

— Sana yardımda bulunması için Küfe valisine bir şey yazayım mı? dedi.

Üveys:

— İnsanların fakir tabakası arasında bulunmayı daha çok arzu ediyorum, diye cevap verdi.

Gelen sene hac mevsimi olunca, Karen'lilerin ileri gelenlerinden bir zat haccetmeye geldi.

Hazreti Ömer bu kimseye Uveys'in halini sordu.

O da:

— Üveys'i evi perişan, muhtaç bir halde bıraktım, dedi. Bunun üzerine Hazreti Ömer yukarıda Uveys'in kendisine de anlattığı hadisi söyledi.

Bu adam memleketine döndüğü zaman, Uveys'i ziyaret ederek:

— Benim için Allah'a istiğfar et! dedi. Üveys:

— Sen hayırlı bir yoldan yeni döndün. Onun için dönüşün benden daha yenidir, sen benim için istiğfarda bulun, dedi. Adam aynı isteğini tekrarladı. Üveys de aynı cevabı verdi.

Daha sonra bu kimseye:

— Orada Hazreti Ömer ile karşılaştın mı? diye sordu. Adam:

— Evet, cevabını verdi. Bunun üzerine Üveys, bu adam için istiğfarda bulundu.

Ancak bu hadise dolayısiyle insanlar Uveys'in ne seviyede bir manevi dereceye sahip bulunduğunu anladılar. Fakat, itibar ve hürmetten hoşlanmayan ve inzivayı tercih eden Üveys, bu durumu görünce insanlardan uzaklaşıp yer yüzünde yalnız başına seyahat yolunu tuttu.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BU ÜMMETİN ECRİ



Ibni Ömer radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduklarını anlatıyor:

Sizin, geçmiş ümmetler arasındaki müddetiniz, ikindi namazı ile güneşin batışı arasındaki süre kadardır. Tevrat ehline Tevrat verildi. Günün yarısına kadar Tevrat ile amel ettiler. Günün yarısı olunca, amel etmekte acze düştüler. Her amel karşılığında kendilerine birer kırat (bir değer ölçüsüdür) verildi. Sonra incil ehline incil verildi. Bunlar da ikindi namazına kadar incil ile amel ettiler, sonra bıraktılar. Bunlara da yaptıkları amellerin karşılığında birer kırat verildi. Sonunda bize Kur'an verildi. Biz de güneşin batışına kadar Kur'an'la amel ettik. Her amelimizin karşılığı olarak ikişer kırat verildi.

Bunun üzerine Tevrat ve incil ehli:

— Ey Rabbimiz, Kur'an ehline ikişer kırat verdin, bize ise birer kırat verdin. Halbuki biz onlardan daha fazla çalıştık, dediler. Allahü Teala buna karşılık:

— Ecrinizde size zulümde mi bulundum? diye sordu. Tevrat ve incil ehli:

— Hayır, zulmetmedin! diye cevap verdiler. Allahü Teala da:

— Şu halde bu, benim lütuf ve ikramımdır, onu dilediğime veririm, buyurdu.


(Buhari, Malik, Ahmed, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AYETÜ'L KÜRSİ VE CİNLER



Ebu Eyyub Ensari radıyallahu anh'ın bodrum şeklinde bir yeri vardı. Hurmalarını buraya koyardı. Gül denilen cinlerden biri gelir, oradan hurmaları kaçırırdı. Ebu Eyyub radıyallahu anh, bu durumu Peygamber aleyhisselama şikayet etti.

Allah'ın Resulü de:

— Git ve cinni gördüğün vakit; «Allah'ın adı ile Resulullah aleyhisselama git» diye söyleyiver, buyurdu.

Ebu Eyyub radıyallahu anh geldi ve o cinni yakaladı. Fakat cin tekrar gelmeyeceğine dair yemin ettiği için bırakıverdi. Sonra Peygamber aleyhisselamın yanına geldi.

Resulullah aleyhisselam:

— Yakaladığın esiri ne yaptın? diye sordu. Ebu Eyyub radıyallahu anh de:

— Bir daha gelmeyeceğine yemin etti, dedi. Peygamber aleyhisselam:

— O yalan söylemiş, yine gelecek, buyurdu. Hakikaten cin ikinci defa geldi. Ebu Eyyub radıyallahu anh kendisini yakaladı. Fakat yine bir daha gelmeyeceğine yemin edince tekrar bırakıverdi

Sonra Allah'ın Resulünün yanına geldi, O da ;

— Yakaladığın esirini ne yaptın? diye tekrar sordu. Ebu Eyyub radıyallahu anh:

— Bir daha gelmeyeceğine dair yemin etti, diye cevap verdi.

Peygamber aleyhisselam:

— Yalan söylemiş, yine gelecektir, buyurdu. Cin üçüncü defa geldiğinde, Ebu Eyyub radıyallahu anh kendisini yakaladı ve:

— Seni Allah'ın Resulünün yanına götürünceye kadar salıvermem, dedi.

Bunu duyan cin:

— Sana bir şey haber vereceğim. Evinde Ayetü'l Kürsi'yi oku, ne cin, ne şeytan sana yaklaşabilir, dedi. Ebu Eyyub radıyallahu anh yine Peygamber aleyhisselamın huzuruna yalnız olarak geldi.

Peygamber aleyhisselam kendisine yine sordu:

— Yakaladığın esirini ne yaptın? diye sordu. Ebu Eyyub radıyallahu anh olanları anlatınca, Allah'ın Resulü şöyle buyurdu:

— Yalancı olduğu halde, bu defa sana doğru konuşmuş.


(Buhari, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | TEBAREKE SÜRESİ VE KABİR AZABI

Ibni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

Resulüllah aleyhisselamın sahabilerinden birisi, bilmeyerek, çadırını bir mezarın üzerinde kurdu. Bir de baktı ki; mezarın içinde bulunan kişi Tebarekellezi biyedihi'l mülk Suresini okuyor. Mezardaki insan sureyi bitirdikten sonra, bu sahabı kalkıp Peygamber aleyhisselamın huzuruna geldi ve:

— Ey Allah'ın Resulü! Farkına varmadan bir kabir üzerine çadır kurdum. Bir de mezar içindeki insanın «Tebareke»yi sonuna kadar okuduğunu duydum, diye anlattı.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

— O sure koruyucudur, o sure kurtarıcıdır; kabir azabından kurtarır.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YAHUDİLER İFTİRACIDIR



Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Abdullah bin Selam radıyallahu anh bir arazide meyvelerini toplamakla meşgul iken Allah'ın Resulünün zuhurunu duyar ve hemen Peygamber aleyhisselamın huzuruna gelir ve:

— Ben Peygamberden başkasının bilemeyeceği üç şey soracağım der ve şunları sorar:

1 — Kıyametin ilk alametleri nedir?

2 — Cennet ehlinin ilk yemeği nedir?

3 — Çocuğu ana veya babasına çeken, yani erkek ve kız olmasını sağlayan nedir?

Peygamber aleyhisselam:

— Onları şu anda Cibril bana haber verdi, buyurdu. Abdullah bin Selam:

— Cibril mi? diye sordu.

Peygamber aleyhisselam «Evet» deyince, Abdullah bin Selam:

— O, melekler içinde yahudilerin düşmanıdır, dedi.

Bunun üzerine Allah'ın Resulü şu, «Kim Cibril'in düşmanı olursa kahrından helak olsun, çünkü o, Kur'an'ı senin kalbine indirdi» mealindeki Ayet-i Kerimeyi okudu.

Daha sonra şöyle buyurdu:

— Kıyamet gününün alametlerinin birincisi, insanları doğudan batıya toplayan bir ateştir.

Cennet ehlinin ilk yemeği Hut ismindeki balığın ciğerine bitişik olan bir parçadır. Çocuğun erkek veya kız olması ise, münasebet esnasında erkeğin menisi kadınınkinden önce gelirse erkek çocuk, aksi olursa kız çocuk doğar, buyurdu.

Bunları dinleyen Abdullah bin Selam, «Allah'tan başka ilah olmadığına, senin de Allah'ın Resulü clduğuna şehadet ederim» diye Kelime-i Şehadet getirip müslüman olduktan sonra dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü, yahudiler kavgacı ve iftiracı bir kavimdir. Sen, beni onlara sormadan önce, müslüman olduğumu öğrenirlerse bana çeşitli iftiralarda bulunurlar, dedi.

Yahudiler geldikleri zaman, Peygamber aleyhisselam onlara:

— Aranızda Abdullah nasıl bir kimsedir? diye sordu. Yahudiler cevap olarak:

— O, bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın oğludur, o bizim efendimiz ve efendimizin oğludur, dediler. Peygamber aleyhisselam:

— Abdullah'ın müslüman olduğunu düşünebilir misiniz? dedi. Yahudiler:

— Allah, onu böyle olmaktan korusun, dediler. Bu arada Abdullah radıyallahu anh çıkıp: — Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şehadet ederim, diye Kelime-i Şehadet getirince, yahudiler bu defa:

— Bizim en kötümüz, en kötümüzün oğlu! diye bağırdılar ve bulup isnad etmedikleri kötülük bırakmadılar.

Bu durum karşısında Abdullah radıyallahu anh:

— İşte korktuğum bu idi, ey Allah'ın Resulü, dedi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ NUH VE BU ÜMMET



Ebü Said radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamm şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Kıyamet günü Nuh aleyhisselam çağırılacak ve:

— Buyur, ey Rabbim! diyecektir. Allahü Teala:

— Benim emirlerimi tebliğ ettin mi?? diye soracak. Nuh aleyhisselam:

— Evet, ey Rabbim, diye cevap verecektir.

Bunun üzerine Allahü Teala, Nuh aleyhisselam'n ümmetine:

— Nuh size tebliğde bulundu mu? diye soracak. Nuh aleyhisselamm ümmeti de:

— Hayır, bize akıbeti gösterecek kimse gelmedi, diye cevap verecekler.

Allahü Teala da:

— Ey Nuh, bu hususta sana şahidlik edecek kimse var mı? diye soracak.

Nuh aleyhisselam:

— Var, ey Rabbim; Muhammed aleyhisselam ile onun ümmeti, diye cevap verecek.

Bunlar da Nuh aleyhisselamm tebliğde bulunduğuna şehadet edecekler ve Resulullah aleyhisselam da size şahid olacaktır, işte «Böylece sizi, insanlara şahid olasınız ve Resul de size şahid olsun diye orta, adaletli ve hayırlı bir ümmet yaptık» (Bakara Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimenin ifade ettiği şahidlik budur.


(Buhari, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KENDİNİ TEHLİKEYE ATMAK



Eşlem Nucubi radıyallahu anh anlatıyor:

Bir Rum şehrinde bulunuyorduk. Rumlardan karşımıza büyük bir asker safı çıktı. Müslümanlardan da onların karşısına o kadar yahut ondan daha kalabalık bir saf çıktı. Şehir ehlinin başında Utbe bin Amir radıyallahu anh, öteki topluluğun başında da Fudale bin Ubeyd radıyallahu anh vardı. Müslümanlardan bir kişi, ta yarıp içerisine girinceye kadar Rum safına hücuma geçti.

Bunun üzerine insanlar:

— Subhanellah, kendisini tehlikeye atıyor! diye bağırdılar. Bu sırada Ebu Eyyub Ensarr radıyallahu anh dedi ki:

— Ey insanlar, siz şu «...elinizle kendinizi tehlikeye atmayın...» ayetini öyle anlıyorsunuz. Halbuki, o ayet biz Ensar cemaati hakkında nazil olmuştur. Allahü Teala islamı zafere erdirip, yardımcıları çoğalınca bazımız bazımıza gizli olarak «bizim mallarımız zarara uğradı. Halbuki Allahü Teala artık islamı muzaffer kılmış ve yardımcılarını çoğaltmıştır. Biz mallarımızın yanında kalsak da ziyan olanların telafisi için çalışsak!» diye söylemişti. Bunun üzerine Allah bizim bu düşüncemizi reddetmek üzere Resulüne «Allah yolunda mallarınızı harcayın ve elinizle, cimrilik ve israf yaparak kendinizi tehlikeye atmayın; mücahidlere maddi ve manevi ihsan ve yardımda bulunun. Çünkü Allah,'muhakkak iyilik ve ihsanda bulunanları sever» (Bakara Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimesini inzal etti. Ve bunun üzerine, malların yanında kalıp ziyan olanları telafi etmek için çalışmak ve savaşa katılmamak tehlike oldu.

Bundan sonra da Ebu Eyyub radıyallahu anh'ta şehidlik rütbesine erip Rum memleketinde defnedilinceye kadar, Allah yolunda devamlı kendisini savaşın ön saflarına attı.


(Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ELLİ KİŞİNİN SEVABI



Ebu Ümeyye Şabani radıyallahu anh anlatıyor:

Ebu Sa'lebe radıyallahu anhe, «Ey iman edenler, kendinize bakın, siz doğru yolu bulunca, sapmış olanlar size zarar vermez.» (Maide Suresi) Ayeti hakkında sordum.

Ebu Sa'lebe radıyallahu anh:

— Allah'a yemin ederim ki, bu hususta malumatı olan bir kişiye sormuş oldun. Çünkü ben Peygamber aleyhisselama bunu sormuştum da, O da bana şöyle demişti:

— «Muhakkak iyiyi emredecek, kötüyü de nehyedeceksiniz. Ta ki cimri ve zalimi, insanlar arasında nefsinin nevasına uymanın yaygın hale geldiğini, dünyanın ahirete tercih edildiğini, herkesin yalnız kendi görüşüne hayran kaldığını görünceye kadar böyle yapmaya devam edin. Bunları gördüğün zaman, insanları bırak, dünya ve ahiret bakımından sana faydalı şeylerle meşgul ol ve haramdan uzak dur. Zira sizden sonra öyle bir zaman gelecektir ki, o zamanda dine sarılan ateşi eline almış kimse gibidir. O zamanda iyi amel işleyene, sizin gibi salih amel işleyen elli adamın sevabı vardır.»

Ashabı Kiram dediler ki :

— Ey Allah'ın Resulü, bizden elli kişinin sevabı mı, yoksa onlardan olan elli kişinin sevabı mı? diye sordular da Peygamber aleyhisselam:

— Hayır, sizden olan elli kişinin sevabı, buyurdular.


(Tirmizi, Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEHİTLİK



Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam bana rastladı ve:

— Ey Cabir seni neden üzüntülü görüyorum? diye sordu.

Ben de:

— Ey Allah'ın Resulü, babam Uhud harbinde şehid oldu. Bir çok kız evlad ile beraber büyük de bir borç geride bıraktı, diye cevap verdim.

Peygamber aleyhisselam buyurdu ki:

— Sana Allah'ın babanı nasıl karşıladığını müjdeleyeyim mi? dedi. Ben de:

— Evet, müjdele, ey Allah'ın Resulü! dedim. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Allahü Teala hiç bir zaman perdesiz şekilde kimse ile konuş-mamıştır. Ancak babanı diriltip, kendisi ile perdesiz olarak konuştu ve: __ Ey kulum, dilediğini dile de, sana vereyim, buyurdu. Baban:

— Ey Rabbim, beni bir defa daha dirilt de senin yolunda ikinci olarak öldürüleyim, dedi. Allahü Teala da:

— Hikmetim icabı, insanların' öldükten sonra ikinci bir defa dünyaya tekrar dönmeyeceklerine hükmettim, buyurdu, diye haber verdikten sonra şu «Allah yolunda öldürülenleri sakın öldüler zannetmeyin, aksine onlar Rablerinin nezdinde diridirler, cennet nimetleri ile rızıklanırlar» (Al-i Imran Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimenin nazil olduğunu söyledi.


RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RÜZGARDAN DA KUVVETLİ



Enes radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala yeri yarattığı zaman yer hareket edip duruyordu. Bunun üzerine dağları yarattı. Dağları yer yüzüne oturtunca, yer karar buldu. Melekler dağların şiddetine hayret ettiler ve:

— Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında dağlardan daha kuvvetli olanı var mı? diye sordular. Allahü Teala da:

— Evet, demir, diye cevap verdi. Melekler bu defa:

— Ey Rabbimiz, yarattıkların içinde demirden daha kuvvetli olanı var mı? dediler.

Allahü Teala: "

— Evet, ateş, buyurdu. Bunun üzerine Melekler:

— Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında ateşten daha kuvvetlisi var mı? dediler.

Allahü Teala:

— Evet, rüzgar var, buyurdu.

Melekler bu defa da:

— Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında rüzgardan kuvvetli olanı var mı? diye sordular.

Allahü Teala da buna cevap olarak şöyle buyurdu:

— Evet var, sağ eli ile sadaka verirken bunu sol elinden gizleyerek veren Ademoğlu daha kuvvetlidir.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AHİRETTE ÖLÜMSÜZLÜK



Ebu Said radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu bildiriyor:

Kıyamet gününde ölüm, ak ve kara renkli7 bir koç şeklinde getirilir ve cennet ile cehennem arasındaki sur üzerinde bırakılır.

Sonra bir ses:

— Ey cennet ehli! diye nida eder.

Cennettekiler başlarını kaldırıp bakınca yine aynı ses:

— Şunu tanır mısınız? diye onlara sorar. Cennet ehli, hepsi görmüş oldukları halde:

— Bu ölümdür, diye cevap verecekler. Bundan sonra aynı ses:

— Ey cehennem ehli! diye nida edecek.

Onlar da başlarını kaldırıp bakacaklar. Aynı ses onlara da:

— Şunu tanıyor musunuz? diye soracak. Cehennem ehli, hepsi görmüş oldukları halde:

— Bu ölümdür, diye cevap vereceklerdir.

Daha sonra koç yatırılarak boğazlanacaktır. Koç boğazlandıktan sonra aynı ses sahibi:

— Ey cennet ehli, burada ebedilik var, asla ölüm olmayacak. Ey cehennem ehli, size de ebedilik var, asla ölüm olmayacak, diyecektir.

Bundan sonra Peygamber aleyhisselam «Sen onları hasret gününde ilahi emrin yerini bulacağı ile korkut. Onlar gaflet içindedirler.» Onlar, yani dünya ehli gaflet içindedirler. «Ve onlar hala iman etmiyorlar» (Meryem Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeyi ilave etti.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KAFİRLERE KURTULUŞ YOK


Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatır:

İbrahim aleyhisselam kıyamet gününde babası Azer'le yüzü tozlu ve karanlık bir halde karşı karşıya gelecek ve kendisine:

— Ben sana, bana isyan etme! dememiş miydim? diye soracaktır. Babası da:

— İşte bugün sana isyan etmiyorum, diyecektir. Sonra ibrahim aleyhisselam:

— Ey Rabbim, sen bana, kıyamet gününde beni mahzun etmeyeceğini vaadetmiştin. Halbuki babamın perişanlığından daha büyük bir sıkıntı var mıdır? diyecektir.

Allahü Teala:

— Ben, kafirlere kesinlikle cenneti haram kıldım, buyuracaktır. Biraz sonra da İbrahim aleyhisselama şöyle denilecek:

— Ey İbrahim, ayaklarının altına bak, orada ne var?

İbrahim aleyhisselam ayaklarının altına baktığı zaman, orada ayaklarından tutulup cehenneme atılan kanlar içinde boğazlanmış bir hayvan (ki, bu Azer'dir) görecektir.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEHİDLERİN İSTEĞİ



Abdullah radıyallahu anh'ten:

— «Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin. Aksine onlar Rablerinin nezdinde diridirler, cennet nimetleri ile rızıklanırlar.» (Al-i Imran Suresi) mealindeki Ayet hakkında soruldu da o, şöyle cevap verdi:

— Biz de bu hususta sorduk da bize de şu şekilde cevap verildi:

— Onların ruhları cennette yeşil kuşlar içerisinde dilediği yere uçarlar, Arşa asılı bulunan kandillere konarlar, ortadan perde kalkar ve bizzat Allahü Teala kendilerine hitab ederek:

— Nimetinizi artırmamı istiyor musunuz ki, fazlalaştırayım ? diye sorar. Onlar:

— Ey Rabbimiz, neyin fazlalaştırılmasını isteyeceğiz? Cennette bulunuyoruz, dilediğimiz yere uçuyoruz, diye cevap verdiler.

Sonra Allahü Teala ikinci defa kendilerine tecelli ederek:

— Bir şey ziyade etmemi istiyor musunuz ki, ziyade edeyim? diye sordu.

Onlar, mutlaka kendilerine bir şeyin daha verilmesi arzu edildiğini anlayınca:

— Ey Allahım, ruhlarımızı bedenlerimize iade et de, dünyaya dönelim ve bir defa daha senin yolunda öldürülelim, dediler.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | «ALLAH KURTARACAK»



Cabir radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah aleyhisselam ile beraber muharebe ediyorduk. Tam öğle vakti bol dikenli ağaçları bulunan bir vadiye indik, insanlar, ağaçların altında gölgelenmek için dağıldılar. Allah'ın Resulü de bir ağaç altına oturmuştu. Kılıcını o ağaca astı ve uyudu. Uyandığı vakit bir de baktı ki, yanında bir adam var. Adamın yanına geldiğinin farkına da varmamıştı. Ancak «kılıcımı bu adam sıyırdı» dedi. Adam, kılıcı kınından çıkarmış olarak «Seni benden kim kurtarır?» dedi.

Ben de:

— Allah! dedim.

Bunun üzerine adam kılıcı kınına sokuverdi ve oturdu. Peygamber aleyhisselam kendisini afvedip bir ceza vermedi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | MÜŞRİKLERLE MÜŞTEREK BAHİS



Yennar bin Mükrem Eslemi radıyallahu anh anlatıyor:

«Elif, Lam, Mim, Rum Arap topraklarına çok yakın bir yerde mağlub oldu. Halbuki Rum mağlub olduktan sonra, bir Kaç sene içerisinde elbette galib geleceklerdir.» (Rum Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeler nazil olduğu zaman Fars, yani iranlılar onlara üstün durumda idiler. Müslümanlar Rumların iranlılara galib gelmesini istiyorlardı. Çünkü onlar da müslümanlar gibi, kitap ehli idiler.

İşte Allahü Teala'nın «Rum'un Fars'a galib geldiği günde Allah'ın Rumlara yardımcı olmasına müminler sevinirler, Allah dilediği kimseye yardım eder. Allah düşmanlarına galib, dostlarına rahmet edicidir.» (Rum Suresi) Ayet-i kerimesi de bunu ifade etmektedir.

Kureyşliler ise İranlıların galebe etmesini istiyorlardı. Zira Kureyş gibi onlar da kitap ehli değildiler ve öldükten sonra dirilmeye de inanmıyorlardı. Bu ayet nazil olunca Hazreti Ebu Bekir «Elif, Lam, Mim, Rum mağlub oldu...» diye bağırarak çıktı.

Kureyşlilerden bir adam, Ebu Bekir radıyallahu anh'e:

— işte bu, sizinle bizim aramızda olan bir meseledir. —Peygamber aleyhisselamı kasdederek:

— Sahibiniz, Rum'un bir kaç sene içerisinde Fars'a galib geleceğini zannetti. Seninle bu hususta bir bahse girelim mi? dedi.

Ebu Bekir radıyallahu anh:

— Peki, girelim, diye karşılıkta bulundu. Bu, bahse girmenin haram kılınmasından evvel idi. Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir ile müşrikler bahse girdiler. Her iki taraf yüzer deve koydu.

Hazreti Ebu Bekir'e:

— Ayette geçen bu «bir kaç sene»yi ne kadar tayin edelim. Üçten dokuza kadar olan bu miktarın ortasını sen tesbit et! dediler. Böylece altı sene üzerinde anlaştılar. Rumlar iranlılara galib gelmeden bu altı sene doluverdi. Neticede müşrikler Ebu Bekir radıyallahu anh'ın ortaya koyduğu bu yüz deveyi aldılar, Ancak yedinci sene geldiği zaman, Rumlar iranlılara galebe ettiler. Bu defa da Hazreti Ebu Bekir onlardan, verdiği yüz deve ile birlikte yüz deve daha aldı.

Müslümanlar Hazreti Ebu Bekir'in «altı sene» olarak tesbitini tasvip etmemişlerdi. Çünkü Allahü Teala «birkaç sene» buyurmuştu. Bu da üç ila dokuz arasında bir mana ifade ediyordu.

Bu hadise sebebiyle birçok kişiler müslümanlığı kabul ettiler.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEDİR ASHABININ FAZİLETİ



Hazreti Ali radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam beni, Zübeyir'i ve Mikdad'ı gönderdi ve:

— Hah Bahçesine kadar gidin. Orada devenin üzerinde bulunan çadırda bir kadın vardır ki, kendisinde bir mektup bulunduruyor. O mektubu ondan alın, buyurdu. Bu emir üzerine atlarımızla hızla gittik. Orada deve çadırındaki kadınla karşılaşınca:

— Mektubu çıkar, ver! dedik. Kadın ise:

— Bende mektup diye bir şey yok, cevabını verdi. Biz de: — Ya mektubu vereceksin, yahut bütün elbiselerini çıkaracaksın, diye ısrar ettik. Bunun üzerine kadın saçının örgüsü arasından mektubu çıkarıp verdi. Mektubu alıp Peygamber aleyhisselama getirdik. Bir de ne görelim, mektub eshabdan Hatib bin Beltea tarafından Mekke'deki müşriklerden bazı kimselere yazılmış. Hatib bu mektubu Allah'ın Resulünün işlerini Mekke müşriklerine ihbar ediyordu.

Mektup okunduğu vakit, Peygamber aleyhisselam:

— Bu ne? ey Hatib dedi.

Hatib de: .

— Ey Allah'ın Resulü, hükmünü vermekte acele etme, meseleyi arzedeyim, diye söze başlayıp; Ben Kureyş'e mensup birisiydim, fakat neseb bakımından onlardan değildim. Diğer Muhacirlerin ise Mekke'de yakınları vardı ki, bu sebeple onlar, oradaki çoluk çocukları ile mallarımı himaye altında bulunduruyorlardı. Benim ise, onların içinde akrabam bulunmadığından, bu şekilde kendilerine bir iyilik yapmak istedim ki, bu sebeple benim oradaki yakınlarımı himaye etsinler. Bu iği, küfre saptığım, dinimden döndüğüm için yapmadım, dedi ve böylece özür beyan etti.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam eshabı kirama:

— Hatib size doğruyu söyledi, buyurdu. Hazreti Ömer ise:

— Müsaade buyur da onun boynunu vurayım, Ey Allah'ın Resulü! dedi.

Peygamber aleyhisselam Ömer radıyallahu anh'e:

— Olmaz, dedi ve:

— O, Bedir harbine katılmıştır, nereden biliyorsun, umulur ki Allah Bedir'e iştirak edenlerin halini biliyor da, bunun için onlar hakkında «Dilediğinizi işleyin, ben sizi afvettim» buyurmuştur, diye ilave etti.

Bu hususta da «Ey iman edenler, benim düşmanlarımla sizin düşmananlarınızı dost kabul etmeyiniz.» (Mümtehine Suresi) mealindeki Ayet-i Kerime nazil oldu.


RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KENDİ ÜZERİNE TERCİH



Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Bir adam (ki bu adam kendisidir) Peygamber aleyhisselama gelerek:

— Ey Allah'ın Resulü, bana açlık isabet etti, dedi. Peygamber aleyhisselam bu adamı hanımlarının yanına gönderdi, ancak adam onların yanında, yiyecekten bir şey bulamadı.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Bu adamı, bu gece misafir edecek bir kimse yok mu? Allah o kimseye rahmetini ihsan buyursun! diye sordu ve dua etti. Ensardan birisi:

— Ben varım, ey Allah'ın Resulü! dedi ve evine giderek zevcesine:

— Allah'ın Resulünün bir misafiri gelecek, neyin var ise çıkar, bir şey esirgeme! diye tenbih etti.

Zevcesi:

— Allah'a yemin ederim ki çocukların azığından başka bir şeyim yok, diye cevap verdi

Ensardan olan o sahabı:

— Çocuklar akşam yemeğini yemek istedikleri zaman, onları uyut ve gel, ışığı da söndür; bu gece kemerimizi sıkarız, dedi. Hanımı da onun dediği gibi yaptı ve misafirlerini ağırladılar.

Ensardan olan o kimse ertesi gün Peygamber aleyhisselamın yanına vardığı vakit, Allah'ın Resulü kendisine:

— Allahü Teala filan adam ile filan kadına hayran kaldı, yahut güldü, buyurdu. Bunun üzerine Allahü Teala: «Ve onlar başkasını kendi nefisleri üzerine- tercih ederler, ihtiyaçları olsa dahi.» (Haşr Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeyi inzal buyurdu.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EHL-İ KİTAB İLE SELAMLAŞMA



Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Yahudilerden bir adam, Peygamber aleyhisselam ile sahabilerinin yanına geldi ve:

— Es - Samu aleykum, dedi.

Orada bulunan insanlar da yahudinin selamını aldılar.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam, onlara:

— Bu yahudinin ne dediğini biliyor musunuz? diye sordu. Onlar:

— Allah ve Resulü daha iyi bilir. O, bize selam vermişti ya Resulallah! dediler.

Peygamber aleyhisselam:

— Hayır, selam vermedi, belki size şöyle dedi, buyurduktan sonra, onu bana çağırınız! diye emretti. Yahudiyi çağırdılar. Peygamber aleyhisselam kendisine:

— Es-Samu aleykum (ölüm size!) mi dedin! diye sordu. Yahudi de:

— Evet, öyle söyledim, diye cevap verdi. O esnada Peygamber aleyhisselam:

— Size ehl-i kitabdan bir kimse selam verdiği zaman «aleyke ma külte - sana da dediğin gibi olsun!» deyin, buyurdu ve «Yahudiler sana geldikleri zaman, Allah'ın kendisi ile seni selamlamadığı bir şekilde selam verirler.» (Mücadele Suresi) ayetini okudu.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ATEŞTEN BİR ÇUKUR



İbni Abbas radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Ebu Cehil Peygamber aleyhisselamın "namaz kılmasını kastederek:

— Muhammed, sizin karşınızda yüzünü toprağa sürüyor mu? diye sordu. Kendisine «Evet» diye cevap vermeleri üzerine:

— Lat ile Uzza'ya yemin ederim ki, bunu yaparken kendisini görürsem, boynunu ayaklarımın altında ezeceğim, dedi. Peygamber aleyhisselam namaz kılmakta iken yanına geldi. Ancak orada hazır olanları, Ebu Cehil'in geri geri çekilip önündeki bir şeyden korkmasından başka bir şey hayrete düşürmedi. Bunun üzerine kendisine:

— Sana ne oluyor, ey Ebu Cehil? diye soruldu. Ebu Cehil:

— Benimle Muhammed arasında ateşten bir çukur, korku ve kanatlar var, dedi. Bununla alakalı olarak Allah'ın Resulü de şöyle buyurdu:

— Eğer o bana yaklaşsaydı, melekler kendisini paramparça edeceklerdi.. .

İşte bu sebeple Allahü Teala «Muhakkak ki, insan kendisini müstağni görünce taşkınlık gösterir» ayetinden «Asla ona boyun eğme!» (Alak Suresi) ayetine kadar olan ayetleri inzal buyurdu.


(Müslim)
Yine Ibni Abbas radıyallahü anh anlatıyor :

Allah'ın Rasulü namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil gelerek :

— Ben sana bunu yasaklamamış mıydım? dedi. Peygamber aleyhisselam da kendisine ağır söyledi. Bunun üzerine Ebu Cehil:

—' Sen muhakkak bilirsin ki, burada benim ailemden daha kalabalık bir aile yoktur, dedi. Bunun üzerine Allahü Teala «O, ailesini çağırsın, biz de zebanileri çağırırız...» (Alak Suresi) ayetlerini inzal buyurdu.

Allah'a yemin ederim ki, Ebu Cehil ailesini çağırmış olsaydı, Allah'ın zebanileri de onu helak edeceklerdi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR



Enes radıyallahu anh anlatıyor:

Bir adam Resulullah aleyhisselama:

— Kıyamet ne zamandır? diye sordu. Peygamber aleyhisselam:

— Kıyamet için ne hazırlık yaptın? dedi. Adam:

— Kıyamet için namazdan, oruçtan ve sadakadan çok fazla bir şeyler hazırlamadım, fakat ben Allah'ı ve Resulünü severim, dedi. Bunün üzerine Allah'ın Resulü:

— Sen sevdiklerinle berabersin, buyurdu.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)TAN KISSALAR | EBÜ LEHEB'İN ATEŞİ



İbni Abbas radıyallahü anh anlatıyor:

«En yakın aşiretine onlardan ihlas sahibi topluluğa da, (dine davet etmek sureti ile) akibeti bildir.» (Şura Suresi) Ayet-i Kerimesi nazil olunca, Peygamber aleyhisselam kalkıp Safa'ya çıktı ve:

— Geliniz, mühim bir mesele vardır! diye çağırdı. Gelip toplandılar. Allah'ın Resulü:

— Ne dersiniz, şu dağın dibinden bir at çıkacak desem beni tasdik eder misiniz? diye sordu, insanlar hepsi bir ağızdan:

— Senin yalan söylediğine rastlamış değiliz, diye karşılıkta bulundular.

Peygamber aleyhisselam:

— Şu halde şiddetli bir azab ile karşı karşıya bulunduğunuzu size haber veriyorum, dedi.

İçlerinden Ebu Leheb:

— Kuruyup helak olaydın, yuh sana!.. Bunun için mi bizi buraya topladın? dedi. Sonra Peygamber aleyhisselam kalktı.

işte bunun üzerine -«Ebu Leheb'in iki eli kurusun. Ve ona yuh olsun, kuruyup helak olsun. Onun malı ve kazandığı bir şeyi kendisinden defedemeyecekti. O, alevi şiddetli olan bir ateşte yanacaktır. Odun taşıyan karısı da boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde.» mealindeki Tebbet Suresi nazil oldu.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CEHENNEMDE BİRAZ SU

Abbas radıyallahü anh, Ebu Leheb öldükten sonra, kendisini çok kötü bir vaziyette rüyasında gördü ve kendisine:

— Ne ile karşılaştın? diye sordu. Ebu Leheb:

— Sizden ayrıldıktan sonra bir iyilik ile karşılaşmadım. Ancak Suveybe (Peygamber aleyhisselamı emziren kadın)yi azad etmiş olduğumdan —baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki çukurcuğu göstererek — şuracıkta cehennemde biraz su içirdiler, dedi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AMEL NİYETE GÖREDİR


Ümmü Kays radıyallahu anha Mekke'nin hem güzel hem de varlıklı kadınlarından biri idi. Bir adam kendisi ile evlenmek teklifinde bulundu. Ummü Kays radıyallahu anha bu teklifi, adam kendisi ile Medine'ye hicret etmek şartı ile kabul etti. Ummü Kays radıyallahu anha Muhacirlerle beraber, Allah ve Resulünün rızası için Medine'ye hicret edince, bu adam da onunla evlenmek isteği ile Ümmü Kays'a uyarak hicret etti. Ancak adam bu hicretini Allah ve Resulünün rızası için yapmış gibi gösteriyordu. Hazreti Ömer'in bildirdiğine göre, bu sebepten dolayı Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

— Ameller niyetlere göredir. Kişiye ancak niyetinin karşılığı verilir. Kimin hicreti Allah ve Resulü için ise, hicreti Allah'a ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalık, veya evleneceği bir kadın için ise, o kimsenin de hicreti o kadınadır.


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DENİZDE BİR ŞEHİD



Ümmü Haram radıyallahü anha şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam bir gün bize geldi ve kuşluk uykusuna yattı. Uyandığında, gülüyordu. Bunun üzerine ben:

— Babam, anam sana feda olsun, ey Allah'ın Resulü, niçin gülüyorsun, diye sordum.

Peygamber aleyhisselam:

— Rüyamda ümmetimden cihad eden bir kavmin, melikler tahtlarında rahat oturdukları gibi, denizde vasıtaya bindiklerini gördüm, diye cevap verdi.

Ben"

— Allah'a dua et de, beni o kimselerden kılsın! dedim.

Resulullah aleyhisselam:

— Ne dua edeyim, sen onlardansın, buyurdu. Sonra yine uyudu. Tekrar, bir önceki hali gibi, güler bir vaziyette uyandı. Ben niye güldüğünü sordum. Allah'ın Resulü aynı rüyasını tekrar anlattı. Ben:

— Allah'a dua et de, beni onlardan kılsın, dedim. Peygamber aleyhisselam:

— Sen onların önde gelenlerindensin, buyurdu.

Daha sonra Ümmü Haram radıyallahu anha ile Ubade bin Samit radıyallahu anh evlendi ve kendisi ile beraber denizde harbettiler. Ümmü Haram —bir yere geldiği zaman, kendisine bir katır getirildi ve ona bindi. Ancak katır silkerek Ummü Haram'ı düşürdü ve Ummü Haram radıyallahu anha şehide oldu. (Şehide olduğu yer Kıbrıs'tır ve Peygamber aleyhisselamın halası olduğundan dolayı orada «Hala Sultan» diye anılmaktadır.)


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DEVENİN AĞLAMASI



Allah'ın Resulü, Ensardan bir kimseye aid bir bahçeye girmişti. Orada bir deveye rastladı. Deve Peygamber aleyhisselamı görünce, inledi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah aleyhisselam devenin yanına gelip ensesini, yahut kuyruğunun üst tarafını okşadı, deve de sustu.

Allah'ın Resulü:

— Bu devenin sahibi kim, bu deve kimindir? diye sordu. Ensar'dan bir genç gelip:

— Benimdir, ey Allah'ın Resulü, dedi. Peygamber aleyhisselam:

— Allah'ın sana mülk olarak verdiği bu hayvan için Allah'tan korkmuyor musun? Çünkü bu hayvan bana, senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu söyleyerek senden şikayetçi oldu, buyurdu.


(Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EMANETE HIYANET



Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Hayber senesinde Peygamber aleyhisselam ile beraber harbe çıktık. Elbise ve diğer muhtelif mallardan başka, altın ve gümüş namına ganimet olarak bir şey elde etmedik. Allah'ın Resulü, Kura Vadisine doğru yöneldi. Kendisine Mid'am isminde bir zenci köle hediye edilmişti. Bu köle, Peygamber aleyhisselamın hayvanını hazırlarken bir ok isa-betiyle öldü. İnsanlar «Cenneti mübarek olsun!» dediler.

Allah'ın Resulü ise:

— Asla, dedi. Hayatımı kudreti ile tutan zata yemin ederim ki, Hayber gününde ganimetler paylaştırılmadan önce, gizlice aldığı örtü, ateş olarak üstünde yanıp parlayacaktır, buyurdu.

Müslümanlar bunu işitince, bir adam Peygamber aleyhisselama bir veya iki nalın kayısı getirdi ve:

— Bir veya iki nalın kayısı ateşten ibarettir, yani bende kaldığı takdirde kıyamet günü beni yakan ateş olurlar, dedi.


(Buhari, Müslim, Ebu Davut)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | GANİMET BU ÜMMET İÇİNDİR



Ebu Hureyre radıyallahu anh, Resulullah aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

— «Peygamberlerden biri savaş etmek istemişti de kavmine dedi ki; «Bir kadınla nikahlanmış olup zifafa girmek istediği halde henüz girmemiş olan kimse, benimle harbe gelmesin. Bir bina inşa edip henüz tavanlarını tamamlamamış olan kimse de gelmesin. Aynı zamanda koyun ve gebe develer, inekler satın alıp, onların doğum yapmalarını bekleyen adam da harbe katılmak üzere benimle gelmesin...» buyurduktan sonra harbe çıkmıştı.

Peygamber aleyhisselam fethetmek istediği şehre ikindi vakti, veya buna yakın bir vakitte yaklaştı.

Güneşe hitabederek:

— Sen bir memursun, ben de memurum, dedi ve Allah'ım, bu güneşin seyrini durdurt, diye niyazda bulundu. Allahü Teala da kendisine fethi müyesser kılıncaya kadar güneşi öyle tuttu. Ele geçirdikleri ganimetleri topladılar. Ganimetleri yemek için bir ateş geldi, fakat yemekten kaçındı.

Peygamber insanlara:

— Aranızda hıyanet var, her kabileden bir adam gelip bana biat etsin! dedi. Onlar da biat ettiler. Bu adamın eli Peygamberin eline yapıştı.

Bunun üzerine Peygamber:

— Hıyanet sizdedir, senin kabilen gelip bana biat etsin, dedi. Onlar da biat ettiler. Bu kabile halkından iki veya üç kişinin eli Peygamberin eline yapıştı.

Peygamber:

— Hıyanet sizde, dedi. Bunun üzerine bunlar Peygambere inek başı kadar bir parça altın çıkardılar, yerdeki malların içine koydular. Ateş de gelip bunu yedi.»

İşte, bizden önce kimseye ganimetler helal değildi. Allahü Teala za'fımızı ve acziyetimizi gördüğü için ganimetleri bize helal kıldı.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KALBİNİ YARDIN MI?



Üsame bin Zeyd radıyallahu anh şöyle anlatıyor::

Resulullah aleyhisselam bir seriyye (dört'yüz kişiden fazla olmayan askeri kuvvet) halinde bizi bazı kabilelere gönderdi. Onlar da bizim gelişimizden haberdar olarak kaçtılar. Biz kendilerinden birisine yetiştik. Onu yakalayınca, «La ilahe illallah = Allah'tan başka ilah yoktur» deyiverdi. Fakat biz kendisini öldürünceye kadar dövdük. Gelince bu hadiseyi Peygamber aleyhisselama anlattım. Allah'ın Resulü:

— Kıyamet gününde,bu tevhid kelimesi karşılığında sana kim yardımcı olacak? dedi. Ben:

— Ey Allah'ın Resulü, o adam bunu silahtan korktuğu için söyledi, diye cevap verdim.

Peygamber aleyhisselam:

— Kalbini mi yardın ki, bunun için veya başka bir sebeple mi bunu söylemiş olduğunu bilesin?! Kıyamet gününde «La ilahe illallah»'ın karşısında kim senin yardımcın olacak? buyurdu. Bu sözü o kadar tekrar etti ki, müslümanlığa o günden evvel girmemiş olmayı arzu ettim.


(Ebü Davud, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESULULLAHA YAPILAN İŞKENCE


İbni Mesud radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam Kabe'de namaz kılarken Ebu Cehil ve arkadaşları da orada oturuyorlardı. Bir gün önce de orada bir deve kesilmişti.

Ebu Cehil arkadaşlarına:

— Kim bu filan oğullarına aid devenin rahimdeki yavruyu saran zarını alıp, secde halinde iken Muhammed'in omuzlarına koyuverecek? dedi. Kavmin en adisi Ukbe bin Ebu Muayt kalktı ve o zarı alıp Peygamber aleyhisselam secdede iken omuzlarının arasına koydu.

Bunun üzerine, oradaki müşrikler katıla katıla güldüler. Ben de ayakta seyrediyordum. Bir yerden bir kuvvet olsaydı, o pisliği Allah'ın Resulünün sırtından alıp, atacaktım. Peygamber aleyhisselam secdede kapanıp kalmış, başını kaldırmıyordu. Adamın biri gidip hadiseyi Hazreti Fatıma'ya haber verdi. O sırada küçük bir kızcağız olan Hazreti Fatıma gelip pisliği Resulullah aleyhisselamın üzerinden attı. Sonra o eşkiya topluluğuna dönüp, kendilerine sövüp saydı. Peygamber aleyhisselam namazını tamamlayınca yüksek sesle o müşriklere beddua etti. Allah'ın Resulü beddua ettiği zaman da, dua ettiği vakit de üçer defa tekrar ederdi.

Peygamber aleyhisselam yine üç defa:

— Ey Allah'ım, Kureyş'in hakkından gel! diye beddua etti. Ebu Cehil ile arkadaşları bu bedduayı duyunca gülmeyi bıraktılar ve Peygamber aleyhisselamın bedduasından sus - pus oldular.

Peygamber aleyhisselam bundan sonra:

— Ey Allah'ım, Ebu Cehil bin Hişam, Utbe bin Rebia, Şeybe bin Rebia, velid bin Ukbe, Umeyye bin Halef ve Ukbe bin Ebi Muayt'ın haklarından gel! diye beddua etti. Bunların yedincisini de söyledi, fakat onun ismi hatırımda kalmadı. Muhammed aleyhisselamı hak ile gönderen Zata yemin ederim ki, Allah'ın Resulünün beddua ederken isimlerini saydığı bu şahısları Bedir gününde öldürüldükten sonra alınıp Kalib-i Bedir denilen kuyuya atıldıklarını gördüm.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEDİR'DE MELEKLERİN YARDIMI



Hazreti Ömer radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Bedir gününde Allah'ın Resulü müşriklere baktı. Onlar bin, Peygamber aleyhisselamın sahabileri ise üç yüz on dokuz kişiden ibaretti.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam, kıbleye döndü ve ellerini kaldırıp şöyle dua etmeye başladı:

— Ey Allah'ım, bana olan vaadini yerine getir; ey Allah'ım, bana vaad ettiğini ver; ey Allah'ım, müslüman halkından bu küçük topluluk helak olursa, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz!

Allah'ın Resulü ellerini uzatmış, Kıbleye dönmüş olarak Rabbine yalvarmaya devam ediyordu. Cübbesi omuzlarından düşmüştü. Hazreti Ebu Bekir geldi, cübbesini omuzlarına kaldırdıktan sonra, arkasından tutup kendi göğsüne dayadı ve:

— Ey Allah'ın Peygamberi, yeter Rabbine yalvardın. O sana olan vaadini yerine getirecektir! dedi.

Bunun üzerine Allahü Teala: «Hani Rabbinizden yardım istiyordunuz da, (Muhakak size meleklerden birbiri ardınca binlercesi ile yardımda bulunacağız) diye duanızı kabul buyurmuştu.» (Enfal Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeyi indirdi. Ve Allahü Teala meleklerle Resulüne imdada yetişti.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)
İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

O gün müslümanlardan bir kişi, müşriklerden bir adamın karşısında güç bir vaziyette kalmışken, birden bire müşrik kimsenin üzerinde bir kamçı darbesinin sesini ve atlının «ileri ey Hayzum!» dediğini duydu. Karşısındaki müşrike bakınca, adam sırt üstü yere yıkıldı. Bir de baktı ki, adamın burnu kırılmış, yüzü yarılmış, kamçının isabet ettiği yerler mosmor olmuştu. Ensardan olan o adam bunu gelip Peygamber aleyhisselama anlatınca, Allah'ın Resulü:

— Doğru söylüyorsun;'bu' üçüncü kat semadan gelen yardımdır! buyurdu.

(Müslim)


RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İŞKENCE ETSELER BİLE



Hazreti Aişe radıyallahü anha'dan şöyle anlatılır:

Hazreti Aişe:

— Ey Allah'ın Resulü, hayatında Uhud gününden daha şiddetli bir gün geçirdin mi? diye sordu. Peygamber aleyhisselam:

—; Kavmimin 'bir çok işkencelerine uğradım. Bunların en şiddetlisi Akabe günü maruz kaldığım işkence idi. Hani o gün Abd-i Külal'in oğlu Abd-i Yalil'in oğluna islamı tebliğ edip müracaatta bulundum. Fakat arzularımın hiç birisine cevap vermedi. Üzgün bir çehre ile adeta kendimden geçmiş bir halde döndüm. Karn-i Sealib'e geldiğim vakit ancak kendime gelebilmiştim. Yukarıya başımı kaldırınca, beni gölgelendiren bir bulut ile karşılaştım. Bakınca orada Cibril aleyhisselamı gördüm.

Cibril aleyhisselam bana nida ederek dedi ki:

— Allahü Teala, kavminin sana ne dediklerini, seni nasıl reddettiklerini işitti ve sana dağlara hükmeden meleği gönderdi; kendisine kavmine ne yapmasını emredersin, diye.

Bunun üzerine dağlara hükmeden melek bana nida edip selam verdikten sonra:

— Ey Muhammed, muhakkak Allah kavminin sana ne söylediklerini işitti. Ben dağlara hükmeden meleğim.. Rabbin beni sana, istediğin şeyi bana emretmen için gönderdi.. Dilediğini emret; istersen Ahşabeyn', yani Ebu Kubeys dağı ile karşısında bulunan dağdan ibaret bu iki dağı onların üzerine yıkıvereyim, dedi.

Peygamber aleyhisselam ise:

— Hayır, öyle yapmanı istemiyorum; aksine, Allah'ın onların neslinden bir olan Allah'a şirk koşmadan iman ve ibadet edecek kimseleri çıkarmasını istiyorum, buyurdu.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | CENNETİN KOKUSU


Enes radıyallahu anh'ten şöyle anlatılır:

Enes radıyallahu anh'ın amcası Bedir savaşına katılmamıştı.

Bu sebeple:

— Peygamber aleyhisselamın ilk harbinde bulunamadım, Allah, bana Resulü ile beraber bir savaşta bulunmayı nasib ederse, müşriklerle nasıl muharebe edeceğim görülecektir, dedi.

Nitekim Uhud harbinde öyle savaştı ki, müslümanlar hezimete uğrayınca:

— Ey Rabbim, müslümanların bu hareketi yüzünden sana özür beyan eder, müşriklerin yaptıklarından da uzaklaşıp sana yönelirim, dedi ve kılıcı ile ilerleyip, Sa'd bin Muaz radıyallahu anh ile karşılaştığı vakit:

— Nereye ey Sa'd? Ben Cennetin kokusunu Uhud'un ardından duyuyorum! diye bağırdı.

Düşmana taarruz ederek ilerledi ve nihayet şehid düştü. O kadar yara almıştı ki, tanınmaz bir hale gelmişti. Kızkardeşi, kendisini yanağında bulunan beninden ve parmaklarının uçlarından tanıyabildi. Vücudunda seksenden fazla mızrak, kılıç ve ok yarası vardı.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EMRE İTAATİN ÖNEMİ



Bera radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Uhud gününde müşriklerle karşı karşıya geldik. Resulullah aleyhisselam bir okçu bölüğünü muayyen geçitte bıraktı. Başlarına da Abdullah bin Cübeyr radıyallahu anh'ı kumandan tayin etti ve:

— Mevkiinizden ayrılmayın. Bizim onlara galib geldiğimizi görseniz de ayrılmayın; onların bize galebe ettiklerini gördüğünüz takdirde de bize yardım etmek için çıkmayınız; her hal-ü karda bulunduğunuz mevkide kalın! diye emir verdi.

Harp başlayınca, bizim taarruzumuz karşısında müşrikler bozulup kaçmaya başladı. Hatta müşrik kadınlarını dağda kaçarken gördüm, bacaklarından elbiselerini kaldırmışlar, ayaklarındaki bilezikleri bile görünüyordu.

Bunun üzerine müslüman askerleri:

— Ganimet, ganimet! diye koşuşmaya başladılar. Bu durumu gören okçuların kumandanı Abdullah bin Cübeyr radıyallahu anh:

— Peygamber aleyhisselam bana mevkiinizi terk etmemenizi tenbih etti, dedi. Fakat okçular da bunu dinlemediler ve ganimet toplamak için yerlerini terk ettiler. Böyle olunca da düşman bundan istifadeyle geri müslümanlara saldırıp galib geldiler. Bu saldırı neticesinde müslümanlar yetmiş şehid verdiler.

Daha sonra müşriklerin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan kalkıp bağırdı:

— Muhammed aranızda mı? Peygamber aleyhisselam:

— Cevap vermeyin, dedi.

Ebu Süfyan Hazreti Ebu Bekir'i kasdederek:

— Ebu Kuhafe içinizde mi? diye sordu. Peygamber aleyhisselam:

— Cevap vermeyin, dedi.

Ebu Süfyan Hazreti Ömer'i kasdederek:

— Hattab'ın oğlu aranızda mı? diye sordu.

Bunun için de bir cevap alamayınca, bunların hepsi muhakkak öldürülmüş, eğer sağ olsalardı cevap verirlerdi, dedi. Bu defa Hazreti Ömer, kendini zaptedemeyerek:

— Yalan söylüyorsun, ey Allah'ın düşmanı, Allah sana perişanlık verecekleri sana karşı yaşatacaktır! dedi. Ebu Süfyan:

— Yüksel Hübel! diye bağırdı. Peygamber aleyhisselam sahabilere:

— Cevap verin, buyurdu. Onlar:

— Ne diyelim? diye sordular. Peygamber • aleyhisselam:

— Allah daha yücedir, o en yücedir, deyin! buyurdu. Ebu Süfyan:

— Bizim Uzza'mız var, sizin yok! dedi. Peygamber aleyhisselam sahabilere:

— Cevap verin! dedi. Sahabiler:

— Ne diyelim? diye sordular. Peygamber aleyhisselam:

— Allah bizim mevlamızdır, sizin ise mevlanız yok! deyin, buyurdu. Ebu Süfyan:

— Bu gün, Bedir'e karşılık olan bir gündür. Harb nöbetlerden ibarettir, yani bazen sizin, bazen bizim lehimize sonuçlanır. Çirkin bir şekilde öldürülenlere rastlayacaksınız, bunları ben emretmiş değilim. Bu itibarla beni kötülemeyin! dedi.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EN BÜYÜK İYİLİK

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Adamın biri:

— Ey Allah'ın Resulü, insanlardan kendisine iyi muamele yapmama en layık olan kimdir? diye sordu. Peygamber aleyhisselam da:

— Anan, sonra anan, sonra yine anan; bundan sonra da babandır. Bunlardan sonra sırasıyle akraba ve taallukatından sonra en yakın olan kimsedir, buyurdu.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH'IN SEVDİKLERİ VE BUĞZETTİKLERİ



Ebu Zer radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala üç kişiyi sever, üç kişiye de buğz eder. Allah'ın kendilerini sevdiği üç kişi şunlardır:

1 — O kimse ki, bir adam bir kavme gelip, onlardan kendisi ile onlar arasında bulunan bir yakınlığa dayanarak değil, Allah rızası için bir şey istemiş, fakat bu kavim o istediğini vermemiştir. Ancak bu kavim içerisinden bir adam, diğerlerinin gerisinde kalıp isteyen kimseye, Allah'tan ve veren kimseden başka hiç bir kişinin bilemeyeceği bir şekilde, gizli olarak bunu vermiştir.

2 — Bir topluluk yolculuk sırasında gece olduğu vakit, yolculuklarına devam etmişler, uyku kendilerine, karşılığındaki her şeyden daha sevgili olunca, hepsi başını yere koyup uyudukları halde, içlerinden birisi kalkmış ve ona olan sevgisini hissederek Allah'ın ayetlerini okumuş, ibadet etmiştir.

3 — O kimse ki, bir askeri müfrezede bulunmaktadır. Düşmanla karşı karşıya kalmıştır, içinde bulunduğu müfreze hezimete uğradığı halde, bu kimse tek başına şehid veya gazi oluncaya kadar düşmana taarruz etmiştir.

Allahü Teala'nın kendilerine buğz ettiği üç kişi de şunlardır:

1 — Zina eden ihtiyar.

2 — Kibir sahibi fakir.

3 — Zulüm yapan zengin.


(Tirmizi, Hakim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KOMŞULUK HAKKI


Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam buyurdu ki:

— Vallahi iman etmiş sayılmaz, billahi iman etmiş sayılmaz, vallahi iman etmiş sayılmaz!

— Kim, ey Allah'ın Resulü! diye soruldu.

Peygamber aleyhisselam:

— Şerrinden komşusunun emin olmadığı kimse, buyurdu.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | AKRABALIĞA RİAYET



Ebu Hureyre radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala kainatı yarattığı zaman, yaratma işini tamamlayınca, «Rahim - akrabalık» kendisine riayet edilmediği için şöyle söyledi:

— Şu benim halim, küsmüşlüğünden sana sığınan bir kişinin durumudur.

Bunun üzerine Allahü Teala:

— Senin haklarına riayet edene lütuf ve ihsanda bulunmaklığım, riayet etmeyen ile de münasebetimi kesmekliğim, seni memnun eder mi? diye sordu.

Akrabalık:

— Evet, ey Rabbim, diye cevap verdi. Allahü Teala da:

— İşte, bunu sana verdim, buyurdu.

Peygamber aleyhisselam bunu anlattıktan sonra dedi ki:

— İsterseniz «Demek, idareyi ve iktidarı ele geçirdiğiniz zaman, akrabalık münasebetlerini parçalayıp, kesecek misiniz? Onlar, Allah'ın kendilerini rahmetinden kovup, sağırlaştırdığı ve gözlerini de kör ettiği kimselerdir.» (Muhammed Suresi) mealindeki Ayeti okuyun!


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ÇOCUKLARA ŞEFKAT


Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam, torunu Hazreti Hasan'ı öptü. Yanında da sahabilerden Akra' bin Habis Teymi oturmaktaydı.

Akra':

— Benim on tane evladım var, bunlardan hiç birini öpmedim, dedi. Peygamber aleyhisselam kendisine baktı ve:

— Şefkat ve merhamet göstermeyen kimseye, Allah da kendi rahmetini ihsan etmez, buyurdu.


(Buhari, Ebu Davud, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEREFİN SADAKASI


Abdurrahmaa bin Aclan radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam:

— Sizden biriniz Ebu Damdam gibi olmaktan aciz midir? diye sordu.

Sahabiler:

— Ebu Damdam kimdir? -dediler.

Allah'ın Resulü:

— O, sizden önceki ümmetler içinde olan bir kimsedir ki,- sabah kalktığında:

«Ey Allah'ım, ben şerefimi, beni söven kimselere sadaka olarak verdim» derdi. (Yani şerefin sadaka olarak verilmesi, bir kimsenin şerefini küçük düşürecek dedikoduları önceden afvetmesi demektir.)


(Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YENİLMEZ PEHLİVAN


Abdullah radıyallahu anh'ten şöyle anlatılıyor:

Peygamber aleyhisselam:

— İçinizde kimi «rekub» sayarsınız? diye sordu. Biz:

— Evladı olmayan kimseyi, diye cevap verdik.

Peygamber aleyhisselam:

— Hayır, «rekub» öyle kimse değildir. Asıl «rekub» ahırete evlad göndermemiş, yani hiç bir evladı vefat etmemiş olan kimsedir, buyurdu. Sonra:

— Güreşte en çok galib gelen kimi sayarsınız? diye sordu. Biz:

— Sırtı yere gelmeyen pehlivanı, dedik. Peygamber aleyhisselam:

— Hayır, öyle değildir. Asıl, öfkelendiği zaman nefsine hakim olan kişi, en çok galip gelen ve sirtı yere düşmeyen pehlivandır, buyurdu.


(Müslim, Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH İÇİN SEVMEK



Ebu Hureyre radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Bir adam başka bir beldede bulunan bir arkadaşını ziyaret etmek maksadıyla yola çıkmıştı. Allahü Teala, adamın yolunda bir melek vazifelendirip, bekletti.

Adam, o melekle karşılaşınca melek kendisine:

— Nereye gidiyorsun? diye sordu. Adam:

— Şu beldede bir din kardeşim var, onu ziyaret için gidiyorum, diye cevap verdi. Melek:

— Onunla alakalı yapacağın bir vazife mi var? diye sordu. Adam:

— Hayır, öyle bir şey yok, Allah için kendisini sevmemden başka bir işim yok, dedi.

Bunun üzerine o melek:

— Ben, senin o din kardeşini Allah için sevdiğin gibi, Allah'ın da seni sevdiğini sana bildirmek üzere vazifelendirilen, Allah'ın elçisiyim, dedi.


(Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBERLER BİLE İMRENİR



Hazreti Ömer radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allah'ın kulları arasında öyle kimseler vardır ki, Peygamber ve şehid olmadıkları halde, kıyamet gününde Allah nezdindeki mevkileri sebebiyle Peygamberler ve şehidler de onlara gıpta edeceklerdir.

Sahabiler:

— Ey Allah'ın Resulü, bunların kimler olduğunu bize bildirir misin? diye sordular.

Resulullah aleyhisselam:

— Onlar, aralarında akrabalık olmadan ve alış - veriş münasebeti bulunmadan, Allah sevgisi ile sevişenlerdir, Allah'a yemin ederim ki, onların yüzleri nurdur ve kendileri nurdan yaratılmış minberler üzerindedirler. İnsanlar korktuğu zaman, onlar korkmazlar, insanlar hüzünlü oldukları zaman da onlar hüzünlü olmazlar.


(Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | SAADET VESİLESİ



Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala'nın bir kısım melekleri vardır ki, onlar yollarda gezer, zikir ve ibadet meclislerini ararlar.

Zikir ve ibadetle meşgul olan bir topluluk gördüler mi:

— Gelin, burada aradığınızı bulursunuz, diye biribirlerine çağırırlar. Bunun üzerine dünya semasına melekler toplanıp kanatları ile onları kuşatırlar.

Sonra kullarının hallerini en iyi bilen Rableri, meleklere sorar:

— Kullarım ne diyor? Melekler:

— Seni teşbih ediyorlar, tekbir ediyorlar, hamd ve tazimde bulunuyorlar.

Allahü Teala: "

— Onlar beni gördüler mi? diye sorar. Melekler:

— Hayır, seni görmediler, derler. Allahü Teala:

— Beni görmüş olsalardı nasıl olurdu? diye sorar. Melekler:

— Seni görmüş olsalardı, daha çok ibadet eder, daha çok tazim ve teşbihte bulunurlardı, diye cevap verirler. Allahü Teala:

— Benden ne diliyorlar? diye sorar. Melekler:

— Cenneti diliyorlar, derler. Allahü Teala:

— Onlar cenneti gördüler mi? diye sorar. Melekler:

— Hayır, vallahi ey Rabbimiz, görmediler, derler. Allahü Teala:

—— Görmüş olsalardı nasıl olurdu? diye sorar. Melekler:

— Görmüş olsalardı, iştiyakları daha çok olur, arzuları daha şiddetli olur, rağbetleri daha büyük olurdu, derler. Allahü Teala:

— Onlar neden bana sığınıyorlar? diye sorar. Melekler:

— Cehennemden sığınıyorlar, derler. Allahü Teala:"

— Onlar cehennemi gördüler mi? diye sorar. Melekler:

— Hayır, vallahi, görmediler, derler. Allahü Teala::

— Görmüş olsalardı nasıl olurdu? diye sorar. Melekler:

— Görmüş olsalardı, ondan daha çok kaçarlar, daha çok korkarlardı, diye cevap verirler.

Allahü Teala:

— Siz şahid olun ki, onları mağfiret etim, buyurur. Meleklerden birisi:

— Mecliste bulunan filan kişi onlardan değildir. Kendisinin bir işi sebebiyle oraya gelmiştir, diye söyler. Allahü Teala:

— Onlar zikir ve ibadet meclisidir; yanlarına gelip oturan kimse de oradakilerin sebebi ile saadete erer, buyurur.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | İKİ CİHANDA İYİLİK İSTE



Enes radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam müslümanlardan hasta olan bir kimsenin ziyaretine gitmiş idi. Hasta o kadar zayıflayıp küçülmüştü ki, adeta bir civciv gibi olmuştu.

Peygamber aleyhisselam kendisine:

— Bir şey için dua eder veya Allah'tan diler miydin? diye sordu. Adam:

— Evet; «ey Allah'ım bana ahirette vereceğin cezayı dünyada ver!» derdim, diye cevap verdi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Sübhanellah, yapamaz miydin, yahut beceremez miydin, «ey Allah'ım bize dünyada ve ahirette iyilik ver, bizi cehennemden koru!» deseydin ya?! buyurdu.

Sonra Allah'ın Resulü bu kimseye dua etti; Allahü Teala da sıhhatini bağışladı.


(Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | EN ÜSTÜN İBADET



Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor:

Bir adam Peygamber aleyhisselama:

— Kıyamet gününde, Allah nezdinde en faziletli ibadet hangisidir? diye sordu.

Allah'ın Resulü:

— Allah'ı çok, çok zikreden erkeklerle kadınlardır, buyurdu. Adam:

— Allah yolunda harbeden gaziden de daha faziletli midir bunların derecesi? diye sordu.

Peygamber aleyhisselam:

— Gazi, kafir ve müşrikler ile kılıca kırılıp kana bulaşıncaya kadar kılıcı ile savaşsa, yine Allah'ı zikredenlerin derecesi ondan üstündür, buyurdu.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | 99 KİŞİNİN KATİLİNİN AFVI



Ebu Said radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Sizden önce geçen ümmetler arasında bir adam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Bu yaptıklarından dolayı tevbesinin mümkün olup olmadığını öğrenmek üzere, yer yüzünün en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine bir Rahibin en çok bilgili olduğunu söylediler. O Rahibin yanına gelip kendisinin doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü ve kendisi için tevbe imkanı olup olmadığını sordu.

Rahib:

— Hayır, yoktur, diye cevap verdi. Bu defa, adam o Rahibi de öldürdü. Böylece öldürdüklerinin sayısı yüze çıktı. Sonra yine yeryüzünün en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine alim olan bir kimseyi haber verdiler. Buradan alimin yanına geldi ve yüz kişiyi öldürdüğünü, kendisi için tevbe imkanı bulunup bulunmadığını sordu.

Alim adam:

— Evet, vardır. Seninle tevben arasına bir şey giremez, tevben daima makbuldür. Ancak filan beldeye git, orada Allah'a ibadetle meşgul olan bir kısım insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah'a ibadet etmeye başla ve tekrar kendi memleketine dönme. Zira orası kötü bir yerdir, dedi. Adam gitti. Yolun yarısına gelince ölüm, karşısına çıktı ve orada ruhunu teslim etti. Bunun üzerine rahmet melekleri ile azab melekleri kendisini almak hususunda münakaşaya başladılar.

Rahmet melekleri:

— Bu adam, tevbe etmiş ve Allah'a yönelmiş olarak geldi, dediler. Azab melekleri ise:

— Bu kimse, ömründe hayır işlememiş birisidir, diye İsrar ettiler. Bu münakaşa devam ederken insan suretinde bir melek (Cebrail aleyhisselam) geldi. Onu aralarında hakem olarak seçtiler.

Hakem olan melek:

— Adamın kendi memleketi ile gitmekte olduğu belde arasındaki mesafeyi ölçün. Şu anda bulunduğu yer, bu ikisinin hangisine daha yakın ise, bu o tarafa aiddir, dedi. Melekler ölçtüler ve gitmekte olduğu kasabaya daha yakın olduğu tesbit edildi. Bunun üzerine kendisini rahmet melekleri teslim aldılar.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | DERTLİLERİN DEVASI



Ebu Said radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam bir gün mescide girdi ve orada Ensar'dan Ebu Ümame denilen adama rastladı da, kendisine:

— Ey Ebu Ümame, Ne diye namaz vaktinin dışında seni mescidde oturur halde görüyorum? diye sordu. Ebu Umame::

— Beni saran dertler ve borçlar yüzünden ey Allah'ın Resulü, dedi. Peygamber aleyhisselam:

— Sana bir dua öğreteyim mi ki, bunu okuduğun zaman, Allah derdine deva verir, borcunu ödettirir? buyurdu. Bunun üzerine ben:

— öğret, ey Allah'ın Resulü, dedim.

Peygamber aleyhisselam:

— Sabah ve akşam şu duayı oku! buyurdu.

«Allahümme inni euzü bike minel hemmi vel hazeni ve euzi bike minel aczi vel keseli ve euzü bike minel cübni vel buhli ve euzü bike min gelebetiddeyni ve kahrirrical» ey Allah'ım, kederden, derdden, acizden ve tenbellikten, korkudan ve cimrilikten, borcun üstelenmesinden ve ricalin kahrından sana sığınırım!>

Ebu Umame diyor ki: Bunu okudum, Allah hem derdimi giderdi, hem de borcumu ödetti.


(Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH KİFL'İ AFVETTİ



İbni Ömer radıyallahu anh anlatıyor:

Allah'ın Resulünün yedi defadan daha fazla bir hadise anlattığını dinledim ki, şöyle buyuruyordu:

İsrail Oğullarından Kifl adında bir adam, günah işlemekten sakınmazdı. Bir gün kendisine bir kadın geldi. Kifl, kendisi ile zina etmek üzere kadına altmış dinar verdi. Adam kendisi ile zina etmeye hazır vaziyete geldiği zaman, kadın titreyip, ağlamaya başladı.

Kifl:

— Ne ağlıyorsun, seni ırzına geçmek için zorladım mı? dedi. Kadın:

— Hayır, ancak bu, benim ömrümde katiyetle yapmadığım bir iştir. Beni, bu işe ihtiyaç içinde olmam sevk etti, dedi. Adam:

— Sen böyle yapıyorsun, halbuki ben hiç böyle hareket etmemiştim. Git, verdiğim paralar da senin olsun, dedi ve: Allah'a yemin ederim ki, bundan sonra kendisine asla isyankar olmayacağım, diye yemin etti. O gece de vefat etti. Sabah olduğu vakit Kifl'in kapısının üzerinde şu ibarenin yazılı olduğu görüldü:

«Allah, muhakkak ki Kifl'i afvetti!»


RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ALLAH'IN MERHAMETİ



Hazreti Ömer radıyallahu anh'ten şöyle anlatılır:

Peygamber aleyhisselama bir kısım esirler getirildi. Aralarında bir kadın esir, bir şeyi arar halde telaş içerisinde koşuyordu. Esirlerin arasında bir çocuğu bulur bulmaz onu bağrına bastı ve emzirmeye başladı.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam::

— Bu kadının evladını ateşe atmasını düşünebilir misiniz? diye sordu.

Biz de:: .

— Hayır, vallahi, atmamaya gücü yettikçe atmaz, dedik. Peygamber aleyhisselam:

— İşte, Allahü Teala, bu kadının çocuğuna karşı olan merhametliliğinden kullarına karşı daha merhametlidir, buyurdu.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KABİRDE SUAL



Bera radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Ensardan bir müslümanın cenazesinde çıktık, hazırlanmış olan kabre geldik. Cenaze, Kabrin içerisine konulunca, Peygamber aleyhisselam oturdu. Biz de kendisinin etrafında toplandık. Sanki başlarımızda kuş varmış gibi hepimiz hareketsiz kalmıştık. Resulullah aleyhisselam elindeki bir sopa ile yeri çiziyordu. Birden başını kaldırdı ve iki yahut üç defa:

— < Kabir azabından Allah'a sığının, diye söylendikten sonra:

Mümin kabre konulduğunda, arkadaşları terkedip gittikleri zaman, onların ayak sesini işitir bir vaziyette, (Münker ve Nekir denilen) iki melek gelir, kendisini oturturlar ve:

— Rabbin kimdir? diye sorarlar. Mümin:

— Rabbim Allah'tır, diye cevap verir. Melekler:

— Dinin nedir? diye sorarlar.

Mümin:

— Dinim İslam, diye cevap verir. Melekler:

— İçinizde Allah tarafından gönderilmiş olan o zat kimdir? derler. Mümin:

— O zat Allah'ın Resulüdür, der.. Melekler:

— Bunu nereden öğrendin? diye sorarlar. Mümin:

— Allah'ın kitabını okuyup, ona iman ettim ve onu tasdik ettim, diye cevap verir.

İşte Allahü Teala'nın «Allah iman edenleri dünya hayatında da, ahirette de sabit söz, yani kelime-i tevhid ile sabit kılar.» (ibrahim Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimenin manası budur.

Sonra semadan bir ses gelir:

— Kulum doğru söyledi. Ona Cennetten bir yer verin, Cennetten elbise giydirin ve ona kabrinden Cennete bakan bir kapı açın! diye söyler. Bunun üzerine o mümine Cennetin rahatlığından ve güzelliğinden verilir, gözünün gördüğü kadar kabri genişletilir.

Kafir veya münafık ölü, kabrine konulduğu vakit, ruhu bedenine iade edilir. O iki melek gelir, kendisini oturtur ve: .

— Rabbin kimdir? diye sorarlar.

O kafir veya münafık:

— Hah, hah, bilmiyorum, diye cevap verir.

Melekler: .

— Dinin nedir? diye sorarlar.

O:

— Hah, hah, bilmiyorum, diye cevap verir. Melekler:

— Aranızda Allah tarafından gönderilen o zat kimdir? diye sorarlar. O:

— Hah, hah, bilmiyorum, der.

Sonra semadan bir ses gelir:

— Bu kafir veya münafık yalan söyledi. Ona Cehennemden bir yer verin, ateşten elbise giydirin, ona kabrinden Cehenneme bakan bir kapı açın! diye söyler. Bunun üzerine o kimseye Cehennemin yakıcı rüzgarı ve sıcaklığı gelir. Kaburga kemikleri birbirine girinceye kadar kabri daraltılır. Sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani musallat edilir. Bu zebaninin demirden bir tokmağı vardır ki, dağa vurulsa dağı toz toprak haline getirir. Bu zebani o kimseye bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki, insanlarla cinlerin dışında doğu ile batı arasında bulunan her mahluk işitir. Ve böylece o kimse toprak haline döner. Sonra ruhu tekrar iade edilir.


RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESÜLULLAH'IN EKMEĞİ


Sehl radıyallahu anh'e:

— Allah'ın Resulü, halis beyaz ekmek yedi mi? diye soruldu. Sehl radıyallahu anh:

— Peygamber aleyhisselam Allahü Teala'ya ulaşıncaya kadar, halis beyaz ekmek görmedi, diye cevap verdi. Yine kendisine:

— Peygamber aleyhisselamın zamanında un elemek için elekleriniz var mıydı? diye soruldu. Sehl radıyallahu anh:

— Hayır, eleklerimiz yoktu, diye cevap verdi. Yine kendisine:

— Arpa ununu nasıl temizlerdiniz? diye soruldu. Sehl radıyallahu anh:

— Ufürürdük, bu şekilde içindeki zaid şeyler uçardı, sonra su ile ıslatır, hamur haline getirir ve ekmek yapardık, dedi.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KEL, KÖR VE ABRAŞ'IN İMTİHANI



Ebu Hureyre radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

israil Oğullarından üç kişi vardı. Bunlardan biri abraş, biri kör, biri de kel idi. Allahü Teala bunları imtihan etmek istedi ve bir melek gönderdi.

Abraşa gelen melek:

— En çok sevdiğin şey nedir? diye sordu. Abraş:

— Güzel renk ve güzel deri ve Allah'ın benden insanların çirkin gördükleri bu abraşlık hastalığını gidermesidir, dedi. Melek elini bir sürdü ve abraş kimsenin bu hastalığı gidip kendisine güzel bir renk ve on adet dişi deve verildi, Melek:

— Hangi malı daha çok seversin? diye sordu. Abraş:

— Deve, yahut sığır, diye sevap verdi.

Bunun üzerine kendisine on adet dişi deve verildi.

Melek:

— Allah, bunları sana mübarek eylesin! dedi.

Sonra bu melek kel kimseye geldi" ve:

— En çok sevdiğin şey nedir? dedi. Kel:

— Güzel saç ve Allahü Teala'nın, bende insanların çirkin gördüğü bu illeti gidermesi, diye cevap verdi. Melek kendisine elini bir sürdü ve o kimsenin kelliği kaybolup gitti, kendisine güzel saçlar verildi.

Melek:

— En çok sevdiğin mal hangisidir? diye sordu. Kel:

— Sığır, dedi. Derhal kendisine yavrulamak üzere olan inekler verildi.

Melek:

— Allah, sana bunları mübarek etsin dedi. Melek daha sonra kör kimseye geldi ve:

— En çok hangi şeyi seversin? diye sordu. Kör:

— Allah'ın gözlerimi iade etmesini, insanları görmeyi, diye cevap verdi. Melek kendisini eli ile bir mesh etti ve Allah, o kimsenin gözlerini açtı.

Melek:

— En çok sevdiğin mal nedir? dedi.

Kör:

— Koyun, diye cevap verdi. Kendisine yavrulayıcı koyun verildi.

Sonra, abraş ile kele verilen deve ile sığırlar üredi, körün de koyunları çoğaldı. Birinin bir vadiyi dolduran develeri, diğerinin bir vadi dolusu inekleri, diğer birinin de bir vadiye sığmayan koyunları oldu.

Aradan bir müddet geçtikten sonra, melek abraşa, onun eski şekil ve suretinde gelip:

— Ben fakir bir adamım, dağları taşları aşıp geldim. Bugün Allah'tan başka bir yardım edenim yoktur, önce Allah, sonra senden, sana bu güzel rengi, bu güzel deriyi ve bunca malı veren zat'ın adına bana, yolculuğum sırasında faydalanabileceğim bir deve vermeni istiyorum, dedi.

Abraş:

— Haklar çoktur, dedi ve bir şey vermedi. Bunun üzerine melek kendisine:

— Ben, seni tanıyacak gibiyim; sen insanların kendisinden nefret ettiği abraş kimse değil miydin? Sonra Allahü Teala sana bu nimetleri ihsan etmişti, dedi.

Abraş:

— Hayır, bu mal bana ecdadımdan kalmadır; dedi. Melek:

— Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, diye beddua etti. Hakikaten abraş eski çirkinliğine ve fakirliğine döndü.

Melek sonra kele, kelin eski şekil ve suretinde geldi. Buna da abraş kimseye dediklerini aynen tekrarladı. Kel de aynı abraş gibi karşılıkta bulundu ve o da bir şey vermedi.

Melek de yine:

— Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline döndürsün, diye beddua etti ve o kimse eski kel haline ve fakir durumuna döndü. Daha sonra melek, köre, onun eski sureti ve şeklinde geldi ve:

— Ben muhtaç bir kimseyim, yolcuyum; yürürken dağları aştım. Bugün Allah'tan başka bir yardım edenim yok. önce Allah, sonra senden, gözlerini açan zat'ın adına yolculuğum sırasında istifade edeceğim bir koyun vermeni isterim, dedi.

Eski kör:

— Ben önceden kör idim. Allah gözlerimi açtı. Bunlardan dilediğini al, dilediğini bırak, diye cevap verdi. Allah için almak istediğin şeyi vermek hususunda, Allah'a yemin ederim ki sana bir zorluk çıkarmam, dedi.

Bunun üzerine melek:

— Malın senin olsun; üçünüz de ilahi imtihana tabi tutuldunuz. Allahü Teala senden razı oldu, fakat iki arkadaşın abraş ile kelden razı olmayıp onları cezalandırdı, dedi.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BEŞİKTE KONUŞANLAR



Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:::

Beşikte iken ancak üç kişi konuşmuştur. Birincisi İsa aleyhisselamdır.

İkincisi, israil Oğullarından Cureyc isimli bir adam vardı. Bu şahıs namaz kılarken annesi gelmiş ve kendisini çağırmıştı. Bu da kendi kendine «Cevap vereyim mi, yoksa namazıma devam mı edeyim?» diye düşünmüştü ve annesinin çağrısına uymadı.

Bunun üzerine annesi::

— Ey Allah'ım, fahişelerin yüzünü gösterinceye kadar onu öldürme, diye beddua etti.

Cureyc kendisine aid çilehanede bulunuyordu. Kadının biri, kendisine gelip cinsi münasebette bulunmasını teklif etti. Cureyc ise bunu kabul etmedi. Sonra kadın, bir çobana gitti ve onunla cinsi münasebette bulundu. Bunun neticesinde bir çocuk dünyaya getirdi ve bu çocuğun Cureyc'den olduğunu söyledi. Bunun üzerine insanlar gelip Cureyc'in çilehanesini yıktılar. Kendisini alıp aşağı indirdiler ve bir hayli sövüp tazir ettiler. Bu durumdan çok müteessir olan Cureyc, abdest alıp namaz kıldıktan sonra doğruca fahişenin omuzu üstünde duran o çocuğa gitti ve:

— Senin baban kimdir, ey çocuk? diye sordu. Çocuk:

— Filan çoban, diye cevap verdi. Bu duruma hayret eden insanlar:

— Çilehaneni yeniden inşa edelim, hatta altından yapalım, dediler. Cüreyc ise:

— Hayır, ancak topraktan yapın! diye cevap verdi.

Üçüncüsü de, israil Oğullarından bir kadın vardı. Çocuğunu emzirmekteydi. Yanından heybetli ve yakışıklı bir atlı geçiyordu. Bunu gören kadın:

— Ey Allah'ım, çocuğumu bu atlı gibi kıl! diye dua etti.

Çocuk derhal anasının memesini bırakıp, atlıya koştu ve:

— Ey Allah'ım beni bu kimse gibi kılma! dedi. Sonra anasının memesini tekrar alıp emmeye başladı. Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Sanki Peygamber aleyhisselamı işaretle hadiseyi anlatırken parmağını emer halde görüyorum. Oradan sonra bir köle geçti. O çocuğun anası:

— Ey Allah'ım, çocuğumu bunun gibi kılma diye dua etti. Çocuk derhal yine anasının memesini bıraktı ve:

— Ey Allah'ım, beni bu köle kadın gibi kıl! dedi. Annesi çocuğa:

— Neden böyle? diye sordu. Çocuk:

— Çünkü atlı kimse, zalimlerden biridir. Bu köle kadın ise, halkın kendisine «hırsızlık ve zina etmiş» dediği bir kadındır. Halbuki bu, asla onları yapmamıştır, diye cevap verdi.


(Buhari, Ahmed)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BORCUN VADESİ


Ebu Hureyre radıyallahu anh'den şöyle anlatılıyor:

İsrail Oğullarından bir adam, bir başka kimseden bir dinar altın ödünç vermesini istedi, istediği adam da bu parayı kendisine verdi. Borcu ödeme vadesi geldiği vakit, borçlu adam gidip alacaklı şahsa borcunu ödemek için sahile vardı. Orada gitmek için bir vasıta bulamayınca, bir ağaç parçası aldı. Onu güzel bir şekilde oyduktan sonra, içerisine borcu olan bir dinar altını yerleştirdi ve iyice kapayıp denize bıraktı. Alacaklı adam da, alacağının vadesi geldiği için, onu getiren bir vasıta gelmiş mi, diye sahile çıktı. Bir vasıta yoktu, ancak bir odun parçası gördü. Onu yakacak olur diye normal bir odun parçası olarak aldı. Evine getirip parçalayınca içinde bir mektupla beraber, borçlu adamın gönderdiği parayı buldu.


(Buhari)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | ŞEYTANA KARŞI SİLAH


Ebu Melih radıyallahu anh'den şöyle anlatılıyor:

Bir adam dedi ki, Allah'ın Resulünün terkisinde idim. Hayvanın ayağı sürçtü. Bunun üzerine ben de:

— Şeytan helak olsun! diye söyledim. Peygamber aleyhisselam da buyurdular ki:

— «Şeytan helak olsun» deme. Zira böyle söylediğin zaman, şeytan o kadar kabarır ki koca bir ev gibi olur ve «Bu işi ben yaptım» der. «Bismillah» de ki, böyle söylediğin zaman, şeytan sinek miktarı oluncaya kadar küçülür.


(Ebu Davud, Nesei)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | SELAMIN KAT KAT SEVABI



İmran bin Husayn radıyallahu anh anlatıyor:

Bir adam, Allah'ın Resulüne geldi ve «esselamü aleyküm» dedi. Peygamber aleyhisselam da, «aleyküm es - selam» diyerek selamını aldı. Sonra adam oturdu. Peygamber aleyhisselam bu adamın «esselamü aleykum» demesiyle alakalı olarak:

— On sevab! buyurdu.

Sonra bir başka adam geldi ve «esselamü aleyküm ve rahmetullah» dedi. Peygamber aleyhisselam aynı şekilde «ve aleykum es - selamü ve rahmetuilahi» demek suretiyle onun da selamını aldı. Adam oturdu.

Adamın böyle demesi sebebiyle Peygamber aleyhisselam:

— Yirmi sevab! buyurdu.

Daha sonra bir başkası geldi ve «esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu» dedi. Allah'ın Resulü aynı o adamın söylediği şekilde selamını aldı. Adam oturdu.

Peygamber aleyhisselam bu adamın selamı sonuna «ve berekatuhu» yu ilave etmesi üzerine de:

— Otuz sevab! buyurdu.


(Ebu Davud, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | BÜYÜK ŞEFAATÇİ



Enes radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala Kıyamet gününde bütün insanları toplayacak, onlar da buna ehemmiyet verecekler ve:

— Rabbimiz nezdinde birinin şefaatinı istesek de, bu güç vaziyetten bizi kurtarıp rahata erdirsin, diyecekler ve bu münasebetle Adem aleyhisselama gelip:

— Sen insanların babası Adem'sin. Allah seni eliyle yarattı. Onun nezdinde bulun ki, bu güç durumda biraz rahata kavuşalım, diyecekler. Adem aleyhisselam:

— Ben bunu yapmam, diye cevap verecek ve yaptığı hatasını hatırlayıp bu sebepten dolayı Rabbinden haya edecektir ve Nuh aleyhisselama gidin! diye tavsiyede bulunacaktır.

İnsanlar Nuh aleyhisselama gelecekler, Nuh aleyhisselam onlara cevaben:

— Ben bunu yapamam, diyecek ve yaptığı hatayı hatırlayıp bu yüzden Rabbinden haya edecektir. O da Allah'ın kendisini dost edindiği ibrahim aleyhisselama gidin! diye söyleyecektir.

İnsanlar ibrahim aleyhisselama gelecekler, ancak O da:

— Ben bu işi yapamam, diye cevap vererek, hatasını hatırlayıp Rabbinden haya edecektir.

Allah'ın kendisi ile kelam buyurduğu ve Tevrat'ı gönderdiği Musa aleyhisselama gidin! diye tavsiye edecektir.

Musa aleyhisselama geldiklerinde, O da:

— Ben bunu yapamam, diyecek Ve yaptığı hatasını hatırlayıp, bu sebeple Rabbinden haya edip, Allah'ın ruhu ve kelimesi olan Isa aleyhisselama gidin! diyecektir.

Halk İsa aleyhisselama gelecek. İsa aleyhisselam:

— Ben bunu yapamam, kendisinin geçmiş ve gelecek günahlarının af buyrulduğu Allah'ın kulu Muhammed aleyhisselama gidin! diye yol gösterecektir.

Peygamber aleyhisselam devamla buyurur ki:

— İnsanlar sonra bana gelecekler. Ben de şefaat için Rabbimden izin isteyeceğim, izin verilecek ve Rabbimi görünce secdeye kapanacağım. Allahü Teala beni, dilediği kadar secde halinde bırakacak.

Sonra bana:

— Ey Muhammed, söyle, söylediğin dinlenecek; dile, dilediğin verilecek; şefaat et, şefaatin kabul olunacak, buyurulacaktır. Ben de bunun üzerine, başımı kaldırıp, Rabbimin bana öğrettiği hamdlerle kendisine hamd edeceğim. Sonra da şefaatte bulunacağım ki, bana bir sınır tayin edilecek; bu sınır içerisinde kalanları Cehennemden çıkarıp Cennete koyacağım.

Enes radıyallahu anh diyor ki:

Bilmiyorum, üçüncü veya dördüncü defasında mı idi; Peygamber aleyhisselam buyurdu ki:

— Ey Rabbim, artık Cehennemde, Kur'an'ın kendilerini ebediyyen orada kalmakla mahkum ettiklerinden başka kimse kalmadı...


(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | RESULULLAH'A KISAS



Abdurrahman bin Ebi Leyla radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Ensardan Useyd bin Hudayr şakacı bir kimse olduğu için insanlarla konuşur ve onları güldürürdü. Bu sebeple Peygamber aleyhisselam'ın böğrüne bir ağaç parçası ile vurmuştu. Useyd radıyallahu anh:

— Ey Allah'ın Resulü, sabır buyur da hakkımı alayım, dedi. Peygamber aleyhisselam:

— Kısas hakkını yerine getir, benim sana yaptığım gibi sen de bana yap, dedi.

Useyd bin Hudayr:

— Fakat senin üzerinde gömlek var, benim üzerimde yoktu, sen vururken, dedi.

Peygamber aleyhisselam Useyd radıyallahu anh'ın, kendisinin çıplak böğrüne vurması için gömleğini kaldırdı. Allah'ın Resulü gömleğini kaldırır kaldırmaz da, Useyd radıyallahu anh hemen Peygamber aleyhisselamın mübarek vücudunu öpmeye, yüzünü ona sürmeye başladı ve:

— Ey Allah'ın Resulü, maksadım yalnızca bu idi! dedi.


(Ebu Davud)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KELİME-İ ŞEHADETİN AĞIRLIĞI



Abdullah bin Amr radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor: .

Muhakkak ki Allahü Teala, ümmetim içerisinden bir adamı Kıyamet gününde bütün halkın huzurunda kurtaracaktır. O kimsenin önüne doksan adet amel sahifesi serecektir ki, onun her sahifesi gözün görebildiği kadar uzun olacaktır. Allah bu adama:

— Bunlardan inkar ettiğin bir şey var mı? Amelleri kaydeden katiplerim haksızlık etti mi? diye soracaktır. Adam:

— Hayır, haksızlık etmediler, ey Rabbim diyecektir. Allahü Teala:

— Bunlar için söyleyeceğin bir özrün var mı? der. Adam:

— Hayır, bir özrüm yok, ey Rabbim, diyecektir. Allahü Teala:

— Evet, bunlardan hepsi doğru, ancak senin bizim nezdimizde bir iyi amelin vardır. Bugün sana asla haksızlık yapılmayacaktır, buyuracaktır. Bunun üzerine içerisinde «Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve rasulühü, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim; Muhammed'in de Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim» diye yazılı olan bir tezkere çıkarılacak ve Allahü Teala kendisine:

— Amellerin tartılmasına hazır ol! diyecektir. Adam: "

— Ey Rabbim, bu kadar sahifeler yanında bu tezkere ne kıymet ifade eder ki? diye soracaktır. Allahü Teala:

— Sana kat'iyetle haksızlık edilmeyecektir, diye cevap verecektir. Sonra o tezkere terazinin bir kefesine, sahifeler de diğer kefesine konulacak ve neticede sahifeler hafif, tezkere ise ağır gelecektir. Zira Allah'ın ismi ile tartılan hiç bir şey, O'nun isminden daha ağır gelemez!.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | IKİ BEŞ EMİR



Haris Eş'ari radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Allahü Teala, Zekeriyya aleyhisselamın oğlu Yahya aleyhisselama beş şeyi yapmasını ve ümmeti olan israil Oğullarının da bunlarla amel etmeleri için, onlara emirde bulunmasını emretti. Ancak neredeyse Yahya aleyhisselam bu emri yerine getirmekte geç kalmış bir durumda idi.

Bunun için isa aleyhisselam kendisine:

— Allahü Teala sana beş şeyi ifa etmeni ve israil Oğullarının da bunlarla amel etmeleri hususunda kendilerine emirde bulunmanı emretti. Ya sen onlara bunu emredeceksin, yahut sen emretmezsen, ben emredeceğim, dedi.

Bunun üzerine Yahya aleyhisselam::

— Eğer sen bunu, benden önce yapacak olursan, Allahü Teala'nın beni mahvetmesinden, yahut azab etmesinden korkuyorum, dedi ve İsrail Oğullarını Beyt-i Mukaddes'de topladı. Mescid o kadar doldu ki, insanların bir kısmı duvarlardaki burçlarda oturdular.

Yahya aleyhisselam kendilerine dedi ki:

— Allah bana beş şeyi yapmamı ve size de bunların yapılmasını emretmemi emir buyurdu.

Bu beş şeyin birincisi; Allah'a ibadet edip, kendisine bir şeyi ortak koşmamaktan ibarettir. Allah'a şirk koşan kimselerin misali, şudur: Şirk koşan kimse, o adama benzer ki, öz malından altın veya gümüş karşılığında bir köle satın almış ve bu köleye «işte, yurdum bu, çalışmak da bu! Çalış ve bunu bana öde!» demiştir. Ancak köle çalışıp, bunun karşılığını başkasına: ödemiştir. Şimdi siz, söyleyin, hanginiz kölesinin böyle olmasına razı olabilir?

İkincisi, Allahü Teala size namaz kılmanızı emretmiştir. Namaz kıldığınız zaman, sağa ve sola bakmayın. Çünkü Allah, ancak namazda şuraya buraya bakmayan kulunun yüzü karşısında yüzünü kaldırır, yani ancak onun namazını kabul buyurur.

Üçüncüsü, Allahü Teala, oruç tutmanızı emir buyurmuştur. Bunun da misali şöyledir ki; bu, insanların arasında içinde misk dolu kutusu olan kimseye benzer. Halkın hepsi bu kokuya hayran kalırlar. İşte oruçlunun ağız kokusu, Allah nezdinde bu misk kokusundan daha güzeldir.

Dördüncüsü, Allah sadaka vermenizi emretmiştir. Sadakanın misali şöyledir: Bir adama benzer, ki, düşman kendisini esir alıp bağışlamış, boynunu vurmak üzere getirmişlerdir. Bunun üzerine adam «Ben, az çok ne varsa, boynumun kurtulması için fidye olarak vermeye hazırım, diyerek kendini onların elinden kurtarmıştır.

Beşincisi, Allahü Teala Rabbinizi zikretmenizi emir buyurmuştur. Bunun da misali şudur: Bu, bir adama benzer ki, düşman süratle kendisini takip etmeye başlamıştır. Ancak adam, sonunda sağlam bir kaleye gelmiş ve oraya sığınarak canını takipçilerden korumuştur, işte kul da böyledir. Kendisini, ancak Allahü Teala'nın zikri ile düşmanı olan şeytandan muhafaza eder.

Peygamber aleyhisselam bunu anlattıktan sonra buyurdu ki:

— Ben de size, Allah'ın bana emrettiği beş şeyi yapmanızı emrediyorum. Bunlar; dinleyip kabul etmek, emire itaat etmek, cihad etmek, hicret etmek Ve bir de cemaat halinde bulunarak tefrikaya düşmemekten ibarettir. Çünkü kim cemaatten bir arşın kadar ayrılırsa, geri dönünceye kadar İslam halkasını boynundan çıkarmıştır. Kim bir cahiliyet davasında bulunursa, o cehennem çukurlarından birinde kendini bulur.

Bunun üzerine bir adam:

— Ey Allah'ın Resulü, bu adam namaz kılıp, oruç tutsa da yine böyle midir? diye sordu.

Peygamber aleyhisselam:

— Namaz da kılsa, oruç da tutsa öyledir. Bunun için sizi müslüman, mümin ve Allah'ın kulları diye isimlendiren Allahü Teala'nın davasını ortaya koyun, buyurdular.


(Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | KULUN ALLAH'TAN ÜMİDİ



Ebu Hureyre radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatır.

Cehennem ateşine giren kimselerden iki kişi şiddetli bir şekilde feryad etti.

Bunun üzerine Allahü Teala:

— Çıkarın şunları! diye emir buyurdu.

Çıkarılınca kendilerine:

— Neden feryadınız çok şiddetlendi? diye sordu. Onlar

— Bize merhamet edesin, diye böyle yaptık, diye cevap verdiler. Allahü Teala:

— Benim size rahmetim, gidip kendinizi, önceden bulunduğunuz ateşin içerisine tekrar atmanızdır, buyurdu.

Dönerler ve bunlardan birisi, kendini tekrar ateşe atar. Allahü Teala da, kulu emrine uyduğu için ateşi soğuk ve selamet kılar. Diğeri ise yerinde durur ve kendini tekrar ateşe atmaz.

Allahü Teala kendisine:

— Niçin arkadaşının attığı gibi, sen de kendini ateşe atmadın? diye sorar.

Adam,:

— Ey Rabbim, muhakkak ki ben, ateşten çıkarıldıktan sonra tekrar beni oraya atmayacağınızı ümid ve niyaz ederim, diye cevap verir. Bunun üzerine Allahü Teala:

— Niyaz ve ümidin kabul olunmuştur, buyurur ve Rablerinin rahmeti ile her ikisi de Cennete girerler.


(Tirmizi)

RESULULLAH'TAN KISSALAR | BİR HÜKÜMDARIN ZULMÜ



Suheyb radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Sizden önce yaşayan kavimlerden birinin bir hükümdarı vardı. Bu hükümdarın sihir yapan bir adamı vardı. Bu sihirbaz, ihtiyarlayınca, hükümdara:

— Ben artık yaşlandım, bana genç birini gönder de ona sihri öğreteyim, dedi. Hükümdar kendisine sihir Öğretmesi için bir genç gönderdi. Genç, sihirbaza giderken, yolda bulunan bir rahibe uğradı. Ondan bir çok şeyler dinledi ve onun söylediklerine hayran kaldı. Artık sihirbaza her gelişinde bu rahibe uğruyor ve yanında kalıyordu. Sihirbazın yanına geldiği vakit de, sihirbaz kendisine, geç kaldığı için dayak atardı, çocuk da bunu rahibe şikayet ederdi.

Rahib bir gün çocuğa:

— Sihirbazdan, geç kaldın diye korktuğun vakit «evde mani oldular» dersin, evdekilerden korktuğun zaman da «sihirbaz alıkoydu» diye söylersin, dedi.

Genç bu vaziyet içerisinde iken bir gün büyük bir hayvanla karşılaştı. Bu hayvan insanları durdurtmuş, onların hareketlerine mani olmuştu.

Bunun üzerine genç:

— Bugün öğreneceğim, sihirbaz mı daha üstün, yoksa rahib mi? dedi ve bir taş alıp şöyle dua etti:

—— «Ey Allah'ım, eğer rahibin işini sihirbazınkinden daha çok seviyorsan, bu hayvanın canını al ki, insanlar geçebilsin,» dedi. Sonra taşı atarak hayvanı öldürdü, insanlar da serbestçe yollarına devam ettiler. Hadiseyi müteakip genç, rahibin yanına geldi, olanları kendisine anlattı. >

Rahib kendisine dedi ki:

— Evladcığım, sen bugün artık benden üstünsün. Düşündüğüm olgunluğa eriştin, Yakında bir imtihanla karşılaşacaksın. Bu imtihanla karşılaştığın vakit beni ele verme, dedi.

Genç, doğuştan kör olan ile abraşları ve diğer hastalıklara mübtela kimseleri tedavi ediyordu. Bu arada hükümdarın da bir yakını kör olmuştu.

Bu adam, bir çok hediyelerle gencin yanına geldi ve:

— Bak, beni iyileştirirsen şu hediyelerin hepsi Senindir, dedi. Genç:

— Ben kimseyi iyileştiremem, iyileştiren ancak Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, dua ederim, Allah da seni iyileştirir, diye cevap verdi. Adam Allah'a iman etti, Allah da kendisini iyileştirdi. Sonra bu adam, hükümdarın yanına geldi ve her zaman oturduğu şekilde yerini aldı.

Hükümdar kendisine:

— Gözlerini kim açtı? diye sordu. Adam:

— Rabbim, diye cevap verdi. Hükümdar:

— Senin benden başka Rabbin var mı? diye sordu. Adam:

— Benim ve senin Rabbin olan Allah, diye cevap verdi. Bunun üzerine hükümdar kendisini alıp ta ki, gözlerini açtıran genci ele verdirinceye kadar işkenceye tabi tuttu. Genci hükümdara getirdiler. Hükümdar kendisine:

— Oğlum, senin sihrin anadan doğma körlerin gözünü açacak, abraşları iyileştirecek ve daha bir çok şeyleri yapacak dereceye ulaşmış, dedi.

Genç:

— Ben kimseyi iyileştirmiyorum, iyileştiren Allah'tır diye cevap verdi. Hükümdar bu defa kendisini alıp ta ki, rahibi ele verinceye kadar işkence etti.

Rahib getirildi ve:

— Dininden dön! denildi. Rahib bu sözleri dinlemedi. Hükümdar bir testere istetti ve rahibin başını gövdesinden ayırdı. Sonra hükümdarın yakını getirildi.

Kendisine:

— Dininden dön! denildi. Adam dönmedi ve onun da başının gövdesinden ayrıldığı yere testereyi koyup başını gövdesinden ayırdı. Daha sonra genç getirildi ve kendisine:

—— Dininden dön! denildi. Genç kabul etmedi.

Bunun üzerine hükümdar, genci adamlarından bir gruba vererek:

— Bunu filan dağa götürüp üzerine çıkarın. Dağın tepesine vardığınız zaman, bakın; eğer dininden dönerse bırakın, dönmezse dağın tepesinden aşağı atıp yuvarlayın, dedi. Genci alıp dağa götürdüler.

Dağın tepesine çıkarınca, genç:

— Ey Allah'ım, bunların hakkından bildiğin gibi gel, diye niyaz etti. Hemen dağ bunları sarstı ve yuvarlanıp düştüler. Genç de yürüyerek hükümdarın yanına geldi.

Hükümdar ona:

— Seni dağa götürenler ne yaptı? diye sordu. Genç:

— Allah beni onlardan kurtardı, diye cevap verdi.

Bu defa hükümdar, genci adamlarından bir gruba verdi ve:

— Bunu alıp götürün ve bir küçük gemiye koyun. Bu gemi ile denize açılın. Eğer dininden dönerse, ne iyi, dönmeyecek olursa hemen denize atın! diye emretti. Genci yine alıp götürdüler.

Genç de:

— Ey Allah'ım, bildiğin şekilde bunların hakkından gel! diye dua etti. Bunun üzerine gemi devrilip onları denize düşürdü ve hepsi boğuldular. Genç yine yürüyerek hükümdarın yanına geldi.

Hükümdar kendisine:

— Seninle beraber gidenler sana ne yaptı? diye sordu. Genç:

—— Allah beni onlardan kurtardı, dedi ve hükümdara:

— Benim sana söyleyeceğim şeyi yapmadıkça, sen beni asla öldüremezsin, diye konuştu.

Hükümdar:

— O şey nedir? diye sordu. Genç:

— Düzlük bir yerde insanları toplar, beni de bir ağaç dalına asarsın. Bundan sonra benim ok torbamdan bir ok al, yayın ortasına yerleştir ve sonra, «Şu gencin Rabbi olan Allah'ın adiyle» diye söyleyip oku bana at. Ancak bu şekilde yaparsan, beni öldürebilirsin, dedi.

Hükümdar, gencin kendisine söylediklerini yaptı ve sonra oku gence attı. Ok, gencin gözü ile kulağı arasında bulunan yere isabet etti. Genç de elini okun isabet ettiği noktaya koyup vefat etti.

Bunun üzerine insanlar:

— Şu gencin Rabbine iman ettik, şu çocuğun Rabbine iman ettik, şu gencin Rabbine inandık! dediler. Bunun akabinde hükümdara:

— Sakındığın şey başına geldi, insanların hepsi iman ettiler, denildi. Bu hal karşısında hükümdar yolların ağızlarında çukurlar kazmalarını emretti.

Bu çukurlar kazıldı ve onların içerisinde ateş yaktırdı ve: — Kim dininden dönmezse, onu oraya atın! diye emir verdi.

Söylediğini yaptılar. Nihayet yanında çocuğu olan bir kadın geldi. Bu kadın ateşten korkup çocuğuna da acıdığı için geride kalmış ve durmuştu.

Çocuğu anasına: .

— Anacığım, sabret, zira sen hak bir yol üzerinesin! diye konuştu.


(Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | YER YÜZÜ KENDİLERİNE DAR GELEN ÜÇ SAHABİ



Ka'b bin Malik radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Allah'ın Resulünün yaptığı savaşlardan, Tebük harbinden başka hiç birisine katılmaktan geri kalmamıştım. Gerçi Bedir harbine de iştirak etmemiştim ama, Peygamber aleyhisselam Bedir'e katılmıyanlardan kimseyi tazir etmemişti. Çünkü Bedir harbinde, Peygamber aleyhisselam ile müslümanlar ancak Kureyş'lilerin ticaret kervanına karşı koymak üzere çıkmışlardı. Neticede Allahü Teala tesbit edilmemiş bir anda müslümanlarla düşmanlarını karşı karşıya getirdi. Bedir harbi bu şekilde vuku bulmuştu.

Akabe gecesinde islam üzerine kendisine biat ettiğimiz zaman, Peygamber aleyhisselam ile beraber bulundum. Bedir her ne kadar, insanlar arasında Akabe'den daha çok zikredilen bir hadise ise de, benim için Akabe'de bulunmak Bedir'de bulunmaktan daha değerlidir.

Tebük harbine katılmaktan geri kaldığım vakit, her zamankinden daha güçlü ve daha varlıklı olduğumu biliyorum. Allah'a yemin ederim ki, bu savaştan evvel iki binek hayvanını asla bir araya getirememiştim. Bu savaş sırasında bütün teçhizatı ile iki hayvanım vardı.

Peygamber aleyhisselam bu savaşı sıcakların en şiddetli bir zamanında yaptı. Uzun ve tehlikeli yollar katetmek mecburiyetinde kaldı. Sayısı hayli yüksek bir düşmanla karşılaştı. Başka muharebelerde olduğu gibi hedefi gizli tutmadı. Hazırlıklarını tam yaymaları için müslümanlara meseleyi açıkça bildirdi. Allah'ın Resulü ile beraber olan müslümanların adedi o kadar çoktu ki, bir kitaba zor sığardı. Bir vahiy nazil olmadığı müddetçe farkedilemeyeceğini zannederek gizlenmek isteyen kimse çok azdı. Bu savaş tam meyvelerin olgunlaştığı bir zamana rastlamıştı. Ben de evde kalıp meyvelerimi toplamayı çok istiyordum.

Resulullah aleyhisselam hazırlıklarını tamamladı. Müslümanlar da hazır vaziyette idiler. Ben de onlarla beraber hazırlanmak için sabah kalkmaya başladım. Ancak bir şey yapmadan döndüm. Kendi kendime «istersem bu işi yapabilirim» diyordum. Ben bu şekilde düşünüp giderken, insanların çalışmaları devam ediyordu. Kuşluk vaktinde Peygamber aleyhisselam ve ordusu hazır oldukları zaman, ben hala bir hazırlık yapmamıştım. Böylece bu iş devam edip gitti. Nihayet onlar savaş yerine doğru hızla yol aldılar ve savaş bütün şiddeti ile başlamıştı. Bunu öğrenince ben de hayvanıma binip onlara yetişmek istedim. Keşke bu arzumu yerine getirmiş olsaydım. Ancak bunu yapmak nasip olmadı. Peygamber aleyhisselam harbe gittikten sonra, insanların arasına çıktığım vakit, üzülmeye başladım. Çünkü şehirde, münafıklık ile itham edilen bir adam ile zayıflardan, ihtiyarlardan Allahü Teala'nın mazur saydığı kimselerden başka bana örnek olabilecek bir kimse göremiyordum.

Peygamber aleyhisselam Tebük'e varıncaya kadar beni anmamış. Oraya gelince, halk arasında otururken:

— Ka'b bin Malik ne yaptı? diye sormuş. Seleme Oğullarından birisi:

— Ey Allah'ın Resulü, onun kendine ve elbiselerine karşı olan gururu, onu bize katılmaktan alıkoydu, diye cevap vermiş. Fakat Muaz bin Cebel bu adama:

— Ne kötü konuşuyorsun, Allah'a yemin ederim ki, ey Allah'ın Resulü, biz Ka'b hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz, diyerek karşılık vermiş. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam sükut etmiş ve bir şey söylememiş. Allah'ın Resulü bu halde iken uzaktan önündeki serabı hareket ettiren bir kimsenin gelmekte olduğunu görmüştü ve:

— Her halde bu gelon Ebu Hayseme'dir, buyurmuştu. Bir de baktılar ki, gelen kimse hakikaten, sadaka olarak bir hurma getirdiği vakit münafıkların kendisi ile alay ettikleri Ebu Hayseme Ensari idi.

Allah'ın Resulünün Tebük'ten dönmek üzere hareket ettiğini duyduğum vakit, içime bir üzüntü çöktü. Bir yalan mazeret uydurmayı düşünmeye başladım ve yarın gazabından nasıl kurtulacağım? diyordum. Bu hususta aile ferdlerimin her birinin görüşlerinden istifade etmeye çalışıyordum. Ancak, Allah'ın Resulü'nün gelmek üzere yaklaştığını haber alınca bu yalan kuruntularından kurtuldum. Nihayet hiç bir yalanla kurtaramayacağıma kanaat getirdim ve doğruyu söylemeye karar verdim.

Peygamber aleyhisselam sabah vakti geldi. Bir seferden döndüğü zaman, önce mescide uğramak sünneti idi. Orada iki rekat namaz kıldıktan sonra insanlarla görüşmek için oturdu. Harbe katılmayanlar geldiler. Her biri mazeretlerini yeminle destekleyerek Allah'ın Resulüne arzetmeye başladılar. Bunların tamamı seksenden fazla kişi idi. Peygamber aleyhisselam onların dıştan ortaya koydukları mazeretleri kabul ederek kendileri için Allah'tan istiğfarda bulundu, işin hakikatini ise Allah'a havale etti.

Daha sonra ben geldim. Selam verdiğim vakit, Peygamber aleyhisselam gadaplı bir kimsenin tebessümüne benzer bir şekilde gülümsedi ve bana::

— Gel! buyurdu.

Yürüdüm, önüne oturduğum zaman, bana:

— Seni harbe katılmaktan alıkoyan nedir, hayvanlarını cihad etmek için satın almamış miydin? diye sordu.

Ben de: .

— Ey Allah'ın Resulü, dünyada insanlardan senden başka kimle konuşsam, bir özür ileri sürmek suretiyle kendimi onun hiddetinden kurtaracağımı zannediyorum. Zira bende karşı tarafta bulunanı ikna etme kabiliyeti vardır. Ancak şunu katiyetle biliyorum ki, bugün sana mazeret olacak, seni aldatacak bir yalan uydursam, yakında Allahü Teala'nın hakikati sana bildirip yine gazabını üzerime çekeceğimden korkarım. Seni bana gadaplandıracak işin doğrusunu söylediğim takdirde, yine bu meselede Allah'ın bana hayır veya afv ile muamele edeceğini umarım. Doğruyu söylüyorum. Allah'a yemin ederim ki, Tebük savaşına katılmaktan geri kaldığım esnada bir özrüm yoktu ve o vakit, her zamankinden daha güçlü ve daha varlıklı idim, diye söyledim.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam:

— Buna gelince, işte bu, doğruyu söyledi, dedi ve bana; kalk, git, Allah hükmünü verinceye kadar bekle! buyurdu.

Hemen kalktım, arkamdan Seleme Oğullarına mensub bazı kimseler beni takip ettiler ve::

— Allah'a yemin olsun ki, bundan önce bir kabahat işlediğini bilmiyoruz. Ancak harbe katılmayan diğerlerinin yaptığı gibi, bir özür bulup söylemeyi beceremedin. Halbuki Peygamber aleyhisselamın senin hakkındaki istiğfarı, bu hatanın afvedilmesine yeterdi, dediler. Bu kınamalarında o kadar ısrarlı davrandılar ki, neredeyse Allah'ın Resulüne geri gelip yalandan bir mazeret arzedecektim.

Ancak onlara dönerek:

— Benden başka, benim söylediğim şekilde hareket eden kimseler oldu mu? diye sordum.

Onlar:

— Evet, oldu, dediler, iki kişi daha senin gibi söylediler. Allah'ın Resulü de sana söylediği gibi aynı şekilde onlara da konuştu, diye ilave ettiler.

— O iki kişi kimlerdi? diye sordum.

— Merare bin Rebia Amiri ile Hilal bin Umeyye Vakıfi, diye cevap verdiler. Böylece bana örnek olabilen ve Bedir harbine iştirak etmiş bulunan iki hayırlı zatları söylemiş oldular. Bu iki zatın isimlerini bana haber verdiklerini duyunca, yürüyüp yoluma devam ettim.

Fakat Peygamber aleyhisselam, bu iki kişi ile beraber benimle de müslümanların konuşmasını yasakladı. Bu sebeple halk bizimle konuşmaktan sakınmaya ve bize karşı hareketlerini değiştirmeye başladılar. O derece ki, memleket bana yabancı bir memleket oldu ve o bildiğim belde olmaktan çıktı. Bu şekilde elli gece böylece kalıp bekledik. Bu iki arkadaşım bir eve kapanıp ağlayakaldılar. Ben ise kavmin en atak ve hareketli bir ferdi idim. Bu itibarla evimden çıkar, mescidde namaza iştirak ederdim. Kimse benimle konuşmadığı halde sokaklarda gezerdim. Allah'ın Resulüne gelir, kendisi namazdan sonra insanlarla sohbet ederken selam verirdim ve içimden «Acaba selamımı alıp dudaklarını kımıldattı mı?» diye düşünürdüm. Mescidde ona yakın yerde namaz kılar, gizlice gözetirdim. Namaz kılarken bana bakardı, fakat ben namazdan ayrılınca benden yüzünü çevirirdi.

Müslümanların bu bana karşı olan soğuklukları uzayınca, bir defasında Ebu Katade'ye ait bahçenin duvarından atlayıp içeri girdim. Ebu Katade amcamın oğlu ve çok sevdiğim birisi idi. Kendisine selam verdim, Allah'a yemin ederim ki, selamımı almadı.

Kendisine:

— Ey Ebu Katade, Allah adına söyle! Sen benim Allah ve Resulünü sevdiğimi muhakkak bilirsin, dedim. Cevap vermedi. Yine Allah'a yemin ederek aynı şeyi tekrar ettim. Yine sükut etti. Üçüncü defa, Allah'a yemin ederek aynı soruyu tekrarladım. Bu sefer «Allah ve Resulü daha iyi bilir» diye karşılıkta bulundu. Bu sözler üzerine gözlerim yaşardı ve dönüp tekrar duvarı aşarak çıktım.

Bir gün Medine çarşısında dolaşırken, Şam halkından Medine'ye satmak için yiyecek maddesi getirmiş bulunan bir iranlı rençber:

— Bana Ka'b bin Malik'i kim gösterebilir? diye halka soruyordu, insanlar kendisine beni işaret etmeye başladılar. Sonunda adam yanıma gelip, bana Gassan hükümdarından bir mektup verdi. Ben okuryazar bir kimse olduğum için, mektubu kendim okumaya başladım. Mektupta şöyle yazıyordu:

— «Bundan sonra, şunu bil ki, arkadaşının (Peygamber aleyhisselamı kastediyor) seni terkettiğini haber aldık. Şu halde onun yanında zillet ve ihanet altında yaşamak sana yakışmaz. Hemen bize gel, bolluk ve rahatlık içerisinde hayatını sürdürürsün!»

Mektubu okumayı bitirince, «bu da ayrı bir bela ve imtihan!» dedim. Derhal koşup ateşin içerisine atıp bu mektubu yaktım.

Bu şekilde kaldığımız elli günün kırkıncı günü tamam olup bu hususta Allah'tan bir vahiy de gelmeyince, Peygamber aleyhisselam tarafından gönderilen birisi gelip:

— Allah'ın Resulü zevcenden uzak kalmanı emrediyor, diye söyledi. Ben:

— Zevcemi boşayacak mıyım, yoksa ne yapayım? diye sordum. Adam:

— Boşama, ancak ayrı yaşa ve münasebetin olmasın, dedi. Peygamber aleyhisselam benim gibi olan diğer iki arkadaşıma da aynı emri göndermişti.

Bunun üzerine zevceme:

— Ailenin yanına git ve bu hususta Allah'ın hükmü belli oluncaya kadar onların yanında kal! dedim. \ >

Bu arada Hilal bin Umeyye'nin zevcesi Peygamber aleyhisselama müracaat edip:

— Ey Allah'ın Resulü, Hilal ihtiyar bir adamdır, hizmet eden kimsesi "de yoktur. Kendisine hizmet etmeme izin verir misin? diye sordu. Peygamber aleyhisselam:

— Hizmetini yapabilirsin, ancak seninle münasebette bulunmasın, buyurdu. Kadın:

— Allah'a yemin ederim ki, onun hiç bir şey için bir hareketi yoktur. Vallahi bu iş başına geldikten sonra bugüne kadar devamlı olarak ağlamaktadır, dedi.

Bunun üzerine aile ferdlerimden bazıları da bana:

— Müsaade istesen, zira Peygamber aleyhisselam zevcesinin Hilal'e hizmet etmesine izin verdi, diye teklifte bulundular.

Ben ise:

— Hayır, böyle bir izin isteyemem, ben genç bir adamım. Kim bilir, Allah'ın Resulü böyle bir teklif karşısında bana ne der?! diye cevap verdim.

Bundan sonra daha on gece bu şekilde kaldım. Bizimle konuşmanın yasaklandığı zamandan bu ana kadar elli gün tamam oldu. Bu ellinci gecenin sabahında evlerimizden birinin damında sabah namazını kıldım, işte böyle, Allahü Teala'nın tasvir ettiği gibi, vicdanımın sıkıştırdığı ve bütün rahatlık ve genişliğine rağmen yer yüzünün bana dar geldiği bir halde otururken, Sel Dağına çıkmış birisinin sesini duydum ki, alabildiğine yüksek bir sesle:

— Müjde, ey Ka'b bin Maliki diye bağırıyordu.

Bu sesi işitince yerlere kapanıp şükür secdesi ettim. Bunun bir kurtuluş haberi olduğunu anlamıştım.

Allah'ın Resulü sabah namazından sonra Allahü Teala'nın bizim tevbemizi kabul buyurduğunu insanlara haber vermişti. Halk da bizi müjdelemeye koştular. Diğer iki arkadaşıma da müjdeciler koşuştu. Biri de atına atlayıp bana geliyordu. Bunun sesi müjdelemeye gelen atlının atından daha süratli ulaştı. Sesini işittiğim bu adam müjdelemek üzere yanıma geldiği vakit, müjdesinin karşılığı olarak üzerimdeki elbiseleri çıkarıp kendisine verdim. Vallahi o gün üzerimdekinden başka elbisem de yoktu. Birinden ödünç temin ederek bir kat elbise aldım ve Peygamber aleyhisselamı aramaya çıktım, insanlar grup grup beni karşılıyor ve tevbemin kabulünü tebrik ediyor; «Allah'ın seni afvı mübarek olsun!» diyorlardı. Nihayet mescide girdim, Peygamber aleyhisselam orada oturuyor, etrafında insanlar bulunuyordu. Ben girince Hazreti Talha bin Ubeydullah hemen kalktı ve koşarak gelip elimden- tutup beni tebrik etti. Vallahi muhacirlerden ondan başka kimse yerinden kalkmadı. Onun bana karşı olan bu sıcak alakasını hiç bir zaman unutmadım. Peygamber aleyhisselama selam verdiğim zaman, mübarek yüzü sevinçten parlıyordu. Bana.:

— Müjdeler olsun! Ananın seni doğurduğu andan bu zamana kadar geçirdiğin günlerin en hayırlısı, buyurdu. Ben:

— Ey Allah'ın Resulü, bu lütuf ve ihsan senin tarafından mı, yoksa Allah tarafından mı? diye sordum. Peygamber aleyhisselam:

— Allah tarafındandır, buyurdu. Peygamber aleyhisselamın sevindiği anda yüzü, ay parçası gibi parıl parıl parlardı. Biz bunun farkına varırdık.

Peygamber aleyhisselamın huzuruna gelip oturunca:

— Ey Allah'ın Resulü, tevbemin cümlesinden, biri de, Allah ve Resulü uğrunda sadaka olmak üzere malımı dağıtmaktır, dedim. Peygamber aleyhisselam:

— Malının hepsini dağıtma, bir kısmını kendine bırak, böyle yapman senin için daha hayırlıdır, buyurdu. Ben de:

— Peki, Hayber'deki hissemi kendime bırakıyorum, dedikten sonra:

— Ey Allah'ın Resulü, Allahü Teala beni doğruluğum sebebiyle kurtardı ve ben bundan böyle hayatta kaldığım müddetçe ancak doğruyu söylemeye ahdettim, dedim.

Allah'a yemin ederim ki, bu ahdimi Peygamber aleyhisselama bildirdiğim günden bu yana müslümanlardan bir kimseyi hatırlamıyorum ki, doğruyu söylemek hususunda Allah'ın beni imtihan ettiği gibi güzel bir imtihan vermiş olsun. Yine yemin ederim ki, bu ahdimi Peygamber aleyhisselama söylediğim andan itibaren bu zamana kadar asla bilerek yalan söylemeye teşebbüs de etmedim. Allah'ın beni, hayatımın kalan kısmında da yalan söylemekten muhafaza etmesini ümid ve niyaz ederim.

Ka'b bin Malik radıyallahu anh diyor ki,

İşte bu hadise üzerine Allahü Teala:

«Andolsun ki, Allah, Peygamber ile beraber bir kısmının kalbleri kısmi olarak sarsıldıktan sonra kendisine zorluk vaktinde tabi olan muhacirlerle, Ensarı da tevbeye muvaffak kıldı, sonra da tevbelerini kabul buyurdu. Zira o, çok esirgeyici ve çok bağışlayıcıdır. Harbden geri bırakılan üç kişinin de tevbelerini kabul buyurdu. Zira, yeryüzü, bütün genişlik ve rahatlığına rağmen onlara dar gelmiş ve vicdanlarını sıkıştırmıştı da onlar, Allah'dan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar. Bundan sonra eski hallerine dönsünler diye, Allah onların tevbelerini kabul etti.

Şüphe yok ki, Allah, ancak o tevbeyi en çok kabul eden, hakikaten esirgeyendir. Ey iman edenler, Allah'tan korunun ve doğru olanlarla birlikte olun.» (Tevbe Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeleri indirdi.

Ka'b bin Malik radıyallahu anh yine der ki;

—— Allah'a yemin ederim ki, Allah bana, beni müslümanlığa hidayet ettikten sonra, Peygamber aleyhisselama karşı yalan söylememekte diğer helak olanlar gibi helak olmaktan kurtulmak nimetinden daha büyük bir nimet ihsan etmedi. Çünkü Allah, o helak olanlar hakkında kimseye söylemediği şer vasıflarla tavsif ederek vahiy gönderdi ve: «Onlarla döndüğünüz vakit, kendilerinden vazgeçmeniz için Allah adına yemin edecekler. Yaptıklarının cezası olmak üzere varacakları yerleri- de cehennemdir. Kendilerinden razı olmanız için size yeminde bulunacaklardır. Ancak siz onlardan hoşnud olsanız da Allah, fasıklar güruhundan razı olmayacaktır.» (Tevbe Suresi) buyurdu.

Bir rivayette şöyle denilmiştir:

(Ka'b bin Malik:) insanlar bizimle konuşmaktan uzak durdular. Böylece bir müddet kaldım, O derece ki, bu, çok uzun göründü, ölüp de Peygamber aleyhisselamın cenaze namazımı kılmayacağından başka ehemmiyet verdiğim bir şey yoktu. Yahut, ben bu halde iken Allah'ın Resulü vefat edip, beni bu vaziyet içerisinde insanlar arasında bırakmasından, kimsenin ben öldüğüm takdirde cenaze namazımı kılmamasından başka bir endişe ettiğim şey yoktu. Sonra Allahü Teala, Peygamber aleyhisselama ellinci gecenin yarısı geçtikten sonra Ümmü Seleme radıyallahu anha'mn yanında iken, bizim tevbemizin kabul edildiğine dair ayetleri indirdi. Ümmü Seleme benim hakkımda daima iyi düşünen, hayrımı isteyen bir hatun idi.

Peygamber aleyhisselam kendisine:

— Ey Ümmü Seleme, Ka'bin tevbesi kabul buyuruldu, demişti de, Ümmü Seleme: .

— Kendisine birini gönderip müjdeleyeyim mi? diye sormuştu. Allah'ın Resulü:

— öyle yaparsan, insanlar üşüşür ve uykunuzdan alıkoyarlar, dedi.

Nihayet Peygamber aleyhisselam sabah namazını kıldıktan sonra, Allahü Teala'nın bizi afvettiğini müslümanlara haber verdi. Peygamber aleyhisselam bir müjde ile karşılaştığı zaman, bir ay parçası gibi yüzü gözü parıl parıl parlardı.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ MUSA'NIN HAYASI


Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Musa aleyhisselam çok hayalı ve vücudunun görünmemesine çok dikkat gösteren bir zat idi. Çok hayalı olması dolayısiyle vücudunun açık bir yeri görünmezdi.

İsrail Oğullarından kendisine eziyet etmek isteyen biri:

— Musa'nın bu kadar örtünmeye düşkün olması, ya cildinde abraşlık, veya husyeleri şiş, veya başka bir afetten ileri gelmektedir, diye söyledi.

Ancak Allahü Teala, Peygamberin kendisine isnad edilen bu noksanlıklardan uzak bulunduğunu göstermeyi murad etti. Bu sebeple Musa aleyhisselam bir gün yalnız başına kalıp, elbiselerini çıkardıktan sonra bir taş üzerine bıraktı ve yıkandı. Yıkandıktan sonra giyinmek üzere elbiselerine doğru geldi. Ancak, taş, üzerindeki elbiselerle ondan kaçıp uzaklaşmaya başladı.

Musa aleyhisselam da asasını alıp taşı takip etti ve:

— Ey taş, elbiselerimi ver, elbiselerimi ver! diyerek çağırdı. Ta ki, israil Oğullarından bir topluluğun karşısına gelinceye kadar bu şekilde takibi sürdürdü. Bu topluluk da böylece kendisini, vücut bakımından en güzel yaratılışta bir insan olarak gördü.

Bu hadise ile Allahü Teala, Peygamberinin, ona isnad ettikleri noksanlıklardan uzak olduğunu insanlara gösterdi. Bu arada taş da durdu. Musa aleyhisselam elbisesini alıp, taşa da asası ile vurdu. Allah'a yemin ederim ki, bu taşta asanın üç, dört veya beş adet kadar izi meydana geldi, işte Allahü Teala'nın «Ey iman edenler, siz de Musa'ya eza verenler gibi olmayın. Onlar Musa'ya eziyet ettiler de Allahü Teala, onun isnad ettikleri şeylerden uzak bulunduğunu, onlara gösterdi. O, Allah nezdinde itibarlı bir zat idi.» (Ahzab Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimenin ifade ettiği mana budur.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HİRAKL'IN İSLAMA DAVETİ



İbni Abbas radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Ebu Süfyan radıyallahu anh benimle ağız ağıza konuşurken şunları anlattı:

Peygamber aleyhisselam ile aramızda bulunan Hudeybiye anlaşması süresi içinde yola çıktım. Şam'da iken Allah'ın Resulü tarafından Rum imparatoru Hirakl'e bir mektup gönderilmişti. Mektubu Dihyetü'l Kelbi radıyallahu anh getirmiş ve Busra Valisine vermiş idi. Busra Valisi de Hirakl'e verdi.

Hirakl mektubu alınca:

— Peygamber olduğunu söyleyen bu adamın kavminden burada kimse var mı? diye sordu. Kendisine «var» diye cevap verdiler. Bunun üzerine Kureyş'ten bir kaç kişi ile beraber sarayına davet edildim.

Bize Hirakl'in karşısında yer gösterdiler.

Hirakl:

— Peygamber olduğunu söyleyen bu adama neseb bakımından en yakın kimdir? dedi. Ebu Süfyan:

— Ben, diye cevap verdim. Bunun üzerine beni daha yakınına oturttular. Arkadaşlarıma da arkamda yer verdiler. Sonra Hirakl tercümanını çağırttı ve:

— Bunlara de ki: Peygamber olduğunu sanan adam hakkında soracağım. Eğer yalan söylerse, yalancı olduğunu ilan ediniz! diye söyledi. Allah'a yemin ederim ki, eğer yalancılığımı ilan etmelerinden korkmasaydım, Hirakl'e yalan söyleyecektim.

Sonra Rum imparatoru Hirakl tercümanı vasıtasıyla sormaya başladı

— O zatın aranızda hasebi nasıldır?

— O aramızda şerefli bir aileye mensubtur, dedim. Hirakl:

— Sülalesinde hükümdar olan var mıydı? Ebu Süfyan:

— Hayır, yoktu. Hirakl:

— Peygamberlik davasından önce kendisini yalancılıkla itham eder miydiniz?

Ebu Süfyan:

— Hayır, etmezdik. Hirakl:

— Kendisine, insanların yüksek tabakasından olanlar mı, yoksa zayıflar mı uyuyor? Ebu Süfyan:

— Hayır, kuvvetliler değil, zayıflar tabi oluyor. Hirakl:

— Onun dinine girenler çoğalıyor mu', yoksa geri dönenler olup da azalıyor mu? Ebu Süfyan:

— Muhakkak ki, çoğalıyorlar. Hirakl:

— Onunla hiç harbettiniz mi? Ebu Süfyan:

— Evet, yaptık. Hirakl:

— Savaşınız nasıl geçti? Ebu Süfyan:

— Bazen O, bazen biz galib geliyoruz. Hirakl:

— Onun anlaşmayı bozduğu oluyor mu? Ebu Süfyan:

— Hayır, ancak onunla şu anda bir anlaşmamız var, bu hususta nasıl hareket edeceğini bilmiyoruz.

Ebu Süfyan radıyallahu anh diyor ki: Allah'a yemin ederim ki, bu mesele ile alakalı olarak bu konuştuklarıma başka bir kelime sıkıştıramadım.

Hirakl:

— Ondan önce, onun söylediği bu şeyleri söyleyen kimse oldu mu? Ebu Süfyan:

— Hayır, kimse olmadı.

Bundan sonra Hirakl, tercümanına beni kasdederek dedi ki:

— Kendisine söyle, onun hasebinden sordum; şeref sahibi olduğunu söyledin. Peygamberler böyledirler, kavminin şereflileri arasından gönderilirler.

Sülalesinde hükümdar var mı? diye sordum; olmadığını söyledin. Sülalesinde hükümdar bulunsaydı, babalarından kalan saltanat davası peşinde koşan bir kimsedir, diyecektim.

Cemaatı halkın zayıflarından mı, yoksa kuvvetlilerinden mi? diye sordum. Zayıflarından, dedin. Peygamberlerin ümmeti de zaten o tabakadır.

Peygamberlik davasından önce yalan söylediğini görmüş müydünüz? diye sordum. Hayır, diye cevap verdin. Böyle olunca, insanlara yalan söylemekten kaçınsın da Allah adına yalan söylesin, bu olmaz diye düşündüm.

Dinine girenler çoğalıyor mu, yoksa beğenmeyenler olup da çıktıkları için azalıyor mu? diye sordum. Çoğaldığını söyledin, iman zaten böyledir, kalblere yerleştiği vakit.

Kendisi ile harbettiniz mi? diye sordum. Savaş yaptığınızı ve bunda bazen onun, bazen de sizin galib geldiğinizi söyledin. Peygamberler böyledir, imtihana tabi tutulduklarından her zaman muzaffer olmazlar. Ancak akibet, son zafer onlarındır.

Anlaşmaya uymadığı olur mu? diye sordum. Hayır, diye cevaplandırdın. Peygamberler böyledir, hıyanet etmezler.

Kendisinden evvel bu iddiada bulunan oldu mu? diye sordum. Hayır, dedin. Bulunmuş olsaydı, kendinden önceki birinin bu davası ile alakalı iddiasına uymuş, diyecektim.

Hirakl daha sonra:

— O, size neyi emrediyor? diye sordu. Ebu Süfyan:

— Namaz kılmayı, zekat vermeyi, akraba haklarına riayet etmeyi ve namuslu olmayı, diye cevap verdim, der. Hirakl:

— Eğer bu söyledikleri doğru ise o muhakkak peygamberdir. Onun zuhur edeceğini biliyordum, fakat siz Arabların içinden çıkacağını zannetmemiştim. Kendisine ulaşacağımı bilsem, onu görmeyi çok isterdim. Yanında olsaydım, hürmet ve tazim için ayaklarını yıkardım. Muhakkak onun mülkü ayaklarımın altındaki beldeye ulaşacaktır, dedi.

Hirakl sonra gelen mektubu istetip tercüman vasıtasiyle okudu.

Mektubun metni şöyleydi: -

«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle, Allah'ın Resulü Muhammed'den Rum'un büyüğü Hirakl'e:

Selam doğruya uyanlara. Bundan sonra, seni Islama davet ediyorum, islam'a gir, dünya ahiret kötülüğünden kurtulursun. İslamı kabul edersen Allah iki misli ecrini verir. Yüz çevirip müslüman olmazsan bütün tebanın günahı da senin böynundadır. Ve «Ey kitab ehli, sizinle aramızda müşterek olan bir kelimeye geliniz. Allah'tan başkasına iman etmeyelim. O'na bir şeyi ortak koşmayalım. Bazımız bazımızı Allah'tan başka Rabb edinmesin. Eğer islam'dan yüz çevirirlerse, bizim müslüman olduğumuza şahid olun! deyiniz.» (Al-i İmran)

Hirakl mektubu okumayı tamamlayınca, yanındaki Rum büyüklerinin sesleri yükseldi. Gürültü fazlalaştı. Bunun üzerine bizim de çıkmamız emredildi. Biz dışarıya çıkarıldık. Dışarı çıkınca ben, arkadaşlarıma:

— Ebu Kebşe'nin oğlunun hadisesi büyüdü. Rum imparatoru bile ondan korkuyor, dedim. (Müşrikler Allah'ın Resulünü tahkir için süt babasının ismiyle anarlardı) Ve o zamandan bu yana, Allah kalbime islam'ı nasib edinceye kadar, Peygamber aleyhisselamın davetinin zafere ereceğine daima katiyetle inandım.

imam Zühri diyor ki:

Daha sonra-Hirakl, Rum ileri gelenlerini kendi evine davet etti ve:

— Ey Rum topluluğu, ebedi olarak kurtuluş ve doğruluğa nail olmayı ve mülkünüzün devam ve sebatını arzu eder misiniz? dedi.

Bunun üzerine onlar, yaban eşekleri gibi itile kakıla kapılara koşuştular. Fakat kapıların hepsini kapalı buldular.

Bunu gören Hirakl:

— Onları bana çağırın, dedi. Ve tekrar konuşarak:

— Ne diye irkilip kaçtınız? Ben sizin dininize olan kuvvet bağınızı tecrübe etmek istedim ve sizden tam istediğim davranışı da gördüm, dedi. Bunun üzerine hepsi Hirakl'e secde ettiler ve memnun kaldılar.


(Buhari, Müslim)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | HAZRETİ MUSA İLE HIZIR



Said bin Cübeyr radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

İbni Abbas radıyallahu anhe, Nevf Bekkali Hızır aleyhisselam ile arkadaşlık etmiş olan Musa'nın israil Oğullarına peygamber olarak gönderilen Musa olmadığını söylüyor, dedim de

— İbni Abbas radıyallahu anh: Yalan söylemiş, Allah'ın düşmanı! dedi Zira Ubeyy bin Ka'b radıyallahu anh bana Peygamber aleyhisselamı şöyle buyururken işittiğini anlatmıştır:

Musa aleyhisselam israil Oğulları arasında hutbe irad etmeye çıktı.

Dinleyicilerden birisi kendisine:

— İnsanların en alimi kimdir? diye sordu. Musa aleyhisselam da:

— Ben! diye cevap verdi.

ilmi kendisine nisbet edip en alim olanın Allah olduğunu söylememesi sebebiyle Allahü Teala kendisini kınayıp şöyle vahyetti:

— Benim iki denizin birleştiği noktada bir kulum vardır ki, o senden daha alimdir!

Musa aleyhisselam:

— Ey Rabbim, bu senin daha bilgili olan kuluna nasıl ulaşırım? diye sordu.

Allahü Teala:

— Bir balık alıp zenbile koyar ve beraber yola çıkarsın. Balık nerede zenbilden çıkıp kaybolursa, o kimseyle buluşacağın yer işte orasıdır, buyurdu.

Musa aleyhisselam zenbile bir balık koyup kendisine yardımcılık etmekte bulunan Yuşa bin Nün ismindeki genç ile beraber yola çıktı. Bir kayaya geldikleri zaman ikisi de o kayarın gölgesinde yatıp uyudular. Zenbildeki balık canlanıp çıktı, denize daldı ve denizdeki bir deliğe doğru yolunu tuttu. Allahü Teala da suyun akıntısını durdurdu. Balık su üzerine bina kemeri gibi olmuştu.

Bir rivayette ise: Kayanın dibinde «hayat» adı verilen bir pınar vardır ki, bunun suyu her hangi cansız bir şeye dokunursa, o şey hemen hayat bulur, canlanırdı, işte bu pınarın suyundan balığa isabet etmiş, bunun neticesi olarak da balık canlanarak zenbilden çıkıp denize dalmıştı.

Musa aleyhisselam uykudan uyanınca arkadaşı genç, balığın denize fırladığı , hadisesini kendisine bildirmeyi unutmuştu. Tekrar gündüz ve gecelerin kalan kısmında yollarına devam ettiler. Ertesi gün kuşluk zamanı olunca Musa aleyhisselam hizmetçisi delikanlıya:

— Yemeğimizi getir de yiyelim. Zira bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorulduk, dedi.

Allahü Teala'nın gitmelerini emrettiği yeri geçtikten sonra ancak yorgunluk duymaya başlamıştı.

Musa aleyhisselamın hizmetçini genç:

— Gördün mü, kayaya sığındığımızda ben balık hadisesini unuttum. Bunu hatırlamayı şeytandan başkası unutturmadı bana. Balık şaşılacak bir şekilde denizde yol aldı. Girdap gibi bir yol meydana geldi, dedi

Bu balık için bir girdap, Musa ve genç için ise şaşılacak bir şey olmuştu.

Musa aleyhisselam balığın suya atladığını dinleyince, arkadaşı gence:

— İşte aradığım bu idi, dedi. Ve izleri hakkında anlatarak geldikleri izi takip suretiyle geriye döndüler. Kayaya vardıkları zaman orada elbisesine bürünerek yatan bir adamla karşılaştılar. Bu adam Hızır aleyhisselam idi. Musa aleyhisselam kendisine selam verdi.

Hızır:

— Memleketinden bana selamla nereden? diye sordu. Musa aleyhisselam:

— Ben Musa'yım, diye cevap verdi. Hızır aleyhisselam:

— İsrail Oğullarının Musa'sı mı? diye sordu. Musa aleyhisselam:

— Evet, sana doğru olarak bildirilmiş olan ilimlerden bir şeyler öğretesin diye sana geldim, dedi. Hızır aleyhisselam:

— Fakat senin asla benimle sabretmeye gücün yetmez, ey Musa! Bende Allah'ın bana verip de senin bilmediğin bir ilim vardır. Sende de Allah'ın sana öğretip benim bilmediğim bir ilim vardır, diye karşılıkta bulundu.

Musa aleyhisselam:

— İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın, sana hiç bir hususta itaatsizlik etmeyeceğim, diye cevap verdi. Hızır aleyhisselam:

— Eğer beni takip edeceksen, ben sana anlatıncaya kadar her hangi bir şeyden sormayacaksın, dedi.

Böylece ikisi deniz kenarında yürüyerek yola çıktılar ve bir gemiye rastladılar. Gemiye binmek için gemidekilerle konuştular. Gemidekiler Hızır aleyhisselamı tanıyınca ücretsiz olarak kendilerini gemiye aldılar. Gemiye bindikleri vakit, Musa aleyhisselamın ilk karşılaştığı, şey, Hızır aleyhisselamın bir keserle geminin dibinden bir parçayı keserek delik açması oldu.

Bunun üzerine Musa aleyhisselam:

— Bu adamlar bizi ücretsiz olarak gemilerine aldılar. Sen ise gemilerine insanlar boğulsun diye delik açtın, çok kötü bir iş yaptın, dedi. Hızır aleyhisselam:

— Ben sana, benimle sabredemezsin, demedim mi? diye karşılık verdi.

Musa aleyhisselam:

— Unuttum, beni suçlama ve seninle olan arkadaşlığımızda bana güçlük gösterme! diyerek afv diledi

Musa aleyhisselamın bu ilk itirazı hakikaten unutmaktan dolayı meydana gelmişti.

Sonra bir serçe gelip geminin ucuna kondu ve gagası ile denizden bir damla su aldı.

Bunun üzerine Hızır aleyhisselam, Musa aleyhisselama:

— Allah'ın ilminde, benimle senin ilmin şu serçenin gagası ile denizden alıp eksilttiği miktar gibidir, dedi.

Bir süre sonra ikisi de gemiden çıktılar. Sahilde yürürlerken Hızır aleyhisselam arkadaşları ile oynamakta olan bir genç gördü ve hemen eli ile onun başını koparıp genci öldürdü.

Musa aleyhisselam yine sabredemedi ve Hızır aleyhisselama:

— Bir can karşılığı olmadan bir cana kıydın, çok kötü bir iş yaptın! dedi. Hızır:

— Ben sana demedimmi ki, sen benimle sabredemezsin! Diye söyledi. Musa aleyhisselam:

— Artık bundan sonra bir itirazda bulunursam, beni arkadaşlıktan uzaklaştır. Çünkü iki defa özrümü kabul etmiş oldun, dedi.

Yine yollarına devam ettiler. Bir kasabaya gelince, halkından yemek istediler. Kasaba halkı ise onları misafir olarak kabul etmek istemediler ve bir ikramda bulunmadılar. Bu esnada kasaba içerisinde yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Hızır aleyhisselam eli ile bu duvarı doğrulttu ve tamir etti. Musa aleyhisselam yine dayanamadı ve:

— Bunlar öyle bir halk ki kendilerine gelip bizi misafir etmelerini ve doyurmalarını istediğimiz halde bunu kabul etmediler. Sen ise onlara yardım olsun diye yıkılmaya yüz tutmuş duvarlarını düzelttin, isteseydin bunun karşılığını alırdın, dedi.

Bunun üzerine Hızır aleyhisselam, Hazreti Musa'ya:

— Bu artık ayrılışımız demektir. Sabredemediğin hadiselerin hakikatini sana anlatacağım, dedi.

Peygamber aleyhisselam bunu anlattıktan sonra buyurdu ki:

— Musa aleyhisselamın sabretmesini arzu ederdik ki, Allahü Teala bize aralarında geçecek olan diğer şeyleri de anlatsın.

Hızır aleyhisselam Musa aleyhisselama o hadiselerin hakikatini ise şöyle anlattı:

— Evvela gemi denizde çalışan bir takım biçarelerin idi. Ben o gemiyi ayıplandırmak ona bir kusur yapmak istedim ki, ötelerinde zalim bir hükümdar vardı da, o, her sağlam gemiyi sahiplerinden gasbedip alıyordu. Böylece onların gemisini bu gasbden kurtarmak için iki şerden ehven olanını seçtim ve onlara bir nevi yardımda bulundum.

İkincisi, o oğlan masum görünüşüne rağmen azgın bir kafir idi ve ileride azgınlığını artırarak mümin olan anne ve babasını da küfre bürümek tehdidi vardı. Böylece onu bu hale gelmeden öldürdük ki anne ve babasının imanına zarar vermesin ve ona bedel olarak da Allahü Teala ikisine hayırlı bir evladı bedel versin. Çünkü böyle bir hayırlı bedele kavuşmaları ancak onun ölümüne bağlı idi.

Rivayete göre, o anne ve babaya bedel olarak Allahü Teala bir kız çocuğu vermiş ve bu kız peygamber annesi olmuş ve o Peygamberin eliyle ümmetlerden bir ümmet hidayete ermiştir.

Üçüncüsü, o şehirdeki yıkık duvar iki yetim oğlanın idi. Onun altında onlar için saklanmış bir define vardı ve babaları da salih bir zat idi. Onun için Rabbin irade buyurdu ki ikisi de olgunluk çağlarına ersinler ve definelerini çıkarsınlar. Bunlar büyümeden duvar yıkılsa idi, o defineyi başkaları bulacak ve zayi olacaktı.

Hep bunlar Rabbinden bir rahmet olarak yapılmıştır. Ben onu, o yaptıklarımı kendi emrimden yapmadım. Bu bir vazifem idi. İşte senin sabra dayanamadığın şeylerin hakikati budur.


(Buhari, Müslim, Tirmizi)

RESULULLAH(SAV)'TAN KISSALAR | PEYGAMBER ZEVCESİNE İFTİRA

Hazreti Aişe radıyallahu anha'nın şöyle anlattığı nakledilir:

Allah'ın Resulü bir sefere çıkmak istediği zaman, zevceleri arasında kur'a çeker ve içlerinden kime isabet ederse beraberinde de onu götürürdü, işte böyle savaşlarından biri olan Beni Mustalik harbinde çektiği kur'a bana düşmüştü; Ben de hicab ayeti nazil olduktan sonra Peygamber aleyhisselam ile beraber yola çıktım. Devemin mahmilinde kalıyor, bir yerde mola verdiğimiz zaman da orada bulunuyordum. Bu şekilde yola devam ettik. Peygamber aleyhisselam bu harbi bitirip döndüğü ve Medine'ye yaklaştığımız zaman, kafileye konaklamak için izin verdi. Ben de bu istirahat sırasında abdest bozmak için kalkarak gittim. Askerin -mola verdiği mevkiiden uzaklaşıp abdestimi bozduktan sonra eşyalarımın bulunduğu yere döndüm. Bir de, gerdanlığımı düşürdüğümün farkına vardım ve onu aramaya gittim. Ararken bir süre kalmıştım. Bu arada içinde bulunduğum kafile hareket etmiş, benim mahmilimin içerisinde olduğumu sanarak, onu alıp deveme yüklemişler. Mahmilimin içinde olmadığımın farkına varmamışlar. Çünkü kadınlar o vakitler şişman olmadıklarından hafif yapılı idiler. Zira çok az bir şeyler yiyorlardı. Bu sebeple mahmilimi kaldırırken hafif olmasına aldırış etmemişler. Ben zaten o vakit, genç bir kadındım. Böylece deveyi çekip yola çıktılar. Asker oradan ayrıldıktan sonra ben de gerdanlığımı buldum. Askerin konakladığı yere geldiğim zaman, orada kimseler kalmamıştı. Ben de, orada olduğum yerde kaldım ve beni arayıp döneceklerini düşündüm. Bu hal içerisinde beklediğim yerde otururken, uyku basmış ve uyuya kalmışım.

Safvan bin Muattal Sulemi Zekvani askerin arkasından giderdi. Benim bulunduğum yere gelince, bir insan karaltısı görmüş ve yanıma yaklaşıp beni görür görmez de tanımıştı. Zira hicab ayeti inmezden evvel beni görürdü. Beni görüp tanıyınca, ölmüş olduğumu zannederek «inna lillahi ve inna ileyhi raciun» demesi ile uyandım. Yüzümü örttüm. Allah'a yemin ederim ki, bunu söylemesinden başka kendisinden bir söz duymadım.

Nihayet devesini dizleri üzerine çöktürdü. Ayağını hayvanın diz kapağına koydu ve bu şekilde ben deveye bindim. Hayvanı çekerek beni götürdü. Asker günün en sıcak vaktinde bir yerde konakladıktan sonra kendilerine yetiştik.

Bu hadise sebebiyle iftira yürütenler helak oldu. İftirayı yürütenlerin başı Ubeyy bin Selul idi. Sonra Medine'ye vardık. Ben bir ay hasta halde yattım, iftira edenlerin lafları ağızdan ağıza yayılıyordu. Ben ise bunların farkında değildim. Fakat, Peygamber aleyhisselamın bana, daha önce hastalandığım vakitlerde gösterdiği iltifatı göstermemesi, derdimi fazlalaştırıyordu. Çünkü Allah'ın Resulü ziyaretime geliyor, «şu hasta nasıl?» demekle kifayet ediyor, sonra gidiyordu. Ben insanlar arasında dolaşan kötülükten habersizdim.

Biraz iyileşmeye başlayınca, bir gün dışarı çıktım. Ummü Mistah da benimle birlikte Menası denilen yere doğru çıktı. Menası bizim kaza-yi hacet ettiğimiz yerdir. Ancak geceleri oraya çıkardık. Bu, evlerimiz yakınında hela yapmaya başlamadan önce idi. Adetimiz ilk arapların adeti gibi, şehrin dışında bir yeri abdest bozmak için kullanmak idi. Evlerimizin içerisinde hela yapmaktan eza duyardık, işte bu şekilde Ümmü Mistah ile beraber gittik. Ummü Mistah Abdi Menafin oğlu Ebu Rnhm'un kızıdır. Anası da Hazreti Ebu Bekir'in teyzesidir. İhtiyacımızı tamamladıktan sonra kendisi ile beraber eve doğru yürüdük. Yolda Ummü Mistah'ın ayağı elbisesine takılarak kaydı.

Bunun üzerine Ummü Mistah:

— Mistah helak olsun! diye söylendi. Ben de kendisine:

— Ne kötü konuştun, Bedir harbine katılmış olan kimseye nasıl böyle dersin? dedim.

Ümmü Mistah:

— Şuna bak, onun ne söylediğini duymadın mı? diye cevap verdi. Ben:

— Ne söyledi ki? diye sordum.

Bunun üzerine Ummü Mistah, iftiracıların konuştuklarını bana anlattı. Bunu duyunca hastalığım bir kat daha fazlalaştı.

Bundan sonra evime dönünce Peygamber aleyhisselam yanıma gelerek:

— Bu hasta nasıl? diye sordu. Ben de:

— Anne - babamın yanına gitmeme izin verir misin? dedim. Bu haberler hakkında ebeveynimden katı bilgi almak istiyordum. Peygamber aleyhisselam izin verdi. Ebeveynimin yanına geldim.

Anama:

— Anacığım, bu insanlar neler konuşuyorlar? diye sordum. Anam:

— Kızcağızım, üzülme, kocasının kendisini- sevdiği ve aynı zamanda ortakları da olan, çok az güzel kadın vardır ki, onun hakkında doğru - yanlış şeyler konuşulmuş olmasın! dedi.

Ben:

— Sübhanellah, demek insanlar bunu söylediler! dedim. O gece göz yaşlarım dinmeden, gözüme uyku girmeden ağlayarak sabahladım.

Bu mesele ile alakalı vahiy gecikince, Allah'ın Resulü Ebu Talib'in oğlu Ali ile Zeyd'in oğlu Usame'yi çağırdı. Onlarla ailesinden ayrılıp ayrılmamak hususunda müşavere edecekti. Usame radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamm ailesinin suçsuz olduğunu ve Peygamber aleyhisselamın da onlara karşı olduğunun bilindiğini söyledi ve:

— Ey Allah'ın Resulü, aileni terketme, onlar senin iffet sahibi zevcelerindir. Onlar hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyoruz, dedi... Hazreti Ali ise:

— Ey Allah'ın Resulü, Allah sana zevce kıtlığı vermemiştir. Onlardan başka çok kadınlar vardır. Eğer Hazreti Aişe'nin hizmetini gören cariye Berire'ye sorarsan, o aana doğruyu söyler, dedi.

Sonra Peygamber aleyhisselam Berire'yi çağırdı ve:

— Ey Berire! Aişe'de bir kötülük gördün mü? diye sordu. Berire:

— Seni hak ile gönderen zata yemin ederim ki, onda kendisini ayıplayacağın bir şey görmedim. Ancak, o genç bir kadındır. Evinin hamurunu tutar da uykuya dalar, sonra da evin koyunu gelip o hamuru yer. Bundan daha fazla ayıplanacak bir şeyi yoktur, diye cevap verdi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam kalktı ve Abdullah bin Ubeyy bin Selul'e karşı kendisine yardımcı kimseler isteyerek minberde şöyle konuştu:

— Ey müslümanlar topluluğu, aileme karşı kötü ağız ve çirkin harekette bulunan adama karşı kim bana yardımda-bulunur? diye sordu. Allah'a yemin ederim ki, ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Yine kendisinde hayırdan başka bir şey bilmediğim bir adama da kötülük ettiler. Halbuki o adam, hiç bir vakit ben olmadan ailemin yanına girmemiştir.

Bunun üzerine Saad bin Muaz radıyallahu anh kalkıp:

— Ey Allah'ın Resulü, ben sana yardım eder ve o adamın hakkından gelirim. Eğer Evs kabilesinden ise onun boynunu vururum, kardeşlerimiz Hazrec kabilesinden ise, emir buyurursanız, emrinizi yerine getiririz, dedi.

Bu açıklama karşısında Hazrec'lilerin reisi olan Saad bin Ubade radıyallahu anh kalktı. Saad bin Ubade bundan önce iyi bir kimseydi, fakat bu anda kabile hislerine mağlup olarak Said bin Muaz'a dedi ki:

— Allah'a yemin ederim ki, yalan söylüyorsun. Sen onu öldüremezsin, öldürmeye gücün de yetmez!

Buna karşılık olarak Saad bin Muaz'ın amcaoğlu Useyd bin Hudayr radıyallahu anh konuştu ve Saad bin Ubade'ye:

— Allah'a yemin ederim ki, sen yalan söylüyorsun, onu muhakkak öldürürüz, sen münafıkları tutan bir münafıksın, dedi. Bu şekilde iki Ensar kabilesi Evs ile Hazrec'liler arasında durum gerginleşti. Hatta Peygamber aleyhisselam minberde iken kavga etmeye hazırlandılar. Allah'ın Resulü de onları devamlı olarak sakinleştirmeye gayret etti. Nihayet sustular, Peygamber aleyhisselam da sükut etti.

— O gün gözyaşlarım kesilmeden ve gözlerime uyku girmeden ağladım, iki gün, iki gece ağlarken anne-babam yanımda bulunuyorlardı. Ağlamaktan yüreğimin parçalanacağını sanıyorlardı. Her ikisi yanımda oldukları halde, Ensardan bir kadın yanıma gelmek için izin istedi. Girmesine izin verdim. Girip oturdu ve benimle beraber ağlamaya başladı. Biz bu hal içerisinde ağlarken, Peygamber aleyhisselam içeriye girdi. Selam verdikten sonra oturdu. Halbuki bu dedi - koduların ortaya çıktığı zamandan beri hiç yanımda oturmamıştı. Bir ay hakkımda vahiy inmediği halde beklemişti.

Oturunca önce şehadet getirdi. Sonra şöyle buyurdu:

— Bundan sonra, ey Aişe, hakkında şöyle şöyle bazı şeyler duydum. Eğer suçun yoksa Allah seni temize çıkaracaktır. Bir suç işlediğin, Allah'a tevbe ve istiğfar et. Çünkü kul, günahını itiraf edince Allah onu afveder. Peygamber aleyhisselam konuşmasını bitirince, gözyaşlarım kuruyup kesildi, bir damla dahi akmadı.

Babama:

— Peygamber aleyhisselamın söylediklerine cevap ver! diye söyledim. Babam:

— Allah'ın Resulüne ne söyleyeceğimi bilmiyorum, dedi. Bu defa anneme: -

— Sen cevap ver! dedim. O da:

— Ben de Allah'ın Resulüne ne diyeceğimi bilmiyorum, diye konuştu.

Bunun üzerine, çok Kur'an okumayan genç bir kadın olduğum halde, dedim ki:

— Allah'a yemin ederim ki, ben, bu dedi - koduyu işittiklerinizi, bunun içinizde yer ettiğini ve doğru olduğunu kabullendiğinizi biliyorum. Suçsuz olduğumu söylesem ki, Allah suçsuz olduğumu bilir, inanmayacaksınız. Allah'ın suçsuz olduğumu bildiği bir şeyi kabul etsem, ona inanacaksınız. Allah'a yemin ederim ki, ben, size Yusuf aleyhisselamın söylediğinden başka bir misal bulamıyorum. O, «Sabr-ı cemilden başka bir şey kalmamıştır.» (Yusuf Suresi) demişti. Sizin şu anlatışınıza karşı sığınılacak ancak Allahü Teala'dır.

Bunu söyledikten sonra, dönüp yatağıma yattım. Kati olarak suçsuz olduğumu biliyordum. Ancak, Allah'a yemin ederim ki, Allahü Teala'nın hakkımda kıyamete kadar okunacak bir vahiy indireceğini sanmıyordum. Buna göre, durumum Allah'ın, hakkımda vahiy suretiyle bir şey buyuracağı kadar değerli değildir. Fakat, Peygamber aleyhisselamın, Allahü Teala'nın -beni tebrik ettiğine dair bir rüya görmesini ümid ediyordum.

Allah'a yemin ederim ki, Peygamber aleyhisselam bu meclisten ayrılmadan ve ev halkından bir tek kimse dışarı çıkmadan Allah'ın Resulüne vahiy geldi. Vahyin şiddetinden kendisine anzi bir hal oldu. Hatta vahyin ağırlığı dolayısiyle, kış mevsiminde bulunduğumuz halde, inci gibi ter daneleri yüzünden akıyordu.

Vahyin nazil olması sona erince, gülerek ilk söylediği şey:

— Ey Aişe, Allah suçsuz olduğunu bildirdi, sözü oldu.. Bunun üzerine annem:

— Kalk, Allah'ın Resulünün yanına git! dedi. Ben:

— Hayır, gitmem ve ancak Allahü Teala'ya hamdederim, dedim.

Nihayet Allahü Teala «iftirayı yapanlar sizden küçük bir zümredir...» (Nur Suresi) meali ile başlayan on ayetin hepsini indirdi.

Allahü Teala, suçsuz olduğumu ifade buyuran bu ayetlerini indirdiği zaman, Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh: -

— Allah'a yemin ederim ki, Aişe hakkında bu iftiraları söyledikten sonra Mistah'a hiç bir zaman artık yardımda bulunmayacağım, dedi. Halbuki Mistah fakir ve Ebu Bekir'in akrabası olduğu için ona devamlı yardımda bulunurdu. Hazreti Ebu Bekir böyle deyince Allahü Teala, «Sizden zengin ve fazilet sahibi kimseler, akrabalarına, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermeyeceklerine dair yemin etmesinler. Avf ve bağış ile muamele etsinler. Allah'ın günahlarınızı mağfiret etmesini istemiyor musunuz? Allah mağfiret edicidir, merhamet sahibidir.» (Nur Suresi) mealindeki Ayet-i Kerimeyi inzal buyurdu.

Bu Ayet-i Kerime nazil olunca, Ebu Bekir radıyallahu anh:

— Bilakis, ben Allah'a beni mağfiret etmesini istiyorum, dedi ve Mistah'a yapmakta olduğu yardımı tekrar vermeye başladı, bu yardımı asla kendisinden esirgemeyeceğim, diye söyledi.

Hazreti Aişe devamla der ki:

Peygamber aleyhisselam benim meselem hakkında Zeyneb binti Cahş radıyallahu anha'ya da sorar ve:

— Ey Zeyneb, bildiğin ve gördüğün bir şey var mı? derdi. Zeyneb de: — Ey Allah'ın Resulü, kulağımı ve gözümü korurum. Hayırdan başka bildiğim bir şey yok, diye cevap vermişti.

Zeyneb radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselam'ın zevceleri içinde kendini, benim derecemde kabul ederdi. Allah onu muhafaza etti. Fakat kız kardeşi Hamne, onun lehine benimle mücadele etmeye teşebbüs etti ve iftirayı yapanlardan helak olanlar arasında o da helak oldu. Yani ona da kazf cezası tatbik edildi.

Suçsuz olduğuma dair vahiy nazil olunca Peygamber aleyhisselam minbere çıkıp bunu anlattı ve inen ayetleri okudu. Minberden indikten sonra da iki erkek (Hassan bin Sabit ve Mistah bin Usase) ile bir kadına (Hamne binti Cahş) iftira cezasının tatbik edilmesini emir buyurdu ve bunlara ceza uygulandı. (Bu sahabiler daha sonra tevbe etmişlerdir.)


(Buhari, Müslim, Tirmizi)